sosyal bilgiler

Sosyal bilgiler ders kitaplarında öğrenme stratejileri

24/9/2008 Kategori: sosya bilimler sozlugu |

GAZ

İ ÜNİVERSİTESİ KIRŞEHİR EĞİTİM FAKÜLTESİ DERGİSİ, Cilt 6, Sayı 1, (2005), 209-225 209

SOSYAL B

Ö

İLGİLER DERS KİTAPLARINDAĞRENME STRATEJİLERİ

Bayram TAY

Gazi Üniversitesi, K

ırşehir Eğitim Fakültesi,

İ

bayramt@gazi.edu.tr.

lköğretim Bölümü, Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı, Kırşehir/TÜRKİYE

Geli

ş Tarihi: 04.03.2005 Yayına Kabul Tarihi: 26.05.2005

ÖZET

Bu çal

kitaplar

s

ışmada, öğrenme ve öğrenme stratejileri hakkında bilgi verilmiş ve ilköğretim Sosyal Bilgiler dersında öğrenme stratejilerine nasıl yer verilebileceği örneklerle açıklanmıştır. Şöyle ki; kullanılmakta olan 5.ınıf Sosyal Bilgiler ders kitaplarında Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminden Türkiye Büyük Millet Meclisi’ninılışına kadar olan sürede hangi olayların olduğu başlıklar halinde açıklanmaktadır. Fakat öğrencilerin bu olayları

s

donat

Amasya’da, Erzurum’da ve Sivas’ta ne yapt

yer verilebilir. Bu cümlede geçen kelimelerin ilk harflerinin hangi olay

A-

Çal

konular

ırasına göre öğrenebilmesi için herhangi bir öğrenme stratejisine yer verilmemiştir. Öğrenme stratejileri ileılmış Sosyal Bilgiler ders kitabında bu konu anlatıldıktan sonra dikkat çekici bir şekilde “Manisa’da Ata’ma;ığını sordular.” şeklinde (ilk harfler büyük, koyu ve renkli) bir cümleyeı ıkladığı (M-Mondros Ateşkes Antlaşması,Atatürk’ün Samsun’a çıkışı, A-Amasya Genelgesi, E-Erzurum Kongresi, S-Sivas Kongresi.) da verilmelidir.ışmanın amacı, öğrenme stratejileri ile donatılmış Sosyal Bilgiler ders kitaplarının Sosyal Bilgilerını öğrenmede sağlayacağı kolaylığı ortaya koyarak bu stratejilerin önemini vurgulamaktır.

Anahtar Kelimeler:

Öğrenme, Öğrenme Stratejileri, Sosyal Bilgiler ders kitapları

LEARNING STRATEGIES IN SOCIAL STUDIES

TEXT BOOKS

ABSTRACT

In this study, the general information was given about learning and learning strategies And also, How the

learning strategies are going to be placed in social studies text books in primary schools was explained by the

examples. That is; the events during the period of First World War and opening the first session of Grand National

Assembly of Turkey include with the headlines in present social studies text books but there aren’t any learning

strategies to teach the correct order of the events. On the other hand, in a book which includes learning strategies,

after the lesson to attract the attention of the students, the first letter of the sentence, “

Amasya’da, Erzurum’da ve Sivas’ta ne yapt

sentence refers that “

Kongresi, S-

The aim of the study is to find out the effectiveness of the text books which were prepared taking care of

learning strategies and to emphasize the importance of these strategies.

Manisa’da Ata’ma;ığını sordular”, can be written capital, bold or in different color. ThisM-Mondros Ateşkes Antlaşması, A-Atatürk’ün Samsun’a çıkışı, A-Amasya Genelgesi, EErzurumSivas Kongresi”

Key Words:

Learning, Learning Strategies, Encoding Strategies, Social Studies Text Books

210

Sosyal Bilgiler Ders Kitaplarında Öğrenme Stratejileri/B.Tay

1. G

İRİŞ

E

ğitim, bireylerin davranışlarını

biçimlendirme ve de

tan

davran

birey yani ö

Ö

yapabilmek için bir çok ö

kullan

uyulmas

bu kurallara dikkat ederek ö

ö

ö

ö

olmayabilecektir. As

ö

Ö

ğiştirme süreci olarakımlanabilir. Bu sürecin merkezinde,ışlarında değişiklik oluşturulacak olanğrenci bulunmaktadır.ğrencilerin davranışlarında değişiklikğretme stratejisiılabilir. Bu stratejiler kullanılırkenı gereken kurallar vardır. Öğretmenğrencilerininğrenmesini gerçekleştirmeye çalışır. Fakatğrenmenin gerçekleşebilmesi içinğretmenin gayretleri tek başına yeterliıl olan öğrencininğrenme işine bizzat kendisinin girmesidir.ğrencinin öğrenme işine katılması

ö

ve bu stratejileri ne kadar uygun olarak

kullanabildi

stratejilerinin kullan

stratejilerinin de bilinip uygulanmas

ö

unsurlar

Ö

ğrenme stratejilerini ne kadar bilebildiğineğine bağlıdır. Öğretmeılması kadar, öğrenmeı,ğrenmenin gerçekleşmesinde önemliın başında gelmektedir.ğrenmenin gelişigüzel olmasını

engelleyen e

kurumlar

ö

çerçevesinde gerçekle

2002: 3-4). E

programlar

geli

genel olarak dört temel özelli

ğitim kurumlarıdır. Eğitimında kazandırılacak olanğrenmeler belli bir plan ve programştirilir (Akyürek Tayğitim faaliyetleri, eğitimıyla düzenlenmekte veştirilmektedir. Bir eğitim programınınği taşıması

gerekti

a)yeti

istenilen hedefler, b) hedeflere ula

gerekli olan içeri

düzenlenmesi, c) hedeflere ula

gerekli olan ö

e

ula

ifade edilebilir.

Bu özelliklerden

gerekli olan içeri

düzenlenmesi

kitaplar

düzenlenmesi yani ö

kolayla

kitaplar

ihtiyaçlar

olmas

kitaplar

ö

Geli

haz

klavuzu, ö

materyaller bulunmaktad

Sosyal Bilgilerle ilgili bir pakette de;

ö

ö

araçlar

test bankas

kullan

grafikler, afi

ve di

ö

ba

ö

ği söylenebilir. Bunlar;ştirilecek olan bireylerde gözlenmesişmak içinğin seçilmesi veşmak içinğrenme-öğretme süreci yaniğitim durumları, d) belirlenen hedeflereşma derecesi yani değerlendirme olarakhedeflere ulaşmak içinğin seçilmesi veders kitaplarıyla ilgilidir. Dersının kazandırılacak hedeflere göreğrenmeyiştırması beklenir. Bu nedenle dersının, öğretmen ve öğrencilerinını karşılayabilecek düzeydeı gerekmektedir. Ülkemizdeki dersı incelendiğinde genel olarakğretmenlere hitap ettiği söylenebilir.şmiş ülkelerde ders kitapları set halindeırlanmakta ve bu set içinde öğretmenğrenci kitabı, CD gibi görselır.ğrenci kitabı, öğretmen klavuz kitabı,ğretmen için kaynaklar kitabı / ya da dersı kutusu, öğretim asetatları, bilgisayarı / disket, yazılım / disket veım klavuzu, video kaset ve haritalar,şler vb bulunmaktadır (Tertemizğerleri 2001:9-10). Bunu, öğretmen veğrencinin ihtiyaçlarının ayrı olmasınağlayabiliriz. Bu nedenle ülkemizde değretmen ve öğrenci kitaplarının ayrı ayrı

tasarlanmas

vard

ö

nas

rehberlik edebilece

kitab

ö

Ö

kullanacaklar

ında ve hazırlanmasında faydaır. Öğretmen için hazırlanan kitap,ğretmenin neyi ne kadar öğretebileceğini,ıl değerlendirme yapabileceğini ve nasılğini gösterirken, öğrenciı da öğrencinin, nasıl daha kolayğrenebileceğine rehberlik etmelidir.ğrencilerin öğrenme sürecindeı ders kitapları onlar için baş

yap

unutulmadan ders kitaplar

Bu amaçla haz

ö

ıt, ana kaynak niteliğindedir. Bu özellikı düzenlenmelidir.ırlanacak ders kitaplarındağrenmeyi kolaylaştırıcı bir özelliğin

GAZ

İ ÜNİVERSİTESİ KIRŞEHİR EĞİTİM FAKÜLTESİ DERGİSİ, Cilt 6, Sayı 1, (2005) 211

yan

do

al

faydalanabilme de ancak, ders kitaplar

ö

yaz

Öyleyse; Ö

stratejileri nelerdir? Ders kitaplar

ö

sorular

ında, öğrencinin ders kitabındanğrudan faydalanabilmesi ilkesi dikkateınmalıdır. Ders kitabından doğrudanınınğrenme stratejileri dikkate alınarakılmış olmasıyla mümkün olabilecektir.ğrenme nedir? Öğrenmeındağrenme stratejileri nasıl yer alabilir?ının cevapları aranmalıdır.

2. Ö

ğrenme Nedir ve Nasıl Öğreniriz?

İ

nsanlar, yaşamları boyunca karşılaştıkları

çe

bulunurlar. Ö

ki

Ö

davran

olmas

özellikleri ise; davran

de

nispeten sürekli olmas

de

olmas

biçimde meydana gelmemesi ve davran

de

olu

(Senemo

E

davran

istendik olmal

Ö

olu

kuramlar

Ö

Ancak, bu kuramlar

ö

kuramlar

Di

Ö

Bunlardan birincisi ö

davran

ve peki

şitli durumlarla etkileşim içindeğrenme, bu etkileşim sonucuşide oluşan kalıcı davranış değişmeleridir.ğrenmeden söz edebilmek için öncelikleışın yaşantı ürünü olması ve kalıcı izliı gerekmektedir. Öğrenmeninışta gözlenebilir birğişme olması, davranıştaki değişmeninı, davranıştakiğişmenin yaşantı kazanma sonucundaı, davranıştaki değişmenin geçici birıştakiğişmenin sadece büyüme sonucundaşmaması olarak gösterilmektedirğlu 1997: 95; Açıkgöz 1996: 8).ğitimde bireylere kazandırılacakışlar; gözlenebilir, ölçülebilir veıdır diyebiliriz.ğrenmenin hangi koşullar altındaşacağını ya da oluşamayacağını, öğrenmeı betimlemekte ve açıklamaktadır.ğrenme, bir çok kuram tarafındanıklanmaya çalışılmıştır (Bilen: 1993: 13).ın hiçbiri tek başına,ğrenme kavramını tam anlamıylaıklayamamaktadır. Çünkü öğrenmeının her biri farklı bir öğrenmeyiıklamaya çalışmaktadır (Sönmez veğerleri 2000: 102; Senemoğlu 1997: 100).ğrenmeyi açıklayan iki temel görüş vardır.ğrenmenin uyarıcı ileış arasında bir bağ kurarak geliştiğiniştirme yoluyla davranış

de

davran

Davran

peki

peki

olu

ko

4). Di

beyninde ve sinir sisteminde olu

olarak tan

yakla

s

ğiştirmenin gerçekleştiğ

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Kanser tedavi, korunma yolları

13/9/2008 Kategori: sosya bilimler sozlugu |

Kanser.

320 * Sen: Vücudunu Kullanma Kılavuzu

Kanserin bu kadar korkutucu olmasının sadece vücutlarımıza yapabileceklerinden değil, gerçekte ne olduğunu birçoğumuzun anlamamasından kaynaklandığına inanıyoruz. Çocukluğunuzda geceleri duyduğunuz sesleri hatırlıyor musunuz? Odanızın karanlığında, tek gözlü, beş kollu, tüylü burunlu bir cinin, yatağınızın etrafında dolaştığını, üzerinize atılmak için doğru zamanı beklediğini kesinlikle bilirdiniz. Sizi korkuturdu, çünkü onu göremezdiniz. Işığı açtığınızda - ve bunun sadece oyuncaklarınızdan birinin gölgesi olduğunu anladığınızda - işler daha az korkutucu olurdu. Kanserin sadece hayal ürününüz olduğunu söylemeye çalışmıyoruz. Elbette ki gerçekten var ve çok tehlikeli bir hastalık. Ama üzerinde konuşarak ışığınızı yakmak istiyoruz; böylece onu yakından görebilir ve nasıl çalıştığını anlayabilirsiniz. Karşılaştığınız şeyi tanımak, onunla savaşmanın ilk adımıdır.

Tek kelime olmakla birlikte, kanser tek hastalık değildir. Hepsi kendi davranış tarzlarına sahip yüzlerce farklı hastalıktır ve bu da anlamayı daha da zorlaştırmaktadır. Bütün kanserleri tedavi etmenin tek bir yolu yoktur. Bazı kanserler ameliyat gerektirirken, bazıları radyasyonla, kemoterapiyle ya da bu tekniklerin bir bileşimiyle tedavi edilebilir. Evinizde çıkan yangın ya da düşen bir yıldırıma benzeyen kalp krizinin aksine, kanser daha ziyade yavaş büyüyen - termitler, küf, temeldeki bir çatlak gibi - ve zaman içinde evinizi yıkabilecek olan bir sorundur.

