sosyal bilgiler

afet eğitimi ilk yardım eğitimi,yangın eğitimi, ikazlar

22/7/2008 Kategori: Belirli Gun ve Haftalar |

Afet Eğitimi Hazırlık Günü (12 Kasım)

 

 

EĞİTİM VE TOPLUM BİLİNCİ 

 

• Eğitim, uygarlıkların vazgeçilmez gereksinimidir. Eğitimin amacı, insan ve toplum yaşamını kolaylaştırmak, güzelleştirmek, zenginleştirmek, iyileştirmek, kişiyi ve toplumu mutlu kılmaktır. Eğitim bilgi, akıl, zekâ, kültür, zevk, etik gibi değerlere dayanan ve kişinin doğuşundan başlayıp hayatının sonuna kadar devam eden bir süreçtir.

 

• Eğitimde atılan her bir adım, toplumun duyarlılık bilincini, yaratıcılığını, akılcı düşünme gücünü, doğal yeteneklerini ve becerilerini geliştirmek için gereken gücü artırmaktadır.

 

* Afet Türleri

 

 “Avrupa Atlantik Afet Müdahale Merkezi Yönergesi” ekinde ise afet türleri aşağıdaki şekilde tasnif edilmiştir.

a. Doğal Afetler: Bu kapsamda deprem, dev dalgalar, volkanik patlamalar, toprak kaymaları, tropikal siklonlar, sel, kuraklık, çevre kirlenmesi, ormanların yok edilmesi, çölleşme, veba salgını gibi afetler bulunmaktadır.

b. Teknolojik Afetler: Nükleer santral kazaları, kimyasal ve endüstriyel kazalar, uçak kazaları, demiryolu afetleri, gemi kazaları, terörizm ile ilgili eylemler bu sınıf içinde yer almaktadır. Teknolojik afetler kendi başına tetiklenebileceği gibi tabii bir afet tarafından da tetiklenebilir. Büyük oranda doğal afetlere maruz kalan ülkemizde, doğal afetlere ilişkin sorumluluk kanunen İçişleri Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’na aittir. 

 

* İdeal Bir Afet Yönetimi;

 

1- Afet Öncesi

2- Afet Esnası

3- Afet Sonrası, safhalarından oluşmalıdır.

.

a. Afet Öncesi: Afet öncesi dönemde afet yönetimi, genel olarak, afet zararlarını en aza indirebilmek amacıyla gerekli önlemleri almayı, mümkün olan hallerde önlemeyi,mümkün olmayan durumlarda ise acil kurtarma ve yardım çalışmalarının etkin bir biçimde yapılmasını sağlamayı, afet zararlarının azaltılması çalışmalarını kalkınmanın her aşamasına yaymayı ve insanları bu konularda eğitmeyi amaçlamaktadır.

 

b. Afet Esnasında: Afet yönetiminin afet sırasındaki amaçları, mümkün olan en fazla sayıdaki insanı kurtarmak, afetlerin doğurabileceği ek tehlike ve risklerden insan canını ve malını korumak; afetten etkilenen toplulukların hayati gereksinimlerini en kısa zamanda karşılamak ve hayatın normale dönmesini sağlamaktır. Bu amaçların gerçekleşmesi, afet öncesi yapılan plan ve hazırlık çalışmalarının, kurulacak teşkilatın afet anında etkin bir biçimde harekete geçirilmesiyle mümkün olabilmektedir.

 

c. Afet Sonrası: Afet sonrası dönemde afet yönetiminin amacı, afetin doğurabileceği ekonomik ve sosyal kayıpların en düşük düzeyde kalmasını veya etkilerin en kısa sürede düzeltilmesini ve afetten etkilenen topluluklar için emniyetli ve gelişmiş yeni bir yaşam çevresi oluşturulmasını sağlamaktır.

 

         * Türkiye'de Afet Yönetimi

 

Afet, insanlar için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplara neden olan, normal yaşamı ve insan faaliyetlerini durdurarak veya kesintiye uğratarak, toplulukları olumsuz etkileyen doğal, teknolojik veya insan kökenli olaylar olarak tanımlanmaktadır. Bir olayın afet olarak adlandırılabilmesi için, insan toplulukları ve yerleşim yerleri üzerinde kayıplar meydana getirmesi ve insan faaliyetlerini durdurarak yada kesintiye uğratarak bir yada daha fazla yerleşim birimini etkilemesi gerekmektedir. Bu tanımlamalardan da anlaşılabileceği gibi afet, olayın kendisinden çok doğurduğu sonuçlar olarak görülmektedir. Bir afetin büyüklüğü ise insanlar açısından neden olduğu can ve ekonomik kayıplarla ölçülmektedir.

Başta depremler olmak üzere çeşitli afet türlerinin etkisinde olan ülkemizde meydana gelen tabii veya teknolojik afetler özellikle ekonomik açıdan büyük kayıplara yol açmaktadır. Bunlara yakın zamanlarda meydana gelmiş örnekler 1992 Erzincan, 1995 Dinar depremleri, 1995 Senirkent heyelanıdır ve 17 Ağustos 1999 Gölcük depremi.

Marmara havzasında İstanbul’u etkisi altına alabilecek bir büyük depremin ülkenin tamamını durma noktasına sürüklemesi akılda tutulması gereken bir ihtimaldir. Böyle bir durumda resmi kuruluşların da etkisinin yetersiz kalmaması beklenmelidir. Afet zararlarının azaltılması inşa edilmiş insan çevresinin iyi planlama ve teknik hizmetlerle afetlere dayanıklı hale getirilmesi ile mümkündür.

 

DEPREMLER

 

 

Depremin yol açacağı zararları azaltmak için;

 

• Üretim kalitesinde yüksek bir standart sağlamak, denetim mekanizmalarını etkili işletmek gerekir. Dolayısıyla devlete, yerel yönetimlere, meslek odalarına, sivil toplum kuruluşlarına, mimar, mühendislere ve medyaya çok büyük sorumluluk düşmektedir.

 

• Yukarıda sayılan bütün unsurları denetleyecek, standartları yüksek tutmaya zorlayacak olanlar; bilgili, bilinçli ve sorumlu bireyler olmalıdır. Yurttaşlar sadece tüketici değildir. Deprem kayıplarından bireyler de doğrudan doğruya sorumludur.

 

Sonuç olarak,

 

• Depremden korunmanın ilk ve tek yolu, bilgili, bilinçli, sorumlu yurttaşlar yetiştirmektir. Bütün bunların başarılabilmesi için de afet eğitimine okul öncesinden başlanmalıdır.

 

• Çağdaş eğitimin gereği olan düşünme, araştırma, irdeleme ve tartışma yeteneklerini geliştirmek için eğitim programlarında yeniden düzenleme yapılması zorunludur.

 

• Geçmişte yaşanan can ve mal kayıplarına yol açan büyük depremlerden ders alınarak öncelikle deprem olmadan yapılması gereken çalışmaların tamamlanması halinde deprem zararlarının en aza indirilmesi büyük ölçüde eğitim çalışmalarına verilecek ağırlıkla mümkün olacaktır.

 

Birey ve toplumun deprem konusunda eğitilip bilinçlendirilmesi öncelikle örgün eğitim sistemi tarafından gerçekleştirilmeli, aynı zamanda yaygın eğitim yoluyla örgün eğitim dışında kalan geniş halk kitlesinin eğitimine önem verilmelidir.

 

Bilinmelidir ki;

 

İnsanlarımız deprem sırasında kendilerine öğretilenlerin tümünü özümsese bile yıkılan bir binadan kurtulma şansları çok düşüktür. Bu nedenle Türkiye’deki tüm binaların sağlamlık envanterleri çıkarılarak deprem sırasında yıkılması olası binaların nasıl güçlendirileceği konusundaz toplumun bilgilendirilmesi gerekir.

 

Ülkemizde,

 

• Gerek kent merkezleri, gerekse kırsal alanlarda bulunan ve kültürel mirasımızı oluşturan tescilli veya tescilsiz sivil mimarlık örneklerinin, anıtsal ve antik yapıların, arkeolojik alanların, özgün kentsel dokuların korunması ve gelecek nesillere aktarılması, kültürel mirasımızın sürdürülebilirliğinin ve yaşanılabilirliğinin sağlanması adına önem taşımaktadır

 

• Deprem sonrası hasar tespiti, önlem ve uygulamalara yönelik yapılan işlemlerin, deprem öncesinde mevcut yapı stokunun envanter çalışmaları sırasında ele alınarak, güçlendirme gerektiren yapılar için; sağlamlaştırma, bütünleme, yenileme, yıkılacak durumundaki yapılar için, yeniden inşa etme önerilerinin getirilerek yapısal dayanımın artırılması ve kullanıcıların eğitilerek bilinçlendirilmesi ve bu konuda uzman mühendislerin yetiştirilmesi, çok çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmış olan ülkemizdeki zengin kültürel mirasın korunarak yaşatılmasına katkı sağlayacaktır.