Kanserin gelişim şeklini anlamanın, hastalığı anlamakta önemli bir adım olacağını düşünüyoruz. Ayrıca, doğru şekilde tedavi edilebilmesi için erken teşhis konmasını sağlamak ya da önlemek üzere belli önlemler almanızı sağlamak istiyoruz. Bu yüzden, mikroskoplarımızı elimize alalım ve vücudunuzdaki bu haydut hücrelere yakından bakalım.

Kanser Hücrelerinin Doğumu

Kanser, günlük faaliyetler için sürekli üremekle meşgul olan genlerinizde oluşan gizli değişimdir. Daha fazla hücreye İhtiyacınız olduğunda hızlanan ve daha azına ihtiyacınız olduğunda yavaşlayan bu muhteşem mekanizma, ba-

Cehennem Hücreleri: Kanser * 321

I

zen bir genin bir parçasını kaybedebilir. Çoğu önemsizdir ve kimse fark etmez. Ama sonra bu hücrelerde bağışıklık sisteminizin fark etmediği ve bu yüzden tepki veremediği bir değişim oluşabilir. Bu mutasyon süreci, sık sık tekrarlanan bir şey değildir. Her zaman olan bir şeydir. Herkesin vücudu günde yaklaşık 70 milyon hücre kopyalar (California, Teksas ve Florida'nın nüfus toplamı kadar). Peki bu kopyalama sırasında neler olur? Bir DNA sarmalında dört harf vardır: A, G, C, T. Hücreler kopyalanırken, belli sayıda kopyanın kodunda tipografik hatalar olur ve bu da, hücrenin kodunu tanımaması, dolayısıyla ne tür bir işle uğraşacağını bilmemesi anlamına gelir. Yüz sayfa yazı yazdığınızı düşünün; elbette ki zaman zaman harf hataları yaparsınız. Ama hücrelerinizin hatalarını düzeltmek için geri dönüş tuşu yoktur. Dolayısıyla, eğer bir harf kopyalama sırasında karışırsa, (örneğin T yerine U olursa) anormal hücre halini alır; vücudunuz bu hücreyi normal hücre olarak tanımaz (siz bir kelimeyi yazdığınızda bilgisayar programının yanlış yazılan bir kelimeyi tanımaması gibi). Bu hatalı hücrelerin çoğu ölür - bağışıklık sisteminiz sayesinde - ama bu hataların bazıları radardan kaçabilir ve kansere yol açabilir.

Hücre yapısını anlamak için, oturduğunuz mahalleyi düşünmenin güzel bir örnek olacağına inanıyoruz (Şekil 11.1. 11.2, 11.3. 11.4 ve 11.5'e bakınız).

$*n m nüden us e k»iar> Cehennem Hücreleri ve İyileşme Kon

ser hücreleri sosyopottır ve kalabalık bölgelerde büyümelerini durdurmaları için gelen mesajlara kulak asmazlar. Bunun yerine, etrafı sarılan sağlıklı hücreler ezilirler. Bazen kanserin kon kaynağı kesilir ve açlıktan ölür. Ama daha tehlikeli kanserler, tümörün içinde kan damarları oluşturacak kimyasal maddeler salgılar. İyi beslenen kanser hücreleri yeni verimli bölgeler bulmak için kan damarlarına girebilir veya lenfatik kanalları izleyebilirler. Bunun sonucunda akciğerler, karaciğer, beyin ya da lenf düğümleri gibi bölgelerde fazla kan biriktiği zaman metastaz oluşur. Çoğu kemoterapi yöntemleri, kanser hücrelerini daha büyürken öldürür ama bu normal hücrelere de zarar verir. Kanseri yok etmek için geliştirilen yeni yöntemlerden bazıları, bağışıklık sistemini bu istilacdara karşı harekete geçirme ya da tümörlerin yeni kan kaynaklan bulmasını önleme amacını gütmektedir. Sosyalleşmek, egzersiz ve Kullanım Kılavuzu Diyeti, hücreleri daha canlı bir hayata döndürebilir ve sosyopat hücreleri uzak tutabilir.

Bir Kanserin

Bir tjücre C*inm(

ı yââ?/ Ciddi ' ? Sana ne?/

322 * Sen: Vücudunu Kullanma Kılavuzu

Cehennem Hücreleri: Kanser • 323

Akan

kânı

kesiyor/

Baba,

de senin gibi olmak istiyorum.

<^=

      T> m—

 bizi hiçbir

durduramaz!

elden gidiyor.'

324 * Sen: Vücudunu Kullanma Kılavuzu

Cehennem Hücreleri: Kanser * 325

Olduğun yerde lçal,

Buradan gecen onca masuma oldu olan. Zavallılar.

Sanırım hepsini

enseledik/

Tumor bölgesinde.

a Ölüyorar^rp-.. T

326 * Sen: Vücudunu Kullanma Kılavuzu

 sayıda masum iıucre katliamdan kurtarılır..

- I      İyileşeceksin, kard

Acele edin.'

 çok geç değil'

-ve iyileşirler

Cehennem Hücreleri: Kanser * 327

GERÇEK KUTUSU

Tümörler, en eski metinlerde bile değinilen bir konudur; bazı Mısır mumyalarının kemiklerinde tümörler bulunmuştur.

Oturduğunuz mahallede her türde birey vardır; dostluk canlısı olanlar, sakinler, siz daha uyanmadan kapınızın önündeki karı kürüyen yardımseverler, siyah çorap ve lastik ayakkabı giyerek çim biçen eksantrikler... Ama bu bireylerin hepsi bir kategoriye uyar: Sosyal açıdan sorumluluk sahibidirler. Yani sizin mülkiyet hakkınıza saygı duyarlar, herkesle iyi anlaşırlar, saygı gösterirler ve gerektiğinde onların zeytinyağı sizin zeytinyağınızdır. Vücudunuzdaki normal hücrelerde de durum budur; birbirleriyle iyi geçinirler ve sosyal sorumluluklarını bilirler. Etraflarındaki hücrelerle iyi anlaşırlar, kendi hayatlarını yaşarlar ve hatta gerektiğinde birbirlerine yardım ederler. En önemlisi, sadece kendi işlerine bakarlar ve diğer hücrelerin varlığına zarar vermeden işlerini yaparlar. Karaciğer hücreleri, dalak hücrelerinin çalışmasına izin verir ve karın kası hücreleri (lastik izi gibi görünenler bile) kalp hücrelerinizin işini yapmayı hayal etmezler.

Şimdi bir de kötü komşularınızı düşünün; etraflanndakilere saygı duymayan komşularınız. Çimenlikleri talan ederler, yüksek sesle müzik çalarlar, Labrador köpeklerinin başka insanların çimenleri üzerine dışkılarını bırakmasına izin verirler. Etraflarındaki herkese karşı tamamen saygısızdırlar. Kanser hücreleri işte bu kötü komşulardır (Şekil 11.2). Sosyal sorumluluklarını bilmezler; sosyopattırlar. Temelde, yaptıkları şey büyümek, çoğalmak ve etraflarındaki hücrelerin hayatını cehenneme çevirmektir; tıpkı haydut çeteleri gibi. Başka hücrelerin ihtiyaçlarını umursamazlar; ve sonra, bazı durumlarda, vücuda yayılarak bütün mahalleyi altüst edebilirler.

Bu kötü komşulara - mutasyonlara - iki şekilde sahip oluruz. Birincisi, yukarıda belirttiğimiz gibi. mutasyonlar hücre kopyalama sürecindeki hatalardan kaynaklanabilir. İkincisi, mutasyonlar radyasyon ya da serbest radikaller (bu, hücrelere, proteinlere ve DNAlara kimyasal yapılarını değiştirerek zarar verebilen bir atom ya da atom grubudur) tarafından bir hücre zarar gördüğünde DNA'nın değişmesiyle oluşur. Serbest radikallerin yarattığı hasar, serbest radika-

328 * Sen: Vücudunu Kullanma Kılavuzu

Mit mi, Oerpek mi? Kanser bulaşıcı değildir

Bazı kanser türleri, HIV gibi virüslerle bulaşabilir. Dolayısıyla bir açıdan, başka birinden kanser kapabilirsiniz. HIV kişiden kişiye yayılabilir ve HIV kansere yol açabilir. Kanseri kan, salya ya da mikroplarla yayamazsınız ama kansere yol açacak organizmaları aktarabilirsiniz. Daha

lin bir antioksidanla bağlanması durumunda engellenebilir; belki de antioksidanların en önemli görevi bu serbest radikalleri kelepçelemek, böbrekler aracılığıyla vücuttan atılacak hale getirmek üzere paketlemek ve diğer hücrelere ve kromozomlara zarar vermelerini önlemektir. Her iki durumda da, bu mutasyonlar - hücreyi öldürmez ya da onarılmazlarsa - bir hücre bölünerek çoğaldığında yayılmaya başlar.

Kanserden ikinci korunma şekliniz, bağı-şıklık sisteminizdir; ideal durumda, bağışıklık sisteminiz bütün hataları tarayıp yakalayacak       önce birkaHDn üz etmiştik; örneğin koraci-ve tanımadığı hücreleri ölümle cezalandıracak-       9er ilîihabl 9ibi- 'lk keşfedilen bağlontı, Bur-tır. Tipik olarak, hücreleriniz vücudunuz için-      kitt'in lenfoması ve Afrika'deki virüstü, deki bütün genlere bunu yapar; ama alyuvarlarınız hariç. Bu gen (P53 geni denir ve sistemin editörüdür) baskı hatalarını bulmak için diğer bütün genleri okur. Şimdi, kanserin sapıtmış bir komşu olduğunu biliyoruz; aslında kötü ruhlu bir komşu. Bu komşu, haydutlarla savaşmaları için bağışıklık sistemi polislerini araya-mamaları için diğer hücrelerin telefon bağlantılarını keser (sistemi yanıltmak konusunda usta olduklarını söylemiştik). Kanserli kişilerde, kanser hücreleri P53 genini kapatır.

Normalde tuhaf hücreleri öldürmek için bu genler bağışıklık sistemini harekete geçirirken, bu mekanizma kanser hücreleri yayılan kişilerde çalışmaz; dolayısıyla kansere gelişecek, yayılacak ve vücuda zarar verecek fırsatı sunar. Bu holiganlar işte böyle doğar; mutasyon ve bağışıklık sistemini istenmeyen hücreleri vücuttan atma becerisinden yoksun bırakarak. P53 geni etkili şekilde çalışmak için D Vitamini'nc ihtiyaç duyar, dolayısıyla kanseri önlemenin bir adımı, yeterli miktarda D Vitamini almaktır (bu konuda daha detaylı konuşacağız). Büyük sonuçlar doğuran ilginç bir nokta: Metastaz kanseri olan fareler üzerinde yapılan bir araştırmada, araştırmacılar P53 editörlerini ye-

Cehennem Hücreleri: Kanser • 329

niden aktif hale getirebildiklerinde, her yerdeki kanserli hücrelerin öldürüldüğü tespit edilmiştir.

Oksidasyonun nasıl gerçekleştiğini anlamak da önemlidir. Birçok açıdan, oksidasyon iyi bir şeydir ve doğal olarak vücudunuzda gerçekleşir. Bağışıklık sisteminin etkili çalışması için vücudunuzun oksidasyona ihtiyacı vardır, böylece vücudunuz kendini koruyabilir. Bu sistem, eski hücreleri öldürerek yeni hücrelere yer açar. Dolayısıyla kötü bir şey değildir ama kötü olma potansiyeline sahiptir. Kanser, biraz tuhaf giden normal biyolojik sürecin bir parçasıdır. Oksidasyon sisteminde bir terslik olduğunda, çok fazla oksidasyon gerçekleşir (vücudunuzun paslanması söz konusu olur); dolayısıyla DNA'ya zarar veren ya da kanserli hücreleri vâicuttan temizleyen mekanizmayı engelleyen serbest radikaller üretir.

Kanser Hücrelerinin Gelişimi

Doğal olarak, bağışıklık sistemimiz çoğu kanserli hücreye karşı savaşır. Dolayısıyla sorulması gereken ilk mantıklı som şudur: Vücudunuz neden istenmeyen hücrelerle savaşması için bağışıklık sistemini çağıramıyor? Güzel soru. Aslında, bağışıklık sisteminiz geliyor; ve tuhaf görünüşlü, kansere yol açma riski olan bir sürü hücreyi öldürüyor. Antioksidan vitaminlerin ve D Vitamini'nin kanseri önlemekte önemli olmasının nedeni budur, çünkü bağışıklık sisteminizi güçlendirirler. Ama güvenlik ağınız kandınlabilir ya da yetersiz kalabilir. Asıl sorun, bağışıklık sisteminin nasıl çalıştığını tam olarak bilmememizdir; bağışıklık sistemimiz neden bu hücrelerin bazılarıyla savaşabilirken bazılarıyla savaşamıyor? Yapılan araştırmalar, kanseri önleyici aşılar geliştirmeye odaklanıyor ve bunlar arasında viral enfeksiyonlarla te-tiklenebilecek kanser türleri de var (örneğin kara-

GERÇEK KÖŞESİ

Bazı tümörlerde kanser hücresi bulunmaz; bunlar iyi huyludur, fakat yine de tehlikeli olabilirler. Çünkü bu, tümörlerin Önemli besinlerin yolunu kesmek ya da kritik organlar üzerinde baskı kurmak için büyüyebilmesinden kaynaklanır. Örneğin, birçok beyin tümörü yayılmamasına rağmen, yine de ameliyatla alınır.

330 * Sen: Vücudunu Kullanma Kılavuzu

Mit mi, Oerpek mi? Kalp kanserine yakalanabilirsiniz

Kalp kanserini hiç duymadınız. Çünkü kanser nadiren burada başlar. Ama gerçek şu ki kanserin son aşamalarında, kalpte odaklanan kanser hücreleri görülebilir ve bu bizi hiç şaşırtmamalıdır, çünkü kanser hücreleri enerji taşıyan kanı severler.

ciğer iltihabı, karaciğer kanserine yol açabilir). Virüslerin kanserin gelişmesinde ve yayılmasında sanıldığından çok daha etkili olduğu ortaya çıkabilir.

Çoğu kanser mutasyonlarında, bu hücrelerde bağışıklık mekanizmanızı kapatan bir genetik kod vardır, dolayısıyla hızla ve hiç fark edilmeden yayılabilirler. Ama kanser hücreleri aynı zamanda çok etkili bir şekilde kopyalanmalarını sağlayan bir mekanizmaya da sahiptir; bu da kanser hücrelerini vücuttaki diğer hücrelerden daha güçlü ve daha hızlı kılmaktadır.

Hızlı büyümekle birlikte, kendi başlarına bunu yapamazlar. Tıpkı bir bitkinin suya ya da bir çocuğun vitaminlere ihtiyaç duyması gibi, kanser hücreleri de büyümek için besine ihtiyaç duyarlar. Kanser hücrelerinin her şeyden çok istediği şey. enerjidir. Eğer hücreler enerji alamazlarsa, kendilerini gerçekten öldürürler, çünkü birikmiş enerjilerini bitirirler. Dolayısıyla, en başarılı kanser -fark edilecek ve zararlı olacak kadar büyüyebilenler - genellikle enerji kaynağı bulurlar ve bunu damarlardaki kanı kendilerine yönelterek yaparlar. Oluşturulan bu enerji kaynağı, su altında birinin kullandığı oksijen tankına benzer; varlıklarını sürdürmek için gerekli şeye sahiplerdir (Şekil 11.3). Kanser hücrelerine yaşama ve büyüme fırsatı veren şey budur. Kavgacı hücreler olduklarından, kanser hücreleri hangi damarların hangi organlara gideceğine de karar verebilirler. Doğal dokuyu sarabilir, istila ettikleri organa sahip olabilir, bir araya gelerek tümörler - kanserli hücreler yığını - oluşturabilir ve o organın normal fonksiyonlarını engelleyebilirler.

Kanser Türleri

Yaşama, büyüme ve ilaçlara tepki verme açısından çok çeşitli kanser türleri yardır. Ama birçok kanser ortak özelliklere sahiptir. Kanserin bazı türlerin-

Cehennem Hücreleri: Kanser * 331

de son derece açık nedenler söz konusudur. Akciğer kanseri - erkeklerde ve kadınlarda görülen en yaygın öldürücü kanser - çok büyük ölçüde sigara dumanından kaynaklanır (ama bütün akciğer kanserleri değil). Akciğer kanseri olan kişilerin yüzde 95'inden fazlası ya sigara içmişler ya da pasif tiryaki olmuşlar, radon ya da asbest solumuşlardır. Normal hücreler sürekli olarak bir zehirle (tütün yapraklanndaki hidrokarbonlar gibi) zarar gördüğünden, akciğerleriniz hasarlı olanları onarmak ve yenilemek için yeni hücreler üretir. Bunun için ne kadar hızlı çalışmaları gerekirse, tipografik hataların oluşma olasılığı da o kadar artar; dolayısıyla normal hücreler kötü hücrelere dönüşebilir.

Göğüs kanseri gibi bazı kanser türlerinin öncelikli nedenlerini bilmemekle birlikte, önemli bir kalıtsallık unsuru bulunduğunu, doymuş ve yapay yağların ve obezliğin de kanser gelişiminde etkili olduğunu biliyoruz. Bu tür kanserlerde dikkatin teşhise odaklanması gerekir; karmaşık tekniklerin yanı sıra kendiniz de sık sık kontrol edebilirsiniz (ama fiziksel egzersizler, folat ve aspirin alımı sayesinde önlenmesi mümkündür). Mamogramlar ve PET taramaları, küçük tümörlerin fark edilmesinde son derece etkili olabilmektedir (ama kanser teşhisi koyamazlar; bunun için biyopsi gerekir). Ayrıca, kanserin zamanında fark edilebilmesi için yeni teknikler de sürekli olarak geliştirilmektedir. Rutin cerrahi göğüs endoskopisi (ROBE), örneğin, göğsü dokusunu altmış kez büyüterek, mamogramların fark edebileceği tümörlerin yüzde biri boyundaki-leri fark eden bir görüntü aletine dayanmaktadır. Göğüs kanser erken teşhis edilirse, uygulanan tedavi genellikle lampektomi - tümör topağının alınması -olmaktadır.

Ama bütün kanserler tümörler ya da yumrular halinde değildir; bu da teşhisi daha da zorlaştırmaktadır. Lösemi gibi kanla ilgili kanserler, tam anlamıyla tümör değildir. Bunun yerine, anormal akyuvarların ilikte birikmesi ve sağlıklı akyuvarları ve alyuvarları aç bırakması demektir; dolayısıyla vücudunuz kendini enfeksiyonlara karşı koruyamamakta ve ihtiyacı kadar oksijen alamamaktadır. Bu kan kanserleri, ilikleri ve lenf düğümlerini yok ederek yaşaması gereken diğer hücreleri öldürür; iliklerinizde sağlıklı hücre kalmayana, tamamen kanserli hücrelerden oluşana kadar. Bunun için radikal bir çözüm -

332 * Sen: Vücudunu Kullanma Kılavuzu

bazı kanserler için işe yaramakla birlikte, bazıları için etkisiz kalan bir yöntemdir - ilikteki tüm hücreleri öldürmek ve uygun bir vericiden alınan ilikle boş alanın kaplanmasidır.

Konserin Yayılması

Kanser hücrelerinin sinsi bir yapısı vardır. Diğer hücrelerde bulunan "yapışkan" özellik onlarda yoktur, dolayısıyla yeni oluşan kan damarlarına binerek vücudun diğer kısımlarına yayılabilirler; bu bölgeler genellikle karaciğer, akciğerler ve beyin olur. Dolayısıyla, genel oİarak kanser kaçabilir ve kanın bol olduğu bölgelerde gelişebilir; bu yüzden, kanserin bir bölgeden başka bir bölgeye ya da organa sıçraması sık görülen bir durumdur. Ayrıca, kanser lenfatik sistemde (vücudun atık antma programı) dolaşmayı ve lenf düğümlerine yakın olmayı sever; doktorların bu bölgeleri dikkatle incelemesinin nedeni budur.

Kanser. Genp Yasa Eylem Planı

Kanser söz konusu olduğunda en heyecan verici araştırmalardan bazıları, genetik alanında sürmektedir; bu, aile geçmişinize ve genetik yapınıza bağlı olarak en savunmasız olduğunuz kanser türlerinin bulunması ve yaşam tarzınızın bu kansere önlem oluşturacak şekilde yapılandırılmasıyla ilgilidir. Belki gelecekte, bağışıklık sistemimizin kanseri yenmesine olanak tanıyacak şekilde bazı ilaçlar veya aşılar geliştirebileceğiz. Ama henüz o noktaya ulaşmadık ve bu yüzden, yapabileceğiniz en iyi şey sağlığınızı kendi elinize almak, kanseri önlemek için yaşam tarzınızda yapacağınız değişikliklere karar vermektir. Örneğin, uzun süreler boyunca güneş yağı sürmeden güneşte oturmak, cilt kanserine davetiye çıkarmak demektir. Sigara içmek? Sigara içmekle kanser arasında öylesine güçlü bir bağlantı vardır ki elinize bir şırınga alıp akciğerlerinize kanser hücreleri şırınga etseniz daha iyi olur. Tütün sadece akci-

Cehennem Hücreleri: Kanser * 333

ğer kanseri olasılığını güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda sidik torbası, prostat ve göğüs kanserlerine yol açabilir. Bazı bulaşıcı hastalıkların da kansere yol açtığını biliyoruz; bunun nedeni, bağışıklık sisteminizde oluşan bir şeyin kanserin gelişmesine olanak tanıması olabilir.

Diğer kanserler söz konusu olduğunda, nedenlerini doğrudan bilmiyoruz ama kanseri önleyebilecek şeyler hakkında bazı güçlü fikirlerimiz var. En önemlisi: Kalbinizi ve damarlarınızı genç tutarak, kanseri önlemek konusunda önemli bir örnek oluşturabilirsiniz. Obezlik ve pasiflik de kanserle bağlantılı şeylerdir; dolayısıyla doğru miktarda kalori alımı ve bu kitapta sunduğumuz türden fiziksel faaliyetleri düzenli olarak sürdürmek, bütün vücudunuzu genç tutmak için önemli ve gerekli şeylerdir. Ayrıca, anatomik mahallelerinizi kötüler yerine iyi komşularla doldurmak için de şu adımları atabilirsiniz:

/. Adım: Besinlerle Savaşın

Kanseri önlemek konusunda elimizdeki en önemli kaynak, yiyecekler ve besinlerdir. Deri ve akciğer kanseri gibi durumlarda besinlere dikkat etmek özellikle önemlidir. Böcek ilaçlama firmalarının evinizi gereksiz misafirlerden arındırmak için kendilerine has kimyasalları, zehirleri ve ilaçları vardır; ama kanserle savaşmak için ihtiyaç duyduğunuz zehirler, besinlerden ve vitaminlerden gelir. En güçlü kanser önleyici rejim için, şu içerikleri barındıran yiyecekler yemeye ve tabletler kullanmaya dikkat edin.

D VİTAMİNİ Her editörün iyi bir sözlüğe ve sağlam bir çift göze ihtiyacı vardır. D Vitamini'nİn editörünüzün çantasında önemli bir araç olduğunu düşünün, çünkü bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve kanser olasılığını düşürdüğü bilinmektedir. Bunun nasıl gerçekleştiğini bilmiyoruz ama D Vitamini'nİn kanser riskini azalttığı, yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Bir teori, vitaminin mutasyona uğramış hücreleri öldürdüğü yönündedir; yani I) Vitamini, kanser hücreleri için zehirli olabilir. İkinci teori, D Vitamini'nİn editör genin etkisini

334 * Sen: Vücudunu Kullanma Kılavuzu

artırdığı, böylelikle kanserli hücrelerin daha kolay tanındığı ve bağışıklık sisteminin kanseri hücrelerle savaştığı yönündedir; yani bir açıdan editör gen için büyüteç rolü oynamaktadır. D Vitamini'nİn bir biçimi - D3 - P53 geninin etkili şekilde çalışması için gereken blokları inşa eder ve bu da mutasyona uğradığında kanserli hücre oluşumuna yol açan proteinlerin düzenlenmesini sağlar. Çoğu Amerikalı yetişkin, yeterli miktarda D Vitamini almamaktadır (aslında, yüzde 30 ila 40'ında sorun olabilir). Altmış yaşının altında olanlar için günde 400 IU ve daha ileri yaşlardakilcr için günde 600 IU D Vitamini alımını öneriyoruz. Tablet olarak alabilirsiniz; ya da günde dört bardak yağsız süt veya gerçek portakal suyu içebilirsiniz. (Buna ek olarak, 8. Bölüm'de sözünü ettiğimiz gibi D Vitamini ihtiyacınızı güneşten karşılayabilirsiniz. Dışarıda on ila yirmi dakika geçirmek, yeterli miktarda vitamin almanızı sağlar. Ama D Vitamini'ni yiyeceklerden ve tabletlerden karşılamanızı, dışarı çıktığınız her seferinde - hava güneşli olsun ya da olmasın -SPF 45 koruyucu sürmenizi şiddetle öneriyoruz.)

FOLAT B Vitamini türlerinin bileşimi olan folat ya da folik asit, genellikle hamile kadınlara önerilir, çünkü ceninin beyninin ve omurgasının normal gelişimi için şarttır. Ama anneler spina bifidayı (bir doğum kusuru) önlemek için folat almaya başladıklarında, çocuk kanserlerinde de yüzde 60 oranında azalma gözlemledik. Ünlü bir bili-

madamı olan Bruce Ames, öncelikle gen kopyalanması sırasında oluşan fola-tın tipografik hataları önlemekte yararlı olduğunu keşfetti; yeterli miktarda folat alarak, vücudunuzun U olarak algılamayacağı yeterli miktarda T sağlarsınız. Ama folat yetişkinler için de önemlidir. Yetişkin olarak yeterince folat almazsanız, bu eksiklik kansere yol açabilir. Dört araştırmada, folat takviyesinin kolon kanserini yüzde 20 ila 50 azalttığı görülmüştür ama Amerikalıların yüzde 50'sinden fazlası, önerilen miktarı bile almamaktadır; ayrıca, yüzde 90 kolon kanserini azaltmak için gereken miktarı da (günde 800 mikrogram) alma-

Cehennem Hücreleri: Kanser * 335

maktadır.