 

Deprem Konusunda,

 

1. Çok disiplinli araştırmaların kurumsallaştırılması

için yöntemler geliştirilmeli, ulusal araştırma

programı çerçevesinde iki yılda bir ulusal sempozyum yapılmalı, genç araştırmacılara burslar,

başarılı araştırmalar için ödül programları geliştirilmelidir.

2. Kamu yöneticileri için afet yönetimi konusunda, risk belirleme, zarar azaltma, müdahale ve iyileştirme gibi konuları kapsayan bir eğitim programı gereklidir. Kamu kuruluşlarının gereken önlemleri alması ve tüm personelin eğitimli olması açık bir sorumluluktur. Bu programda afet yönetiminde halk katılımının önemi ve gerekliliğine yer verilmelidir

3. Üniversitelerimizde jeoloji, jeofizik, inşaat mühendisliği, mimarlık, kent planlaması v.b. meslek öğretimi yürüten bölümlerde günümüzde uygulanan öğretim programlarında deprem konularına yeterli önemin verilmesi gerekmektedir.

 

DEPREM VE MEDYA

 

Medya toplumun deprem konusunda bilinçlendirilmesinde, depremin yol açtığı kayıp ve zararlarda da kendini sorumlu hissetmelidir.

 

• Resmi kurumlar ve medya arasında daha önceden kurulmuş sıkı koordinasyonla, doğru ve güvenilir bilgi akışı sağlanarak, yanlış ve abartılı bilgi akışı önlenmeli, böylece toplumun aldığı bilginin doğruluğuna güveni sağlanmalıdır

• Deprem konusunda, eğitsel, psikolojik ve bilimsel olarak konunun uzmanlarınca hazırlanmış materyalin, topluma aktarılmasında yayın organlarının kullanılması ve bunun gelişigüzel değil, bir plan dahilinde ve süreklilik arz edecek şekilde yapılması gerekmektedir.

• Bilgiye en hızlı ulaşacak ve medyaya sürekli olarak ilk elden bilgi aktaracak yetkili bir birim oluşturulmalıdır. Bu birim yetkin ve tarafsız kişilerden oluşmalıdır.

 

ÖRGÜN VE YAYGIN EĞİTİM

 

Doğal afetlerin etkisini azaltmak, kayıpları en aza indirmek toplumun her ferdinin ve her kesimin bilinçli ve etkin katılımı ile olacaktır. Deprem konusunda halkın bilinçlendirilmesi, eğitimin tüm öğelerinin seferber edilmesiyle mümkündür.

 

Afet Eğitimi;

 

• Örgün Eğitim Sistemi

• Yaygın Eğitim Sistemi

• Hizmet İçi Eğitim

• Meslek İçi Eğitim

• Halk Eğitimi

 

Örgün Eğitim Sistemi İçinde Afet Eğitimi

 

• Okul Öncesi Afet Eğitimi

• İlk Öğretim

• Orta Öğretim

 

Yaygın Eğitim Sistemi İçinde Afet Eğitimi

 

Halk eğitiminin nasıl ve nerede yapılacağı, hangi metot ve yolla kimin tarafından verileceği, ilgili kurum ve kuruluşlarca kararlaştırılıp plan ve programlar hazırlanmalıdır. Bu kuruluşlar;

 

• Milli Eğitim Bakanlığı,

• Görsel ve yazılı kitle iletişim kuruluşları,

• Sivil toplum örgütleridir.

 

Kalfalık, Ustalık ve Taşeronluk Temiz Belgesi

 

• İşverenlerce yaptırılan iş tarif edilerek yapılan anlaşmalara uygun olarak işin fen ve sanat kurallarına, ahlaki değerlere uygun olarak tamamlandığı ve çalışmalar sırasında verilen işi zamanında tamamlandığını belirten belgedir.