Çok çeşitli yiyecekler - ıspanak, domates ve portakal suyu gibi - folat içerir ve birçok yiyecek - ekmek ve kepek gibi - yine bu maddeyi barındırır. Ama folatı yiyeceklerden almak, folik asit tabletlerine oranla daha etkisiz olacaktır. 250 mi. portakal suyunda sadece 43 mikrogram folat olduğu düşünülürse, gerekli miktarda folat alabilmek için günde 7 litre portakal suyu içmeniz gerektiğini anlarsınız. Ayrıca bir dilim ekmekte 6 mikrogram ve bir tabak ıspanakta sadece 2 mikrogram folat olduğu düşünülürse, tabletlere ihtiyacınız olduğu açıktır. Ortalama olarak günde

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

2008- 2009 2.dönem veli toplantı tutanağı

26/8/2008 Kategori: sosya bilimler sozlugu |

2006/2007 Eğitim Yılı II. Veli Toplantısı Görüşme Tutanağıdır.

 

23.02.2006 Cuma günü saat 15:30’da İngilizce Dersliğinde 7/A sınıf rehber öğretmeni Berna KAYA, Türkçe Öğretmeni Mehmet EVİRGEN’in katılımıyla yeterli veli çoğunluğunun da sağlanmasıyla toplantı başlamıştır.

 

İstiklal Marşımızın okunmasının ardından açılış konuşması ve yoklama yapılmış, gündem maddeleri okunmuştur.

 

2006/2007 Eğitim Öğretim Yılı I. Dönemi genel başarı değerlendirmesinde öğrencilerin hedeflenen başarının altında olduğu belirtildi. Sınıf ve ders bazında istatistik veriler, velilerle paylaşıldı. Öğrencilerin 6. sınıfta İkinci Kademeye uyum sağlamada zorluk çektikleri saptaması önceki veli toplantı tutanaklarında velilerle paylaşılmıştır. Bunun etkileri hala 7. sınıfta bile gözlemlenmekte olduğu vurgulandı Her seferinde uyarı yapılmasına rağmen öğrencilerin bir kısmının hala uygunsuz kılık kıyafetle okula geldiklerini özelliklede öğle tatilinde evlerden dönüşte öğrencilerin kıyafetlerini değiştirdikleri belirtildi. Gerek kılık kıyafet gerekse vücut temizliğinin sağlanması hususunda, öğrencilerini tertipli ve temiz okula yollayan velilerin affına sığınarak, daha özenle öğrencileri okula yollamaları gerektiği dile getirildi. Seneye öğrencilerin Hayatlarında önemli bir noktası olacağı ve öğrencilerin O.K.S. sınavını da göz önünde bulundurmaları ve en azından her gün ders bazında birer üniteye hazırlanıp ilgili soruları çözüp, şimdiden kendilerine bir sistem oluşturmaları gerektiği dile getirildi.

 

Devamsızlık konusunda I. Dönemde herhangi bir problem yaşanmadığı bu dönemde böyle bir durum söz konusu olduğu takdirde Sınıf Rehber Öğretmeni tarafından bir hafta içinde bilgilendirilecekleri bildirildi.

 

. Kimi öğrencilerde sorumluluk yerine getirme konusunda aksaklıklar yaşandığı bununda gerek ders içi performans notlarını gerekse yazılı notlarını etkilemekte olduğu belirtildi. Bu nedenle velilerin bu konuda daha hassas davranmaları gerektiği ve öğrencilerin derslerini birebir takip etmeleri ve ilgili olmaları konusunda bilgi verildi. Bazı öğrencilerin hiçbir dersten performans ödevi teslim etmediklerini bununda notlarını ciddi anlamda etkilediği, zaten bu öğrencilerin de yazılı yoklamalarının genelinde başarılı olamadıkları belirtildi. Eğitimin her yönüyle bütünlük içinde olması gerektiği bir kez daha vurgulandı. Öğrencilerin ders araç gereçlerini ve gereken donanımlarını ayrıca ev ödevlerini de yaparak bunun yanında da gelecek konulara da hazırlanarak okula gelmeleri gerektiği dile getirildi.

 

Eğitimin veli-öğretmen-okul idaresi üçgeninin iletişiminin iyi olmasıyla daha da perçinleneceği, amacımızın velilerin en az 4 haftada bir okul idaresiyle ve branş öğretmenleriyle görüşmeye gelmesi gerektiği belirtildi. Fakat okulumuz veli profilinde velilerin veli toplantılarına bile yazılı davetlerin evlere yollanmasına rağmen katılımlarının hedeflenen düzeyde olmadığı fakat toplantı yapmaya yeterli olduğu vurgulandı.

 

İlçe genelinde yapılacak sınavlara öğrencilerin katılmalarının gerek bilgi düzeylerini ölçüp yetersiz oldukları konuları görmede, gerekse ilçe genelinde seviyelerini görmede fayda sağlayacağı belirtildi.

 

Velilere dile getirmek ya da danışmak istedikleri bir husus olup olmadığı sorulduktan sonra iyi dileklerle toplantıya son verildi. 16.11.2006

 

  

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

2008- 2009 2.dönem veli toplantı tutanağı

26/8/2008 Kategori: sosya bilimler sozlugu |

2006/2007 Eğitim Yılı II. Veli Toplantısı Görüşme Tutanağıdır.

 

23.02.2006 Cuma günü saat 15:30’da İngilizce Dersliğinde 7/A sınıf rehber öğretmeni Berna KAYA, Türkçe Öğretmeni Mehmet EVİRGEN’in katılımıyla yeterli veli çoğunluğunun da sağlanmasıyla toplantı başlamıştır.

 

İstiklal Marşımızın okunmasının ardından açılış konuşması ve yoklama yapılmış, gündem maddeleri okunmuştur.

 

2006/2007 Eğitim Öğretim Yılı I. Dönemi genel başarı değerlendirmesinde öğrencilerin hedeflenen başarının altında olduğu belirtildi. Sınıf ve ders bazında istatistik veriler, velilerle paylaşıldı. Öğrencilerin 6. sınıfta İkinci Kademeye uyum sağlamada zorluk çektikleri saptaması önceki veli toplantı tutanaklarında velilerle paylaşılmıştır. Bunun etkileri hala 7. sınıfta bile gözlemlenmekte olduğu vurgulandı Her seferinde uyarı yapılmasına rağmen öğrencilerin bir kısmının hala uygunsuz kılık kıyafetle okula geldiklerini özelliklede öğle tatilinde evlerden dönüşte öğrencilerin kıyafetlerini değiştirdikleri belirtildi. Gerek kılık kıyafet gerekse vücut temizliğinin sağlanması hususunda, öğrencilerini tertipli ve temiz okula yollayan velilerin affına sığınarak, daha özenle öğrencileri okula yollamaları gerektiği dile getirildi. Seneye öğrencilerin Hayatlarında önemli bir noktası olacağı ve öğrencilerin O.K.S. sınavını da göz önünde bulundurmaları ve en azından her gün ders bazında birer üniteye hazırlanıp ilgili soruları çözüp, şimdiden kendilerine bir sistem oluşturmaları gerektiği dile getirildi.

 

Devamsızlık konusunda I. Dönemde herhangi bir problem yaşanmadığı bu dönemde böyle bir durum söz konusu olduğu takdirde Sınıf Rehber Öğretmeni tarafından bir hafta içinde bilgilendirilecekleri bildirildi.

 

. Kimi öğrencilerde sorumluluk yerine getirme konusunda aksaklıklar yaşandığı bununda gerek ders içi performans notlarını gerekse yazılı notlarını etkilemekte olduğu belirtildi. Bu nedenle velilerin bu konuda daha hassas davranmaları gerektiği ve öğrencilerin derslerini birebir takip etmeleri ve ilgili olmaları konusunda bilgi verildi. Bazı öğrencilerin hiçbir dersten performans ödevi teslim etmediklerini bununda notlarını ciddi anlamda etkilediği, zaten bu öğrencilerin de yazılı yoklamalarının genelinde başarılı olamadıkları belirtildi. Eğitimin her yönüyle bütünlük içinde olması gerektiği bir kez daha vurgulandı. Öğrencilerin ders araç gereçlerini ve gereken donanımlarını ayrıca ev ödevlerini de yaparak bunun yanında da gelecek konulara da hazırlanarak okula gelmeleri gerektiği dile getirildi.

 

Eğitimin veli-öğretmen-okul idaresi üçgeninin iletişiminin iyi olmasıyla daha da perçinleneceği, amacımızın velilerin en az 4 haftada bir okul idaresiyle ve branş öğretmenleriyle görüşmeye gelmesi gerektiği belirtildi. Fakat okulumuz veli profilinde velilerin veli toplantılarına bile yazılı davetlerin evlere yollanmasına rağmen katılımlarının hedeflenen düzeyde olmadığı fakat toplantı yapmaya yeterli olduğu vurgulandı.

 

İlçe genelinde yapılacak sınavlara öğrencilerin katılmalarının gerek bilgi düzeylerini ölçüp yetersiz oldukları konuları görmede, gerekse ilçe genelinde seviyelerini görmede fayda sağlayacağı belirtildi.

 

Velilere dile getirmek ya da danışmak istedikleri bir husus olup olmadığı sorulduktan sonra iyi dileklerle toplantıya son verildi. 16.11.2006

 

  

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

HAYAT KAYNAĞIMIZ OLAN SUYUN YAŞAMIMIZDAKİ ÖNEMİ

24/8/2008 Kategori: sosya bilimler sozlugu |

 

HAYAT KAYNAĞIMIZ OLAN SUYUN YAŞAMIMIZDAKİ ÖNEMİ

            Tüm canlılar dünyanın yüzeyinde ya da yüzeye çok yakın ince bir toprak katmanında yaşarlar ve güneş enerjisinin dışındaki gereksinimlerini bu katmanın içerdiği kaynaklardan karşılarlar. Eğer yaşamın sürmesi için gerkli olan su,oksijen ve diğer maddeler sadece bir tek kez kullanılsaydı şimdiye kadar hepsi tükenmiş olurdu.Su yenilene bilir enerji kaynağıdır.Yani yeniden oluşur.Canlılar için en önemli yaşam kaynağı sudur.Tüm canlıların vücudunun %75’i sudan oluşur.

                                                                                 (3)

HAYAT KAYNAĞIMIZ OLAN SUYUN DÜNYADAKİ DOLANIMI

            Yerküre üzerindeki okyanuslar, denizler, göller, akarsular ve yer altı suları hidrosfer tabakasını oluşturur. Yer kabuğunun ¾’ü sularla kaplıdır. Su küre,yer kabuğunun her yerinde aynı kalınlıkta değildir. Aynı kalınlıkta olmuş olsaydı kalınlığı 4km’ye yakın olurdu.Yer kabuğunun üstündeki sular devamlı hareket halindedir. Güneş’in etkisiyle okyanus, deniz, göl ve akarsulardan buharlaşan sular, atmosferin ilk tabakası olan troposferde birikir ve bulutları oluşturur. Bu bulutlar rüzgarın etkisiyle havada sürüklenir. Hareket eden su buharı, soğuk tabakaya rastlayınca yağmur, kar ve dolu şeklinde yeryüzüne iner. Yağmur sularından oluşan seller,derelere; dereler, çaylara; çaylar, nehirlere (büyük akarsulara); nehirler vegöllerde denizlere akar. Böylece yeryüzündeki sular buharlaşarak atmosfere,oradan da tekrar yeryüzüne gelmektedir. Bu olay devamlı oluşmaktadır. Suyun bu şekilde devamlı yer değiştirmesine suyun çevrimi adı verilmektedir.

(3)

SU KAYNAKLARI VE BUNLARI KİRLETEN ETMENLER

            Akarsular, göller, denizler, okyanuslar dünyadaki başlıca su kaynaklarıdır.Suları kirletenler insanlardır. Sanayi tesisleri ve gemiler tarafından denize, akarsu veya göleboşaltılan atıklar, en tehlikeli kirleticilerdir. Kanalizasyon sularının deniz, göl veya akarsulara akıtılması da önemli kirlilik nedenidir.İnsanlarımızın bir çoğu çöplerini deniz,akarsu ve göllere akmaktadır. Böylece sularımız her geçen gün daha fazla kirletilmektedir. Kirletmek kolaydır ama temizlemek kolay değil. Hava kirlenmesinden kaynaklanan asit yağmurları içme sularına karışarak suyu kirletir ve ciddi tehlikelere yol açar .Hayvan atıkları da suların kirlenmesine neden olur. Hayvan atıkları içmesuyunda mikropların oluşmasını sağlar. Fabrikalardan sulara karışan arsenik,cıva ve kurşun gibi maddeler sularda tehlikeye neden olur.