 

DEPREMDEN VE DEPREMDEN KORUNMA YOLLARI

 

  1. KİŞİSEL VE AİLE HAZIRLIKLARI
  2. BİNA GÜVENLİĞİ VE EV HAZIRLIĞI
  3. TOPLUM HAZIRLIĞI
  4. DEPREM SONRASINDA YAPACAKLARINIZ
  5. ÇOCUKLARIN BİR DEPREM FELAKETİYLE BAŞA ÇIKMALARINA NASIL YARDIM EDEBİLİRSİNİZ?
  6. DOĞAL AFET SONRASI ORTAYA ÇIKABİLECEK PSİKOLOJİK SORUNLAR
  7. DEPREMİN PSİKOLOJİK ETKİLERİ İLE NASIL BAŞA ÇIKILIR?

 

KİŞİSEL VE AİLE HAZIRLIKLARI

 

  1. Aileniz için bir deprem anında nasıl hareket edeceğinizi düşünün ve kendinize göre planlama yapın. Bu amaçla; Evinizin her odasındaki güvenilir yerleri belirleyin.
  2. Evin tehlikeli noktalarını bilin, (pencereler, aynalar, asılı eşyalar, şömineler ve yüksek mobilya)
  3. Pratik egzersizler yapın. Çocuklarınızla evin içerisindeki güvenilir noktalara yerleşin.
  4. Bölgenizdeki Kızılay, Sivil Savunma veya diğer toplum kuruluşlarından ilkyardım kurallarını öğrenin.
  5. Birbirinizden ayrı olmanız halinde ailenizin nerede buluşacağını belirleyin; Bu yerler herkesin bildiği yakın çevreden olsun. Örneğin; Komşunun veya size yakın oturan akrabaların evi, mahallenizdeki okul ve camilerin avluları ile parklar.... gibi.
  6. Belirlemiş olduğunuz bu yerlerde buluşmanız mümkün olmayabilir çünkü bu yerler de depremden zarar görmüş olabilirler. Bu sebeple oturduğunuz şehirden en az 100 km. uzakta yaşayan bir akrabanızı haberleşme aracı olarak seçin.
  7. Yukarıdaki bilgileri içeren kartlardan hazırlayın. "AİLEYLE TEKRAR BİR ARAYA GELME" kısmındaki boşlukları doldurun ve tüm aile bireyleri için çoğaltın. Evde herkese cüzdanlarında, çantalarında veya ceplerinde taşımaları için verin. Bu isim ve telefon numaralarını daima yanınızda taşıyın. Tüm aile üyelerinin, depremden sonra en kısa sürede, önceden belirlemiş olduğunuz bu kişiye haber vermelerini söyleyin. Ve sizde aynı şekilde bu kişiye nerede ve nasıl olduğunuzu söyleyin. Eğer tüm aile üyeleri seçmiş olduğunuz kişiye haber verebilirse, birkaç gün bir araya gelemezseniz dahi, birbirinizin nerede ve nasıl olduğundan haberdar olabilirsiniz. Birbirinizden haberdar olabilmek kaygı ve stresinizi oldukça azaltacaktır.
  8. Aracı kişiler dışında ihtiyacınız olabileceğini düşünerek bazı önemli telefon numaralarını saklamanızda fayda vardır. Bu telefon numaralarını ACİL TELEFON NUMARALARI çizelgesine kaydediniz.
  9. Bir deprem sırasında aileniz için yaşamsal önem taşıyan belgeleri kaybetmemek için önlem almak gerekir. Senetler, vasiyet, vergi kayıtları, doğum belgeleri, nüfus kağıtları ve diğer yaşamsal önem taşıyan belgeleri ateşten etkilenmeyecek bir yerde saklayın. Bu belgeleri emanet kasada saklayabilirsiniz, yada su geçirmeyen bir poşetle afet çantasına koyabilirsiniz.
  10. Bu belgelerin arasına bir de ÖNEMLİ AİLEVİ BİLGİLER çizelgelerini doldurarak saklarsanız yararlı olacaktır.
  11. Aile bireyleri için; bilek veya boyunda taşınabilen madeni künyeler (Adı, soyadı, doğum yeri, doğum tarihi, dini ve kan grubu) hazırlayın. 
  12. Aileniz için taşınabilir bir ilkyardım çantası hazırlayın ve ulaşılabilir bir yerde hazır bekletin

 

BİNA GÜVENLİĞİ VE EV HAZIRLIĞI

 

    Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    2008 - 2009 meb(milli eğitim bakanlığı) eğitim ve öğretim yılı i