(3)

SU KİRLİLİĞİNİN İNSAN VE DİĞERCANLILAR ÜZERİNDEKİ ZARARLARI

           

     Kirli sular insan sağlığını önemli şekilde tehdit eder. Kolera, tifo ve dizanteri gibi hastalıklara neden olan mikroplar pis sularla insana bulaşır. Mikropların üreyip çoğalması için pis ve kirli sular en iyi ortamı oluşturur. Suya karışanzehirli maddeler su canlıları tarafından alınır. Daha sonra insanlar tarafından yenilenbu su canlılarıyla, zehirli maddeler insanlara geçer. Bunun sonucunda da insansağlığı olumsuz olarak etkilenir. Kirli sularla sulanan sebze ve meyveler de kirlilikten etkilenir. Kirli sularla sulanansebzeler insan sağlığını olumsuz yönde etkiler.

(4)

SU KAYNAKLARINI KİRLETMEMEK İÇİN NELER YAPMALI?

            Hızlı nüfus artışını önlemeli. Plansız şehirleşme ve sanayileşmenin önüne geçmeli. Yani Planlı hale getirilmeli. Sanayide fabrika bacalarına filitre takılmalı. Biraz olsun hava kirliliğini önlemiş oluruz. Deterjan, deodarant gibi çok kullanılan kimyasal maddelerin içeriği doğada kolayçözülebilir maddeden olmalı. Tarım ilaçlarının daha bilinçli kullanımını sağlamak için tarım üreticilerini eğitmeli. Günlük yaşamda kullanılan kimyasal maddelerin, plastikler, petrol ve ürünleri küçükcanlılar (mikronizmalar) tarafından parçalanmadığı için geri dönüşüm olarak toplanıp değerlendirilmelidir. En önemlisi insanları eğitmektir. Ayrıca orman alanları çoğaltılarak ve denizden uzak bölgelere barajlar kurarak ülkeyedüşen yağış miktarını arttırabilir.

            Sulara karışan artık maddeler, sulardan arıtılmalıdır. Suyun sınırasız olmadığı, aksine sınırlı olduğu insanlara en iyi şekilde öğretilmelidir. İnsanların suyu kirlettiği taktirde bu kirliliğin tekrar kendisine döneceği bilincinde olması gerekir. Hava ve toprak kirliliği de su kirliliğine neden olduğundan bu kirlenmelerin de önüne geçilmelidir.

(4)

SU KAYNAKLARIMIZ YETERLİ MİDİR?

            Ülkemizde ve Dünya’ da gün geçtikçe içme ve kullanma suyu kaynakları yetersiz kalmaktadır. Dünya nüfusunun hızla artması ve sanayinin gelişmesi sutüketimini arttırmıştır. Örneğin 1 ton çelik üretmek için 250 ton su gerekmektedir. İstanbul,İzmir gibi sanayileşmiş büyük kentlerimizin su tüketimini yakındaki su kaynakları karşılayamadığı için 150-200km uzaklıktan içme ve kullanma suyu getirilmektedir.

            Yurdumuz su kaynakları yönü ile yeterlidir. Fakat hızlı nüfus artışı plansız şehirleşmeve sanayileşme planlı hale getirilmezse,çevre tahribatı önlenmezse,ülke halkı iyieğitilmezse sahip olduğumuz içme suyu kirleneceğinden gelecek kuşaklara temiz,doğal içme suyu bırakma şansımız olmayacaktır.

(5)

SUYU BİLİNÇLİ KULLANMA YÖNTEMLERİ

            Yaşam kalitemizi düşürmeden günlük kullanımımızda tasarruflu kullanıma gidilebilir. Muslukları çok fazla açmamalı, ihtiyacımızı karşılayacak kadar açmalı. Temizlikte kullanılan suyun ihtiyacımız fazlasını kullanmamaya dikkat etmeli. Tarla bağ bahçe sularken akşamdan sulamaya dikkat etmeli. Güneşli sıcak bir günde su çabuk buharlaşacağından Çamaşır ve bulaşık makinelerimizi tam doldurmadan çalıştırmamaya ve gerektiğinde tasarruf düğmesini kullanmaya özen gösterelim. Satın alacağımız yeni ev aletleriniseçerken su enerjisi, deterjan tasarrufunu sağlayıcı özelliklere sahip olanları tercih edelim. Balkon ve merdivenleri yıkamak yerine silerek temizleyebiliriz. Böylece en az ¾ oranında su tasarrufu sağlamış oluruz.

(5)

 

 

HİDROSFER (SU KÜRE)

            Yeryüzünü saran ve okyanuslarda, göllerde, akarsularda ve yeraltında bulunan sularla, atmosferdeki su buharının tümüne birden hidrosfer (su küre) adı verilir. Hidrosferin oluşumu hakkında bir çok tez öne sürülmüştür. Bugün, hirosferi oluşturan suların,yer kabuğunun derinliklerinde volkanik faliyetlerin bir yan ürünü olarak ortaya çıktığı, görüşü kabul edilmektedir. Su,doğada,katı(buz),sıvı ve gaz(su buharı) olmak üzere üç şekilde bulunur. Su, bilinen tüm sıvılar içerisinde, en yüksek buharlaşma ısısına sahip olandır. Yine su,amonyaktan sonra en yüksek erime ısısına sahip olan bileşiktir. Yüksek özgül ısısıyla birlikte,bu özellikler, suyu, yeryüzündeki iklimsel farklılıkların belirleyici öğesi durumuna getirir. Suyun yeryüzündeki dağılımı eşit değildir. Ayrıca, belirli bir bölgede su, zaman içindede değişik miktarlarda bulunur. Kuak mevsimlerde ihtiyaçların karşılanmamasına karşın yağışlı mevsimlerde aşırı miktarlarda suyun zararlara yol açtığı bilinmektedir.

            Yeryüzünde bulunan toplamsu miktarı1.600.000x103km.3tür. Bunun 220.000x103km 3ü kimyasal olarak bağlı su, geriye kalan 1.380.000 x 103’ü ise serbest sudur. Yeryüyüzündeki serbest su, dünyanın tüm yüzey alanı üzerinde, 2700 metre kalınlığında bir tabaka oluşturacak kadar fazladır. Bu açıdan bakıldığında yeryüzündeki suyun tüm insanlığın ihtiyacını karşılıyacak kadar çok olduğu ve dolayısıyla ,tükenmez bir kaynak olduğu düşünülebilir. Ancak,toplam bu su miktarının%97’si tuzlu sudur. Bu sular, insanların ihtiyaçlarını karşılamak açısından uygun nitelikte değildir. Karalardaki toplam su miktarı,yeryüzündeki suların %3’üünü oluşturur. Bu %3 oranındaki tatlı su,yer altı suları,kar-buz, yüzey tatlı suları ve atmosferdeki su buharı şeklindedir. Tatlı suyun %75’i kutuplarda buz dağları halindedir. Karalardaki suyun ancak % 10’u kadarı kullanılabilir tatlı su potansiyelini oluşturur. Bu miktar,yeryüzündeki toplam su potansiyelinin %0.3’ü kadardır.

            Günümüzde insanlığın toplam su ihtiyacı, yılda 5500 km3 tür. Bu büyük bir rakam olmakla birlikte, akarsularve yer altı kaynak suları olmakla birlikte akarsular ve yer altı kaynak suları kullanılmak süretiyle ,bugün karşılanması mümkün olan bir miktardır. Artan dünya nüfusu bulundurulduğunda, gelecekte su ihtiyacının daha da artacağı ve bunun karşılanmasının güç olacağı anlaşılmaktadır. Susuz yaşam düşünülemez. İnsan, başka besin maddelerini almadan,haftalarca yaşayayabilir, fakat su içmeden, ancak birkaç gün yaşamını sürdürebilir. Bu yüzden,içme ve kullanma suyu sürekli ve güvenilebilir bir biçimde sağlanmalıdır. Doğada, kullanıldıktan sonra, kendi kendini yeniden var eden tek madde, sudur.

            Su, zaman zaman, topraktan denizlere, oradan atmosfere ve toprağa, yeniden denizlere ulaşılır. Ekolejik dengelerde çok büyük değişiklikler olmadığı sürece ,bu döngü böyle devam edip gider. Su canlı bir ortamdır. Sularda milyonlarca organizma barınmaktadır. Bu canlılar, yaşadıkları süre içerisinde ,suyun kimyasal yapısına etki eder, öldükten sonrada önemli etkiler oluştururlar. Sudaki yeşil bitkiler çok önemlidir. Çünkü, sudaki yeşil bitkilerin oluşturduğu klorofil , güneş ışınları sayesinde,karbonlu organik maddelere dönüşür.Yaşam, ancak bunların varlığı ile mümkündür. Şu halde su, bir yandan fiziksel,bir yandan da biyolojik özellikler gösteren ortamı oluşturur. Suda yaşam, ancak eriyik halde bulunan gazlar, madensel maddeler ve organik madddeler sayesinde mümkündür. Su,aynı zamanda bitkisel ve hayvansal hücrelerin yaşamı için de çok önemlidir.

            Dokulardaki su oranının %20’nin altına düşmesi, dokuların ölümüne yol açar. İnsan, çeşitli amaçlarla kullandığı suyu kirletmektedir. Kirlenen su, çeşitli nitelik değişimlerine uğrar ve yeni amaçlarla kullanım alanı daralır. Böylece, doğada zaten az miktarda bulunan, çok kullanım amaçlı su miktarı, giderek daha da azalmaktadır.Bu da, başta insan olmak üzere, bir çok canlı için sorun yaratmaktadır. Yeryüzünde bulunan su miktarı, su çevrimi sayesinde hep aynı kalmaktadır. Fakat Dünyanın her tarafında su miktarı aynı değildir. Almış olduğu yağış miktarına göre değişmektedir. Sulardan, daha iyi faydalanmak için barajlar yapılmaktadır. Böylece kurak geçirilebilecek günlere karşı tedbir alınmış olur.

            Barajlarda biriken sular içme,tarım,sanayi ve enerji gibi alanlarda kullanılmaktadır.Yeryüzünün 4/3’ünü kaplayan su küre, Dünya iklimi üzerinde oldukça etkilidir. Rüzgar,deniz yüzeyine estikçe beraberinde su zerreciklerini de sürükler. Bu nedenle önemli okyanus akıntıları rüzgarın yanında sıcaklık ve tuzluluk farklarında da önemli rol oynar. Soğuk su,sıcak sudan daha ağırdır. Bu soğuk su, denizin dibine iner ve alttan ekvatora doğru hareket eder. Soğuk su ekvatora gelince ısınarak buharlaşan suyun yerine geçmek için tekrar yüzeye çıkar. Bunun yanında da Dünyanın kendi etrafında dönüş şekli ve gelgit olayı,akıntıların yönü üzerinde oldukça etkilidir. Denizler ve okyanuslar, bulundukları bölgenin iklimini etkiler. Su, karaya göre geç ısınır. Suyun ısınabilmesi için daha çok sıcaklık gerekir. Dolayısıyla sıcaklığı daha uzun süre üzerinde tutabilir. Bu nedenle çevrenin iklimini etkilemiş olur.

                                                  (7)

SONUÇ

            Kirli sulardan kaynaklanan sağlık sorunlarının olmaması için suların temiz olması gerekir. İçilecek su çok iyi bir arıtmadan geçirilmelidir. İçme ve kullanma sularımız kirlilikten etkilenmeyen kaynaklardan karşılanmalıdır. Bunun içme ve kullanma sularımız yerleşim merkezlerinden uzakta olan su kaynaklarından karşılanmalıdır. Suların kirlenmesi yanlızca insanları etkilemez. Kirlenen sudan tüm canlılar etkilenir.

            Haliç ve izmir körfezinin çeşitli şekillerde kirletilmesi, çevre ve orada yaşayan canlılar için önemli bir tehlike oluşmaktadır. Sanayinin hızlı gelişmesi de su kaynanağının tüketimini etkilemektedir. Ancak ülkelerin kalkınmasında ve iş olanaklarının oluşmasında Sanayi kuruluşlarına da ihtiyaç vardır. Burada dikkat edilmesi gereken konu, suyun yeterince kullanılması ve çevrenin kirletilmemesidir.

                                                                             (8)

KAYNAKÇA

a)İlköğretim Sosyal Bilgiler 5 Kemal Kara-İbrahim Vural-Nurten Kaman

 

b)İlköğretim Fen Bilgisi 5 Celal Eren-Hayri Eden

 

c)İlköğretim Fen Bilgisi 6 Namık Kemal Özbek

d)İlköğretim Fen Bilgisi 6 Bekir Onat-Mümin Hatipoğlu

 

e)Sosyal Bilgiler 5 Güler Şenunver-Semim Kesin-Rıfat Turgut

f)Sosyal Bilgiler 4 Güler Şenunver-Dr. Ezdihar Karabulut H. Samim Kesim-Rıfat Turgut

g)Ekoloji Tübitak Yayınları Şahap Yılmaz-Şakir İlbey

 

h)Temel Ekoloji Çevre Sorunları Dr. Şevket Özdemir

 

RESİM KAYNAKÇASI

 

lköğretim Fen7 Namık Kemal ÖZBEK

 

Sabah Gazetesi 23-03-2006

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ 6. SINIFLAR 2. DÖNEM 1. YAZILI YOKLAMA S

24/8/2008 Kategori: sosya bilimler sozlugu |

FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ  6. SINIFLAR 2. DÖNEM 1. YAZILI YOKLAMA SORULARI

A: Aşağıdaki soruları cevaplandırınız.