    12/6/2008 Kategori: Belirli Gun ve Haftalar |

    2008 - 2009 meb(milli eğitim bakanlığı) eğitim ve öğretim yılı iş takvimi yayınlandı. İş takvimi, meb iş takvimi, yeni eğitim yılı iş takvimi, meb genelgesi, iş takvimi 2008-2009 iş takvimi yayınlandır. buradan iş takvimi genelgesini görebilirsiniz

    Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    Anneler Günü kutlama programı

    7/5/2008 Kategori: Belirli Gun ve Haftalar |

    ANNELER GÜNÜ

    ( Mayıs ayının ikinci Pazar günü )

    Mayıs ayının ikinci pazar günü Anneler Günü'dür. Anneler Günü evrensel bir gündür. Dünyada milyonlarca ana bugün çocukları tarafından sevgi ve saygı ile anılır.

    Anneler Günü ülkemizde 1955 yılından bu yana kutlanıyor. Türk Kadınlar Birliği ülkemizde her yıl çocukları için büyük fedakarlığa katla­nan annelerden birini yılın annesi seçer. Yılın annesinin kişiliğinde tüm annelere iyi dilekler sunulur.

    Amerika'nın Filedelfiya eyaletinde 9 Mayıs 1966 günü Jarvis isimli bir kızın annesi öldü. Annesini çok seven Jarvis'in üzüntüsü aylarca sürdü. Hayatla kimsesi kalmayan Jarvis ölüm olayına bir türlü alışamadı. Yaşama küstü. Canlılığını, yaşama sevincini yitirdi. Yemedi, içmedi bir ara ölmeyi bile düşündü. Jarvis'in bu durumunu yakından izleyen komşusu Jarvis'le arkadaş oldu. Bir gün yaşlı komşu söyleşi sırasında Jarvis'e «İnsanlar doğar, yaşar, ölür. Bu bir doğa kanunudur.» dedi. Bu iki cümle, Jarvis'i çok etkile­di. Ölümün de doğmak, yaşamak gibi bir doğa olayı olduğunu düşündü. Ancak bu doğruyu bulmak Jarvis'in annesine olan sevgisini azaltmadı. Aradan geçen süre içinde ölüm sözcüğünün soğukluğu gitti. Yerine anne sevgisinin sıcaklığı geldi. Artık Jarvis annesini gözyaşları ile değil severek. anmaya başladı. Acıları azaldı. İçinde arı, duru bir sevgi oluştu.

    Aradan bir yıl geçti. Bu süre içinde Jarvis, hemen her gün annesinin mezarına çiçekler götürdü. Jarvis'in annesinin ölüm yıldönümünde bütün arkadaşları eve geldi. O gün Jarvis arkadaşlarına :

    — Geçen bir yıl içinde çektiğim acılar bana şunu öğretti «Dünyada anne sevgisinin yerini dolduracak hiçbir sevgi yoktur. Yılın bir gününü annelere ayıralım. O günü annelerimizle ilgili anılarla dolduralım. Böylece annelerimize olan sevgi borcumuzu ödeyelim.» dedi.

    Arkadaşları Jarvis'in önerisini çok beğendiler. Birlikte hemen kentin Belediye Başkanına gittiler. Başkan onları dinledi. Öneriyi içtenlikle benimsedi. Daha sonra bu öneri gazetelere, yazarlara anlatıldı. Jarvis ve arkadaşlarının çalışmaları kısa sürede sonuç verdi. Amerika Birleşik Devletleri Kongresi mayıs ayının ikinci pazar gününün Anneler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı.

     

    Anneler günü ilk kez 1908 yılında kutlandı. Daha sonra bütün uygar ülkelerde kutlanmaya başlandı.

    Her yıl mayıs ayının ikinci pazar günü gazetelerde annelerle ilgili yazılar, anılar, şiirler yayınlanır. Radyo ve televizyonda ana sevgisini konu eden konuşmalar yapılır. Türk Kadınlar Birliği'nin şubesi olan illerde yılın anneleri seçilir. Okullarımızda ayrıca Anneler Günü nedeniyle toplantılar düzenlenir. Bu toplantılarda okunan şiirler, söylenen türküler, şarkılar, annelere armağan edilir. Filimler gösterilir. Sergiler düzenlenir.

    Anneler Gününde annemize bir demet kır çiçeği armağan ederek, bir güzel sözcükle yanağından öperek onu çok mutlu ederiz.

     

    ANNEM

    Ünlü bir yazanınız, annesi ile ilgili

    unutamadığı bir anısını anlatıyor.

    Annemle ilgili bir anımı bir de annemin fotoğrafım istemişsiniz.

    Annemin hiç fotoğrafı yoktu.

    1926 yılında yirmi altı yaşındayken veremden ölen annem bütün yaşamında resim çektirmedi. Çünkü o zaman bizim ortamımızda  - yeni kuşaklar pek şaşacaklar belki de -  resim çektirmek günah sayılırdı. Yalnız, askerlik gibi resmi işleri için erkekler vesikalık resim çektirirlerdi.

    Annem ölüm döşeğindeyken ben okuduğum yatılı okuldan çoktan kaçmıştım; ama bunu annem de babam da bilmiyordu.

    Ölümünden üç gün öncesinden, beni annemin yanına sokmuyorlardı. Ölümünden bir gün önceydi. Annemi yattığı odanın kapısından içerde konu­şulanları dinliyordum. Annemin şu sözlerini duydum;

    — Oğlum yatılı okulda ya, artık gözlerim açık gitmeyeceğim... Oysa ben bir okul kaçağıydım. Parasız yatılı okuldan kaçmıştım.

    Annemin bu sözlerini duyunca, ağlayarak evden çıktım. O zaman on bir yaşındaydım.

    Ertesi gün de annem öldü. Sesi hep kulağımdaydı.

    — «Oğlum yatılı okulda ya, artık gözlerim açık gitmeyeceğim..»

    Okumamın tek nedeni annemin bu sözleriydi. Bütün hayatımda anne­min duyabildiğim bu sözleri kulağımdan hiç eksilmedi. Hep onun bu sözleri­ni düşündüm. Yalnız bunun için okudum, okula gitmenin yollarını aradım. Onun sözleri beni kamçıladı. Yoksa, okul kaçkını on bir yaşındaki ben, bir daha hiç okula gidecek değildim. Beni okula göndermeye zorlayacak kimse de yoktu, yoksulduk.

    Bugünkü kişiliğimi, anneme, özellikle annemin duyduğum son sözlerine borçluyum.

    Aziz NESİN

     

    ANNEM

    Annelerin en güzeli,

    Sensin, benim güzel annem.

    Ilık esen bahar yeli,

    Sensin, benim güzel annem.

     

    Güneş yüzlü, altın kalpli,

    Ağır başlı, tatlı dilli,

    Meleklerin eşi sanki

    Sensin, benim güzel annem.

     

    Açan çiçek, çağlayan su,

    Gülümseyen engin duygu,

    Evimizin mutluluğu

    Sensin, benim güzel annem.

    H.Latif SARIYÜCE

    ANACIĞIM

    Anneme ve bütün annelere—

    Nasıl hatırlamam anacığım nasıl

    Kaç geceler bana ninni söylerdi

    Hasta olunca oydu başucumda bekleyen

    Biraz yorulmayayım, üzülmeyeyim, hemen

    Alır kucağına okşardı, saçlarımı öperdi.

           Nasıl hatırlamam anacığım nasıl

           Uzun kış geceleri masal masaldı

           Güzel çoban kızları, iyi kalpli sultanlar

           Bir suyun akışı gibi geçip gitti zamanlar

           Şimdi ne o dünkü çocuk, ne de o masal kaldı.

    Nasıl hatırlamam anacığım nasıl

    Yıkayan oydu mürekkep lekeli parmaklarımı

    Akşam biraz geciksem yollara düşerdi

    Sokağa çıkarken «Yavrucuğum üşütme» derdi.

    Hemen bir kazak örerdi biraz boş kaldı mı.

           Nasıl hatırlamam anacığım nasıl

           Bilirim yine kalbinde yerim anacığım

           Selam sana Anneler Günü İstanbul’dan

           Yeni dönmüşçesine bir akşam okuldan

           Vefalı ellerinden öperim anacığım.

    Ümit Yaşar oğuzcan

    ANNECİĞİM

    Ne sevimli bir annesin!

    Ne tatlıdır senin sesin!

    Benim canım mısın nesin

    Sen olmazsan yapamam ben!..

     

    Senden yakın kim var bana?

    Kalbim, canım bağlı sana!.. Üzüntüm yok ondan yana Seviyorsun beni de sen.

     

    Gülsem güler yüzün

    Ağlamamdan alır hüzün...

    Senin gecen ve gündüzün

    Işık alır sanki benden!