1- Aşağıda verilen kemik üzerinde kemiğin kısımlarını belirtiniz. (10 p)

       

2-  Büyük kan dolaşımını anlatınız. (10 p)

3- Kan gurupları şemasını çiziniz. (10 p)

4-   direnç, tebeşir, elektrik enerjisi, iletken madde, iletkenin boyu, elektrik yükü, yalıtkan madde, tuzlu su, iletkenin cinsi, metaller, plastik, iletkenin kesiti, şekerli su, hava, ateş.

Yukarıda verilen kelimelerin uygun olanlarını aşağıdaki boşluklara yerleştiriniz. (16 p)

Ø  Bir elektrik devresindeki ampulün parlaklığını, ilgili değişkenlerin sabit kalması şartıyla artırmak için ........................ azaltılmalıdır.

Ø  Elektrik enerjisini ileten maddeler,  .......................... olarak adlandırılır.

Ø  Elektrik enerjisini iletmeyen maddelere, .......................... örnek olarak verilebilir.

Ø  Elektrik enerjisini ileten maddelere,  .......................... örnek olarak verilebilir.

Ø  ........................, elektrik enerjisine gösterilen tepkidir.

Ø  Bir elektrik devresindeki ampulün parlaklığını diğer değişkenler sabit olmak şartıyla değiştirmek için ........................ değiştirilmelidir.

Ø  Elektrik enerjisini iletmeyen maddeler,  .......................... olarak adlandırılır.

Ø  Bir elektrik devresindeki ampulün parlaklığını diğer değişkenler sabit olmak şartıyla azaltmak için ........................ arttırılmalıdır.

5-   Aşağıda verilen iletken tellerin kendi aralarında dirençlerini büyüklüklerine göre sıralayınız. (4 p)

           (Aynı maddeden yapılmış           (Aynı maddeden yapılmış

                   Kalınlıkları aynı)                         Uzunlukları aynı)

                                                                         

                    

6-      Aşağıdaki maddelerin ait oldukları kutuları (X) işareti kullanarak doldurunuz. (10 p)

    

madde

yalıtkan

iletken

hava

 

 

demir

 

 

saf su

 

 

naylon poşet

 

 

ıslak tahta

 

 

 

 

 

 

 

7-  Bilinçsiz İlâç Kullanımı

     “Ayşe hanım sık sık başı ağrıyan, her başı ağrıdığında da hemen komşusunun önerdiği ilâçları içen bir bayandır. Baş ağrısının şiddeti arttıkça içtiği ilâç sayısını da artırır. İlâçlarla sadece başı ağrıdığında arkadaş olmaz, kış gelince de grip, nezle olmamak için bol bol vitamin ilâçları alırdı. Kendisinin ilâçlarla arkadaşlığı az gelmiş gibi  oğlu Ali’yi de boğazı şiştiği, öksürdüğünde ilâçlarla tanıştırmıştı. Ali, antibiyotiği sadece çok öksürdüğü günlerde kullanır, belli bir düzenle içmezdi. Günler ayları, aylar yılları kovaladı ama ne Ayşe hanım ne de Ali’nin hastalıkları iyileşmedi.”

Verilen bu paragrafta Ayşe hanım ve Ali’nin yanlış davranışlarını bulun ve altta boş bırakılan yere yazın. (10 p)

…………………………………………………………..

…………………………………………………………..

…………………………………………………………..

…………………………………………………………..

8--  Aşağıdaki kavramları kullanarak cümlelerdeki boşlukları doldurunuz. (30 p)

             Kılcal damar                       oynar                                    akyuvar                                               tendon

             Oynamaz                             kemik iliği                             kıkrdak                                 diyafram

             Eklem                                   atardamar                            alveol                                    toplardamar

             Oksijen                                 alyuvar                                 yarı oynar                            kulakçık

  • Kemiklerin birbiri üzerinde rahatça kaymasını engelleyen ve birbirine değerek aşınmasını engelleyen bölüme …………………………. denir.
  • Kemiklerin birleştikleri yerde daha rahat hareket sağlayabilmek için ……………… bulunur.
  • Kasarlın kemiklere bağlandığı kısma ………………….. denir.
  • Vücuda kanı dağıtan damara ………………………. ; vücuttan atık maddeleri toplayan damara …………………..; ve en küçük hücrelere ulaşan ince damara  ise ……………………….. denir.
  • Hücreye oksijen taşıyıp, karbon dioksit geri alan kan hücresi ……………………….dır.
  • Kafatası eklemleri ……………………., omurga eklemleri ……………………… ve bilekteki eklemler …………………………. eklem çeşidine örnektir.

 

 

Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Vatandaşlık dersi soruları

20/8/2008 Kategori: sosya bilimler sozlugu |


1)  Türkiye’nin Milli Hedefi aşağıdakilerden hangisidir?

  a) Türk Milletini çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarmak     

  b) Ekonomiyi kalkındırmak

  c) Dünyadaki tüm Türk devletlerini birleştirmek

  d) Nüfusu arttırmak

--------------------------------------------------------------------------

2)  Bir devletin ve milletin savaş gücüne ne ad verilir?

                a)  Askeri güç       b)  Milli güç

                c)  Politik güç       d)  Milli   güvenlik   

           -------------------------------------------------------------------------

 3) Aşağıdakilerden hangisi devletin temel amaçları  

        arasında yer almaz?

           a) Ülkenin bütünlüğünü korumak                        

         b) Para basılmasına karar vermek

         c)  Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak          

         d)  Kişilerin  ve toplumun huzurunu sağlamak

4)  Milli Güvenlik Kurulunun görevi aşağıdakilerden hangisidir?

a)        Ülkemizin kalkınmasını sağlamak                   

b)        Milli Güvenlik Kurulu üyelerini seçmek

c)        Savaşa karar vermek           

d)        Milli güvenlik siyasetinin saptanması konusunda

        önerilerde bulunmak

5) “Terörün önlenmesi için halkın teröre karşı duyarlı olması gerekir.”

        Teröre duyarlı olan bir vatandaş, aşağıdaki davranışların hangisini yapmamalıdır?

  a) Güvenlik güçleriyle işbirliği yapmalıdır

  b) Kendi zarar görmüyorsa terör olaylarına karşı tepkisiz kalmalıdır

  c) Şüphe duyduğu olayları güvenlik güçlerine bildirmelidir

  d) Gerekiyorsa saldırganlar aleyhine tanıklık yapmalıdır.

6)  Aşağıdakilerden hangisi  insan haklarını kullanmada  kişisel  bir engel  değildir?

A) Sağırlık                            B) Körlük

C) Fakirlik                        D) Sakatlık

7)  Bir devlette otoritenin zayıflaması veya yok olması durumunda aşağıdakilerden hangisi görülür?

a)       Temel hak ve özgürlüklerin korunması             

b)       İç ve dış tehditlerin önlenmesi

c)       Güçlü olanın hâkimiyetinin başlaması              

d)    Herkesin eşit olması

8)  Siyasi bir amacı gerçekleştirmek için girişilen şiddet eylemlerine ne ad verilir?

   a) Anarşist         b) Terörist      c) Anarşi      d) Terör

9) Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetmekle görevli I. ve II. kurumlar aşağıdakilerden hangisidir?

  a)   Cumhurbaşkanı-Meclis Başkanı        

  b)   Başbakan-Dış işleri Başkanı 

  c)   İç işleri Başkanı-cumhurbaşkanı

  d)   Milli Savunma Bakanı- Başbakan

10) Aşağıdakilerden hangisi ülkemizde milli güvenliği sağlayan kuruluşlardan değildir?

     a) Türk Silâhlı Kuvvetleri        b) Emniyet Örgütü                     

     c)  Mahkemeler                         d) Jandarma  

 

 

 

 

 

 

 

11) Vatandaşlık hakları; sosyal, ekonomik ve siyasal haklar olarak ayrılır.

         Aşağıdakilerden hangisi siyasal bir haktır?

  a) Ailenin korunması     b) Seçme ve seçilme hakkı             

  c) Sağlık hakkı              d) Çevre hakkı                              

-------------------------------------------------------------------------

12) İnsan haklarının her yerde, her koşulda ve her zaman korunması gerekir.”

         İnsan haklarını korumanın sonuçları arasında aşağıdakilerden hangisi sayılamaz?

A) Yurtta ve dünyada barış sağlanır.

B) Yargı organlarının bağımsızlığı zorlaşır.

C) İnsanlar vatandaş olma bilinci kazanır. 

D) Demokratik yaşam gelişir.

13) İnsan haklarının korunmasındaki engeller arasında aşağıdakilerden hangisi sayılamaz?

 a) Kötü kişilik özellikleri               b) Eğitimli olmak       

 c) İnsan olma bilinci eksikliği       d) Hoşgörüsüzlük   

14) Aşağıdakilerden hangisi terörün yayılma sebeplerinden değildir?

a)       Kamuoyunun terör konusunda eğitimli olması

b)       Bilgi ve anlayış azlığı

       c)    Bazı kitle haberleşme araçlarının terörü desteklemesi

       d)    Terörü destek

Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

5.sınıf trafik dersi yazılı soruları 1.dönem 1.yazılı

20/8/2008 Kategori: sosya bilimler sozlugu |

2007/2008 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI MEHMET AKİF İLKÖĞRETİM OKULU 5/… SINIFI

           TRAFİK GÜVENLİĞİ DERSİ 1. DÖNEM 1. YAZILI SORULARI

Adı-Soyadı:                              No:         Tarih:

A-    Aşağıda verilen ifadelerden doğru olana (D) yanlış olana (Y) harfi koyunuz, (10 puan  )

(    )    Kaldırımda arkadaşlarımla itişmeden yürürüm.

(    )    Kaldırımda  koşarak,  okula en erken varmayı istiyorum

(    )    Yaya kaldırımında yürürken dikkat etmem gereken kuralları uygularım.

(    )    Yaya kaldırımı bulunmayan yollarda grup halinde yürürken yan yana ve el ele   

            tutuşarak yürümeyi tercih ederim.

(    )     Karşıya geçerken park etmiş arabaların arasından geçmem .

 

B  -Boşlukları aşağıda verilen sözcüklerden uygun olanlarla  doldurun:

                                                     ( Her boşluk 2  puan)

 

yağmurluk,yansıtıcı, sisli,Yağmurlu, Buzlu,tutunarak, kaymayan,

 

Karlı Güneşli, Değişik

 

 

   1 -    Yağmurlu havalarda  ……………….giymeliyiz.

   2-     …………..havalarda  dikkatli   adımlarla  yürümeliyiz.

   3-      Karlı  havalarda   tabanı ………………….ayakkabılar giymeliyiz.

   4-      Buzlu   havalarda  ……………….. yürümeliyiz.

    5 -     ……………….havalarda  güneşin  gözümüzü  almamasına dikkat  etmeliyiz.

    6     Sisli havalarda yanımızda   ……………………  malzeme  bulundurmalıyız.

    7- …………………hava koşullarında    önlemimizi   almalıyız.

    8- ………………….. havalarda   şemsiyemizi   görüş   açımızı   engellemeyecek

         şekilde  tutmalıyız.

    9)-……………..havlarda çatılarda oluşan  buz sarkıtlarına dikkat etmeliyiz.

  10) …………………havalarda taşıt sürücüleri tarafından zor görüleceğimizi düşünerek daha dikkatli olmalıyız.

 

C)         Aşağıdaki cümlelere karşılık gelen  sözcükleri  eşleştiriniz.  (10 puan)

 

         

1

Taşıma araçlarının ortak adı.

 

sürücü

2

Trafikte düzeni ve güvenliği sağlamakla görevli  kişi

 

Yolcu

3

Yolculuğa  çıkmış  kimse

 

taşıt

4

Mal ve can yitimine neden olan , istenmeyen olay

 

Trafik  polisi 

5

Kara  yolunda  aşıtları idare eden  kişiler

 

 kaza

 

D) Aşağıdaki  trafik işaret ve levhalarının anlamlarını alttaki boşluğa yazınız

 


                         

 

……………..           ………………                 …………….                   …………….

 

 

 

 

1- Arabasını kullanmak için binen kişi ilk iş olarak hangisini yapmaz?           

a) Aynalarını kontrol eder ve ayarlar.                  b) Emniyet kemerini bağlar.

c) İlk yardım çantasındaki araçları kullanır.        d) Sinyalini yakarak harekete geçer

 

2 ) Sürücü belgesi olanlar , yaya kaldırımı olmayan yollarda yaya olarak yürürken yolun neresinden yürürler?

 A) Arabaların arkasından                                           B) yolun  ortasından

 C)  Yolun solundan                                                    D) yolun sağından

 

3- Aşağıdakilerden hangisinde,  karşıya geçiş kuralı doğru olarak sıralanmıştır.

A) Karar ver, bak, dinle, dur, geç                      B)  Dur bak,dinle karar ver, geç.

C) Dur ,karar ver, geç, bak , dinle                      D) Dur , geç, karar, bak, dinle

 

4) Aşağıdakilerden hangisi  insanlardan kaynaklanan trafik kazalarının nedenlerinden değildir?