    Rakım ÇALAPALA

     

     

    ANNE

    Annemi ben çok severim,

    Melek annem, güzel annem,

    Üzülmesin sakın derim

    Melek annem, güzel annem.

     

    İyi doğru sözler onda,

    Şefkat dolu gözler onda,

    Sevgi, ışık var yolunda,

    Melek annem, güzel annem.

     

    Anne yüzü ne asil yüz,

    Anne gözü ne derin göz,

    Anne özü, pırlanta öz,

    Melek annem, güzel annem.

    Rıfat Necdet EVRİMER

    ANNEM

    Bağım olsa, bahçem olsa

    İpek kumaş bohçam olsa,

    Sabah olsa, akşam olsa

    Annem gitmese yanımdan.

     

    Her zaman baksam yüzüne,

    Uyurum yatsam dizine.

    Rastlamadım kem sözüne

    Sesi çıkmaz kulağımdan.

     

    Bir sözünü iki etmem.

    Canımı verir incitmem

    Annemsiz cennete gitmem

    Onu severim canımdan

    İbrahim ŞİMŞEK

     

     

     

     

     

    GÜZEL SÖZLER

    ·       Ana sevgisi bütün sevgilerin kaynağıdır.

    ·       Ana evin direğidir.

    ·       Anaya borç tükenmez.

    ·       En değerli armağan sevgidir. Annenize sevginizi veriniz.

    Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    Dünya Çevre günü kutlama programı

    7/5/2008 Kategori: Belirli Gun ve Haftalar |

    DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ

    ( 5 Haziran )

    ÇEVRE KORUMA HAFTASI

    ( 5 – 11 Haziran )

     

     

    İnsanların sürekli yaşadıkları yere çevre denir. Dağlar, ovalar, çayırlar, ormanlar, göller, denizler, ırmaklar, doğal çevreyi oluşturur.

    Doğal Çevrenin korunması amacı ile 1972 yılında İsveç'in Stockholm kentinde Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı toplandı. Bu toplantıda çevre sorunları ele alındı. Çevre kirlenmesine karşı üye ülkeler ortak çözüm yolları aradılar. Birleşmiş Milletler Çevre Konferansında 5 Haziran gününün Dünya Çevre Günü olması kararlaştırıldı. Her yıl Birleşmiş Milletler'e üye ülkelerde 5 Haziran Dünya Çevre Günü olarak değerlendirilir.

    Ülkemizde bu amaçla 1978 yılında Türkiye Çevre Sorunları Vakfı, daha sonra Çevre Müsteşarlığı kuruldu. Başbakanlığa bağlı Çevre Müsteşarlığı 5-11 Haziran tarihleri arasını Çevre Koruma Haftası olarak kabul etti. Çevre Koruma Haftasında okullarda öğrencilere doğal çevrenin korunması gereği öğretilir. Hafta boyunca radyo ve televizyonda halka çevre kirlenmesi ile ilgili bilgiler verilir. Alınması gerekli önlemler anlatılır. Gazete ve dergilerde doğal çevrenin korunmasına ilişkin yazılara yer verilir.

    Doğal çevrenin kirlenmesi bütün ülkelerin ortak sorunudur. Çevre kirlenmesi hepimizin günlük yaşayışını etkileyen bir olaydır. Uygarlığın gelişmesi, endüstrileşme sonucu fabrikalarda insan gücüne gereksinme arttı. Kırlarda, köylerde, doğal çevrede yaşayan insanlar kentlere göçtü. Kent nüfusu önemli ölçüde çoğaldı. Kentlerde nüfusun artışı ve endüstrileşme ile birlikte çevre sorunları ortaya çıktı. Bu sorunun en önemlisi çevre kirlenmesidir.

    Başlıca çevre sorunları su, hava ve toprak kirlenmesidir.

    Su kirlenmesi ile deniz hayvanlarının yaşam ortamları bozulur. Kirli sularda avlanan balık ve öteki deniz ürünlerini yemeyelim. Böyle sularda yüzmeyelim.

    Hava kirliliği daha çok yakıtların gereği gibi yakılmaması sonucu ortaya çıkar. Kirli hava solunuma elverişsiz havadır. Kirli hava solunum yolları hastalıklarını artırır. Solunum organlarımızı yorar. Hava kirliliği ölümlere bile sebep olur.

    Toprak kirlenmesi; çeşitli ilaç ve gübrelerle toprağın tarıma elveriş­siz duruma gelmesidir. Çiftçilerimiz; tarlada kullanacakları ilaç ve gübre çeşidini ziraat mühendislerine, teknisyenlerine sormalıdır. Hangi gübrenin hangi cins topraklarda yararlı olacağı bilinmektedir. Bu nedenle; ilgili uzmana danışmaksızın ilaç ve gübre kullanılmamalı. Toprak kirlenmesi toprağın verimini azaltır. Bitki hastalıklarını çoğaltır.

    Bugün pek çok ilimiz çevre sorunları ile karşı karşıyadır. Örneğin Ankara'da hava, İstanbul'da su. Mersin ve Adana'da toprak kirlenmesi birer çevre sorunudur.

     

    DOĞAL ÇEVRENİN KORUNMASİ İÇİN ALINACAK ÖNLEMLER

    Doğal çevrenin korunması : Bu konuda alınabilecek belli başlı önlemler şunlardır:

    • Akar ve durgun sular, insan ve hayvan artıkları ile kirletilmemeli,
    • Biriken çöpler hemen kaldırılmalı,
    • Zararlı hayvanların, böceklerin özellikle, karasinek ve sivrisinekle­rin üreyip çoğalmaları engellenmeli,
    • Kanalizasyon borularındaki patlamalar hemen ilgililere bildirilme­li.
    • Yakıtların tam yakılması sağlanmalıdır. Böylece hem enerji kaybı, hem de hava kirliliği önlenmiş olur.

    Doğal çevrenin kirletilmesi yasalarımıza göre suçtur. Bu suçu işleyenlere para ve hapis cezaları verilir.

    Doğal çevre bizim çevremizdir. Biz doğayı korudukça doğa da bizleri korur. Havaya, suya, toprağa karışan kimyasal artıklar doğayı etkiliyor. Bu artıkların çoğalması insan sağlığını bozuyor. Kısaca çevre sorunları, sağlımızla yakından ilgili bir konudur.

    Bulunduğumuz yeri kirletmeyelim. Doğal çevrenin güzelliklerini korumak hepimizin görevidir. Bu konuda girişilen çalışma ve çabalara katılalım. Soluduğumuz havanın, içtiğimiz ve kullandığımız suların, bulunduğu­muz yerin temiz olmasını istiyorsak çevre kirlenmesine engel olalım. Sağlımıza uygun bir çevrede yaşamak için doğal çevremizi koruyalım.

     

    ÇEVREMİZ

    Çöplerimiz birikmesin

    Sularımız kirlenmesin

    Yakıtımız tam yakılsın

    Temiz olsun her şeyimiz.

           Oynayalım hep coşalım

           Bu yurdu temiz tutalım

    Sokağımızla caddemiz

    Köyümüzle, kentimiz

    Temiz olsun hep çevremiz

    Güzel olsun hep yöremiz.

           Oynayalım hep coşalım

           Bu yurdu temiz tutalım

    Yaylada ovada dağda

    Pırıl pınl bir doğada

    Oynayalım hep coşalım

    Bu yurdu temiz tutalım.

    Erol YAVUZ

    BİR YER DÜŞÜNÜYORUM

    Bir yer düşünüyorum, yemyeşil,

    Bilmem, neresinde yurdun?

    Bir ev, günlük güneşlik,

    Çiçekler içinde memnun.

              Bahçe kapısına varmadan daha,

              Baygın kokusu ıhlamurun,

              Gölgesinde bir sıra, der gibi;

              — Oturun!

    Haydi çocuklar haydi,

    Salıncakları kurun!

    Başka dallarsa, eğilmiş;

    — Yemişlerimizden buyurun!

              Rüzgar esmez, konuşur;

              — Uçurtmalar uçun, çamaşırlar kuruyun.

              Mutlu olun, yaşayın,

              Ana, baba evlat, torun.

    Z. Osman SABA

     

     

     

    GÜZEL SÖZLER

     

    ·       Biz doğayı korudukça doğa da bizi korur.

    ·       Herkes sağlıklı, dengeli bir doğal çevrede yaşamak hakkına sahip­tir.

    ·       Çevre kirliliği, her anımızı etkileyen sağlıklı bir yaşam konusudur.

    ·       Sağlıklı yaşam, sağlıklı çevre ile olur.

    ·       Yarının doğası bugünden yaratılır.

     

     

    Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    NEVRUZ HAKKINDA BİLGİ KUTLAMA PROGRAMI

    7/5/2008