A)  Dikkatsizlik                      b)Alkol                  C) Sis                        D  Uykusuzluk

 

5) Aşağıdakilerden hangisi yayaların trafik ortamında yaptığı yanlış davranışlardan birisidir?

A)  Kara yolunda güvenli geçiş yerlerinin bulunduğu yerlerden karşıya geçmek

B)  Üst geçidin bulunduğu kara yolunda karşıya yoldan geçmek.

C)  Trafik ortamında hamile, yaşlı ve engellilere yardım etmek

D)  Trafik işaretleri ve levhalarına uymak

 

6) Aşağıdakilerden hangisi yaya kaldırımı olmayan yollarda yürürken uyulması gereken kurallardan biridir?

A)  Taşıt yoluna uzak olan taraftan arkadaşları ile itişerek yürümek

B)  Grup halinde yürünüyorsa toplu şekilde yürümek

C)  Taşıt yoluna yakın olan taraftan, acele etmeden yürümek

D)  Grup halinde yürünüyorsa tek sıra halinde yürümek

 

7)  Aşağıda verilen gerekçelerden hangisi trafik kazasının nedenleri arasında yer almaz?

A)  Aşırı hızlı kullanma

B)  Hatalı sollama yapma

C)   Sürücülerin dikkatli davranması

D)  Yollarda çukurların bulunması

 

8)  Şehir dışındaki taşıt yolunda  yapılmakta olan bir atletizm yarışmasında   Ali yolun ortasından, Hasan yolun sağından, Oktay Ali’nin arkasından ve Erkan yolun sol tarafından koşmaktadır. Bu bilgilere göre hangisi trafik kurallarına uygun yerde koşmaktadır?

 

A)  Oktay               B )   Hasan              C) Ali                     D) Erkan

9)  Hastane      Demir yolu geçidi       Telefon    Polis    

 

Yukarıdaki TRAFİK BİLGİ İŞARETLERİNİN kaçı doğru verilmiştir?

A)    1                       B)   2                      C)   3                          D)  4

 

KORUMALIYIZ  VE  İÇİN  TRAFİKTE  TANIMALIYIZ  LEVHALARINI  GÜVENLİGİ   İŞARET  SAĞLAMAK    TRAFİK  ve  ONLARI

 10 –Yakarıda  karışık olarak verilen sözcükleri anlamlı bir cümle haline getiriniz

Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Devrime Yol Açan Toplumsal Koşullar

7/8/2008 Kategori: sosya bilimler sozlugu |

Devrime Yol Açan Toplumsal Koşullar

  a) Toplumun temel yapısının çok hızlı değişmekte oluşu. Böyle hızlı değişme
dönemlerinde, genellikle eski kurallar ve değerler, geçerliliklerini
yitirdikleri gibi, yeni değer ve kurallar da henüz yerleşememişlerdir. Bu
durum, toplumbilimde --kuralsızlık-- (anomi) dediğimiz bir özel terimle ifade
edilir. Anomi durumunun sonuçları şöyle özetlenebilir (Merton, 1964:164-165):

  I) Toplumdaki liderlerin, halkın ve bireylerin gereksinmelerine duyarlı
olmadığına inanılır.

  II) Düzensiz ve kuralsız bir toplumda, hiçbir şeyin başarılamayacağına
inanılır.

  III) İnsan ve toplum yaşamındaki amaçların, gelişme yerine, gerileme
gösterdiğine inanılır.

  IV) İnsan bir boşluk ve hiçlik duygusuna kapılır (Bu yüzden de Durkheim'e
göre, intiharlar artar).

  V) Bireyler, toplumsal ve psikolojik destek için kişisel ilişkilerine
güvenemezler.

  VI) Birey tam anlamıyla toplumuna yabancılaşır, dışlanır. Maddesel ve
zihinsel yaratıcılığı engellenir. Yalnızlığı içinde çevresinin köleliğine
mahkum olur (Tolan, 1980:181-185).

  b) Toplumun bütünleşmesine yardımcı olan ögelerin işlevlerini yitirmesi.
Her toplumda, hukuk, meslek odaları, piyasa mekanizması, aile, siyasal
partiler gibi insanların beraberce yaşamalarını sağlayan eşgüdümcü ve kural
koyucu kurum ve mekanizmalar vardır. Bunlar, farklı nitelikte ve değişik
çıkarlara sahip insanların birarada yaşamalarına yardımcı işlevler yerine
getirirler. Bunlar yozlaştığı ve ortadan kaldırıldığı zaman, bu işlevler
yerine getirilemez olur (Eisenstadt, 1966:37-40). Bu durum ise, hiç kuşkusuz,
ortamı bir devrim için son derece uygun hale getirir.

  c) Toplumsal yapıdaki tutarsızlıkların çok oluşu. Değişen toplumlarda,
özellikle hızlı değişme dönemlerinde, tüm kurum ve mekanizmalar aynı hızla
değişmezler. Bu durum, toplumu oluşturan çeşitli ögeler arasında önemli
tutarsızlıklar yaratır. Bu tutarsızlıkların artması oranında, devrim
olasılığı da yükselir (Smelser, 1964).

  d) Toplumsal yapının eşcinstenliği ve basitliği. Bir toplumun yapısı ne
denli eşcinsten (homojen) ve basit ise, toplumdaki huzursuzluk ve
memnuniyetsizlik o denli hızlı yayılır ve toplumu etkiler. Çünkü, karmaşık
toplum yapısında bulunan, memnuniyetsizliği emecek mekanizmalar olmadığı için,
her kesim, huzursuzluktan hemen etkilenir (Smelser, 1964) .

  e) Toplumdaki çıkar çatışmalarının şiddeti ve bunları kanalize edecek
mekanizmaların yokluğu. Bir toplunıda çıkar çatışmaları çok şiddetli ise ve
bunları kanalize edecek, parlamento, toplu pazarlık gibi kuruluş ve
mekanizmalar yoksa ya da işlemiyorlarsa, iş hemen siyasal şiddete
dönüşecektir.

  f) Toplumsal hareketliliğin olmayışı. Bir toplumda insanların meslek ve
gelir değiştirmelerine, yani bir sınıftan ötekine geçmelerine, toplumsal
hareketlilik denir. İşte bir toplumda bu hareketlilik oranı düşükse, yani
insanlar, gelir durumlarını ve toplumsal statülerini düzeltemiyorlarsa,
siyasal şiddet olasılığı o oranda artar.

  g) Aydınların küsmeleri ve kendilerini çekmeleri. Hiçbir düzen, toplumdaki
aydınların desteği olmadan uzun dönemde yaşayamaz. Bir düzenin uzun dönemli
yazgısı büyük ölçüde, aydınların davranışları ile belirlenir. Aydınlar mevcut
düzenden desteklerini çekmiş ve küsmüşlerse, uzun dönemde o düzen, barışçı
yollarla da olsa, şiddet yoluyla da olsa, mutlaka değişecek demektir.

  h) Toplumsal beklentilerin toplumsal olanaklara oranının yüksek oluşu. Bir
toplumda her ne nedenle olursa olsun olanaklar, beklentilerin çok gerisinde
kaldığı zaman, memnuniyetsizlik hemen artmaya başlar. Bu oranın değişme
olasılığı yoksa, devrim olasılığı da yükselir. Hele durumun daha kötüye
gittiği zamanlarda, yani, olanaklar ile beklentiler arasındaki uyumsuzluk
azalma yerine arttığı zaman, devrim kaçınılmaz olur.

  ı) Toplumun tarihten ve coğrafyadan gelen farklı grupları içerme oranı. Bir
toplum, farklı etnik, dinsel, kültürel gruplardan oluşuyorsa, mevcut
memnuniyetsizliklerin, hemen bu eski farklılıkların kimliğine bürünerek
yeniden ayrılıkçı eğilimleri körüklemeleri beklenir (Nieburg, 1970:155) . Bu
durumun, mevcut düzen içindeki bütünleşmeyi sarsması ve bu yüzden de bir
devrime yol açması son derece olağandır.

  i) Bireylerin devrimci davranışa yönelmesi. Birey toplumdaki değer
çatışmasını ve anomiyi algılıyor, kendini bireysel olarak güçsüz kabul ediyor
ve sistemi de yetersiz görüyorsa toplumu düzeltme isteği, onu devrimciliğe
iter (Ergil, 1980:183-190).

  :::::::::::::::::::

  3) Devrime Yol Açan Siyasal Koşullar

  a) Mevcut siyasal düzenin, toplumdaki en güçlü varlığı iktidara getirmemesi.
Bir toplumda mevcut güç dengesinin gerçeğe en uygun biçimde siyasal iktidara
yansıması gerekir. Bu yansıma, gerçeğe uygun değilse, gerçek güç dağılımına
uygun bir siyasal iktidar mutlaka oluşur. Fakat bu süre, zorla ortaya çıkar.
Bir başka deyişle, ister demokratik olsun, isterse olmasın, her siyasal rejim,
mevcut dengede en güçlü olanın iktidara gelmesiyle işlevsellik kazanır. Bu
işlevini yerine getirmeyen rejim mutlaka değişir.

  b) Siyasal iktidarın nasıl değişeceğinin belirlenmemiş olması. Bir toplumda
mevcut siyasal rejim, yöneticilerin nasıl değişeceğini saptamamışsa, bu
değişimin şiddet yoluyla olması en akla gelen olasılıktır.

  c) Siyasal iktidarın, toplumun tüm sınıf ve gruplarına açık olmaması.
Siyasal iktidar, yalnızca belli bir grup ya da sınıfa dayalı ve yalnız bu
bireylere bağımlı ise, bir süre sonra, toplumdaki öteki sınıf, grup ve
kişilerin huzursuzlanması doğaldır. Üstelik bir süre sonra, muhalefetin
birleşmesi ve bir --memnuniyetsizlik ittifakı-- biçiminde, güçbirliği ile
iktidara el koyması da beklenebilir. Burada söz konusu olan, hem sınıf ya da
grup çıkarları, hem de bu sınıf ve gruplara mensup bireylerin --iktidar
seçkinleri-- arasında yer alıp alamamalarıdır.

  d) Yöneticilerin, temsil ettikleri sınıf, grup ve kişilerle bağlarının
kopması. Siyasal iktidarın, kendisini iktidara getiren kişi, grup ve
sınıflarla temasının kesilmesi ya da başka çıkarların savunucusu durumuna
düşmesi, onları, dayandıkları toplumsal güçlere karşı yabancılaştırır. Bu
durumun, toplumsal güçleri siyasal iktidara karşı şiddete dayalı bir
değiştirme işlemine iteceği açıktır (Brinton, 1965:40) .

  e) Yönetim mekanizmasının yetersizliği. Siyasal iktidarı elinde tutan
kişilerden bağımsız olarak, yönetim mekanizması (bürokrasi, yürütme organı ve
benzeri kuruluş ve mekanizmalar) , yetersiz ise, toplum, siyasal iktidardan
beklediklerini bulamaz. Bu ise mevcut iktidara karşı güveni sarsar.

  f) Siyasal çatışmaların, ister doğrudan çıkarlara, isterse ideolojiler
biçiminde dolaylı çıkarlara bağlı olsun, barışçı yollara kanalize edilememesi.
Bir siyasal sistemin birinci işlevi, bir toplumdaki farklı ve çatışan
çıkarlara sahip kişi, grup ve sınıfları birarada tutabilmektir. Bunun da
birinci yolu, bu farklı çıkarların doğurduğu her türlü çatışmanın barışçı
yollarla çözümüne ilişkin mekanizma ve kurumların varlığıdır. Siyasal olarak
başta parlamentonun geldiği bu kurumlar, her çeşit etkileşim kurumlarını
(mahkemeler, meslek kuruluşları, işçi ve işveren kuruluşları ve bunların
etkileşimini sağlayan toplu pazarlık mekanizması gibi mekanizmaları)
içerirler. Bu kurumların yokluğu ya da barışçı görevlerini yerine
getirememeleri, siyasal açıdan hemen devrime yol açar.

  g) Siyasal sistemin, kendine karşı olanlara meşru muhatefet olanağı
tanımaması. Her düzenin içinde yalnız siyasal iktidara değil, düzene karşı
olanlar da vardır. Bunların, mevcut siyasal iktidara karşı olanlarla birlikte,
meşru muhalefet kanallarından yararlanıp yararlanmamaları, düzenin sürüp
sürmemesini belirler. Muhalefete meşru kanallarla işlevini görme hakkı
tanınmazsa, bu durum, tüm muhaliflerin, bir devrim çerçevesinde
bütünleşmelerine yol açar.

  h) Mevcut siyasal düzenin, toplumun sorunlarına uzun dönemde yanıt
verebilecek çözümleri oluşturamayacağına ilişkin inanç. Bir toplumdaki
siyasal düzenin, toplumun sorunlarına alternatif çözümleri oluşturup
oluşturamayacağı o düzenin yazgısını belirler. Mevcut düzen içinde, çeşitli
ve özellikle çözümü güç yapısal sorunlara farklı görüş açılarına göre farklı
çözüm önerileri oluşturulamıyorsa, toplumda umut azalır. Bunun bedeli de
siyasal düzene ödetilir. Umut yaratmayan ve farklı çözüm önerileri üretemeyen
siyasal düzen zor yoluyla değiştirilir.

  ı) Siyasal birliğin zorla ve yapay biçimde biraraya getirilen ögelerle
oluşturulmuş bulunması. Özellikle İmparatorluk dönemlerinde görülen sömürgeci
yaklaşımlar bu ögenin işlevselliği bakımından örnektir. Yirminci yüzyılda
görülen ve önce Avusturya-Macaristan, Osmanlı gibi İmparatorlukları, sonra da
İngiliz İmparatorluğunu yıkan olaylar bu ögeye bağlıdır. Çağını yaşamış olan
siyasal rejim çökmeye mahkumdur.

  i) Siyasal düzenin savaş ve benzeri nedenlerle zayıflamış olması. Düzen,
doğal ya da dış nedenlerle güçsüzleşmiş olabilir. Doğrudan siyasetle ilgili
olmayan bu tür nedenler, siyasal düzenin güçsüzleşmesine yol açtığından
devrim için gerekli ortamın doğmasına yol açar.

  j ) Emperyalist bir dış baskının varlığı. Bir toplum, kendisinin ekonomik
olanaklarını sömürmek isteyen bir başka ülke tarafından siyasal olarak
denetleniyorsa, bu denetime başkaldırması oldukça beklenen bir olaydır.
Üstelik böyle bir dış düşmanın varlığı, ülke içindeki farklı ve hatta karşıt
güçleri devrim için ittifaka bile sürükler.

  :::::::::::::::::::

  II- BİR DEVRİM İÇİN GEREKLİ OLAN ÖZNEL KOŞULLAR

  Bir devrimin ortaya çıkması için nesnel koşulların varlığı her zaman
yetmeyebilir. Ancak insanoğlunun, doğrudan doğruya kısa dönemde yönlendirdiği
ve güdümlediği birtakım ögeler nesnel koşulları hazır olan bir devrimi su
yüzüne çıkartabilir. Ya da yine doğrudan kısa dönemli yönlendirme ve
güdümlemelerle, bir devrim öne alınabilir ya da geciktirilebilir. Öte yandan,
kişilerin kısa dönemli (insan yaşamına sığan) etkinlikleri, belli devrimlerin
yönlerinin ve niteliklerinin bile bir süre değişmesine yol açabilir.

  Pek doğal olarak, bireylerin kendi yaşam dönemleriyle sınırlı olan öznel
koşullar, tümüyle nesnel koşulların önüne geçemezler. Fakat nesnel koşullar
olgunlaştığı zaman, devrimin gerek gerçekleşmesinde, gerek niteliklerinin
belirlenmesinde etkili olabilirler. Fransız Devrimi'nde Napolyon'un, Rus
Devrimi'nde Lenin'in ve Troçki'nin, Türk Devrimi'nde Mustafa Kemal'in rolleri
hep böyle, --öznel-- koşulları simgeleyen rollerdir.

  Öznel koşulları çok kabaca, liderlik, örgüt ve ideoloji olarak üç grupta
toplamak olanaklıdır.

  Değerli araştırıcı Doğu Ergil, benim öznel koşullar dediğim koşulları
--inanılır bir program, onu uygulayacak örgüt(lülük) ve sürükleyici, güvenilir
bir liderlik-- olarak sayıyor (Ergil, 1980:21). Program kavramını ben daha
genişleterek --ideoloji-- olarak ele aldım.

  Daha çok psikoloji, sosyal-psikoloji ve örgüt sosyolojisini de ilgilendiren
bu ögeler, toplumbilim ile bu alanlar arasında disiplinler arası sınırlarda
incelenmek zorundadırlar.

  :::::::::::::::::::

  1) Liderlik

  a) Toplumda devrimci potansiyeli yönlendirecek simgesel bir liderliğin
varlığı. Nesnel koşulları devrime hazır olan bir toplumda birey ya da örgüt
olarak bu koşulları kişiliğinde ya da örgütünde simgeleştirecek bir kişinin
ya da grubun varlığı, olgunlaşmış olan koşulları devrime dönüştürebilir.

  b) Genel devrimci güçleri bütünleştirecek, birleştirici bir liderliğin
varlığı. Toplumun çeşitli kişi, grup ve sınıflarında, farklı kesimlerinde
oluşmuş bulunan huzursuzluk ve memnuniyetsizlikleri belli ittifaklar içinde
birleştirecek ve güçbirliğini kuracak bir liderliğin varlığı devrimin ortaya
çıkışını hızlandırabilir.

  c) Liderliğin, zamanlama konusundaki becerisi. Bir toplumda çeşitli süreç
ve oluşumları, tarih ve toplumsal güçler açısından doğru yorumlayabilecek ve
ne erken, ne de geç eyleme geçecek bir liderliğin varlığı devrimin zamanından
önce ortaya çıkarak bastırılmasını ya da gecikerek yozlaşmasını engeller.

  d) Grup dinamiğini iyi kullanan bir liderin varlığı. Nesnel koşullar
olgunlaştığı zaman, bunların toplumsal ve tarihsel çözümlemelerini doğru
yaparak, doğru ittifaklar kurmak da yetişmez. Lider kadrosu içindeki ilişkiler
bakımından da gerçek bir liderin, kendi grubu içinde, grup dinamiği bakımından
da liderlik niteliklerini iyi kullanması gerekir.

  e) Toplumda karizmatik bir liderin varlığı. Bir toplumda, daha önceki
eylemleri ile, belli bir --efsane-- yaratmış olan kişilerin varlığı, bir
eylemin başına geçtiklerinde, ona, gerek eylem, gerekse örgüt liderliği
açısından büyük ölçüde yardımcı olurlar. Bunun en güzel örneği, --Anafartalar
Kahramanı-- Mustafa Kemal Paşa'nın Türk Kurtuluş Savaşı'nın da liderliğini
yüklenmiş olmasıdır.

  f) Liderin, uzmanlık, cazibe, meşru güç ve ödül ve ceza verme yetkileri
bakımından, mevcut yapı içinde gücünün kanıtlanmış olması. Bu devrimin
oluştuğu dönemde ortaya çıkan liderlerin, toplumdaki geleneksel güç kaynakları
bakımından da, liderlik özellikleri taşımaları, hiç kuşkusuz kendi yerlerini
ve liderlik işlevlerini devrim açısından daha uygun duruma getirir.

  g) Devrim koşullarının gerektirdiği somut durumlara uyum sağlayabilecek
esnek liderliğin varlığı. Her toplumdaki devrim koşulları, hiç kuşkusuz belli
soyut ve kuramsal modellere göre yorumlanır. Fakat, her toplumun, zaman
içindeki gelişme düzeyi ve kendine özgü nitelikleri, somut durumların bu
soyut modellere uygunluğunu bozar. Lider, bu somut durumlara uyum
sağlayabildiği, kuramsal bağnazlıktan ve katılıktan kendini kurtarabildiği
oranda, başarı oranı artar. Sosyalizm adına devrim yapılan her ülkedeki
uygulamanın birbirinden çok farklı olması, başarılı liderlerin --kendi
sosyalizmleri--ni kurmuş olmaları bu durumun sonucudur.

  :::::::::::::::::::

  2) Örgüt

  a) Toplumda nesnel koşulların tek amaca yönlendirilmesini sağlayacak bir
örgütün varlığı. Nesnel koşullar oluştuğu zaman bile, bu koşulların tek
hedefe kanalize edilmesi, bu yolla da etkin bir biçimde devrim için
kullanılması ancak geniş kapsamlı ve tek hedefli bir örgütün varlığına
bağlıdır.

  b) Örgütün temsil yeteneği. Toplumda, devrimci potansiyeli tek çatı altında
toplayacak örgüt, toplumun tüm muhalif kesimlerini temsil etmekte ise,
devrimin oluşması çok daha kolay olur. Böyle bir temsil durumunun eksikliği,
nesnel koşullar olsa bile, durumu, bir devrimden çok bir kargaşaya, kaosa
götürür. Bunun en güzel örneği, Fransız Devrimi'nin ilk yıllarıdır.

  c) Devrim için gerekli uzmanlık bilgisine sahip olan bir örgütün varlığı.
Toplumdaki nesnel koşullar olgunlaşmış olsa bile, iktidarın nasıl ele
geçirileceğine ve daha sonra neler yapılacağına ilişkin beklentileri ve
bilgileri uygulayacak kişiler yoksa, örgüt, nesnel koşuların, somuta
dönüşmesinde işlev yapamaz. Buna karşılık, neyi nasıl yapacağını tarihten
gelen deneylerle de bilen uzmanlarla dolu bir örgüt, belli bir devrimi daha
öne alabilir ya da kargaşa durumunda, iktidara el koyarak, devrimi
gerçekleştirebilir.

  d) Örgütün gücü. Bir toplum, nesnel olarak devrim aşamasına gelmiş olsa
bile, devrime öncülük edecek örgütün siyasal, toplumsal, ekonomik ve askeri
gücü yeterli değilse, devrim olmaz.

  e) İç işleyişi etkin olan bir örgütün varlığı. Toplumda, nesnel koşullar
oluşmuş olsa bile, belli bir örgüt, kendi içinde kesin bir, hiyerarşiye ve
etkin haberleşme kanallarına sahip değilse, bu koşulları eyleme dönüştüremez.
Ancak kargaşalığa yol açar.

  :::::::::::::::::::

  3) İdeoloji

  a) Toplumdaki muhalefeti tek hedefe kanalize edecek bir ideolojinin varlığı.
Bir toplum, nesnel koşullar açısından devrim aşamasına gelmiş olsa bile,
insanları (devrim olayında, muhalifleri), birarada tutan ve onlara, eylemin
anlamını belirten bir ideoloji yoksa, devrim, bir toplumsal olay içinde
patlak vermez.

  b) Toplumu yalnız devrim öncesi değil, devrim sonrası da seferber edebilecek
bir ideolojinin varlığı. Bir ideolojinin yalnız devrimci güçleri seferber
ederek, iktidara el koyma aşamasında işlevsel olması yeterli değildir.
--Devrim sonrası-- sürekli olarak, devrimci güçlerin kafasını işgal eder. Bu
açıdan, --yeni toplum-- modelini huzursuz kesimlere sunamayan bir ideoloji,
nesnel koşullar hazır olsa bile, bir devrimi hızlandıramaz.

  c) Başka zaman ya da başka mekanlarda başarıya ulaşmış bir ideolojinin
varlığı. Bir toplumun devrimci güçlerini seferber edebilecek bir ideolojinin
bu özeliği büyük ölçüde ya başka toplumlarda ya da aynı toplumda; başka
zamanlarda başarıya ulaşmış olmasında yatar.

  d) Muhalif grupların çıkarlarına uygun bir ideolojinin varlığı. Bir
devrimin ortaya çıkmasının en önemli niteliği, toplumun güçlü kesimlerinin,
maddi çıkarları açısından geleceğe (devrim sonrasına) ilişkin olumlu
beklentilere sahip olmasıdır. Mevcut --devrimci ideoloji-- bu beklentileri
yaratıyorsa, devrimin gerçekleşmesi çok daha kolay olur.

  :::::::::::::::::::

  4) Öznel Koşullar Arasındaki İlişki

  Buraya dek, bilimsel irdeleme amacıyla soyutlanan öznel koşullar, aslında
birbirlerine son derece bağlı ögelerdir. Bir başka deyişle, lider, örgüt ve
ideoloji, birbirlerinden çok zor ayrılabilirler. Çünkü, bu üçü arasındaki
ilişki, bir karşılıklı bağımlılık, bir karşılıklı belirleme ilişkisidir.
Lider, ideolojiyi ve örgütü, örgüt lideri ve ideolojiyi, ideoloji ise
lideri ve örgütü belirler. Böylece, öznel koşullar bir --lider-örgüt-ideoloji--
bütünü içinde gelişir.

  Bu açıdan burada yapılmış olan ayırımın, yalnızca, inceleme ve irdeleme
amacıyla yapılan, gerçeğe tam uyamayan bir soyutlama olduğu hiçbir zaman
akıldan çıkarılmamalıdır.

  :::::::::::::::::::

  III- NESNEL KOŞULLAR İLE ÖZNEL KOŞULLAR ARASINDAKİ İLİŞKİ

  Hiçbir lider, örgüt ya da ideoloji, nesnel koşullar var olmadan, tek başına
bir devrime yol açamaz. Bunun en güzel ifadesi, --devrimciler ve devrimci
düşünceler, her an her toplumda vardır ama; her an, her toplumda devrim
olmaz-- sözünde görülür.

  Buna karşılık, nesnel koşullar hazır olduğu, yeterince olgunlaştığı zaman,
mutlaka, toplumsal bir kargaşa ortaya çıkar. Bu toplumsal kargaşanın düzenli
ve tutarlı bir devrime dönüşebilmesi ise büyük ölçüde, öznel koşulların
varlığına bağlıdır.

  Öte yandan, son bir söz, nesnel koşullarla, öznel koşulların birlikte
olgunlaştığı belirtilerek söylenebilir. Bir başka deyişle, birinin oluşması,
hiç kuşkusuz, ötekini de hızlandıracaktır. Çünkü, her iki ögeler grubu da
aynı toplumsal ve tarihsel ortam içinde ortaya çık

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar |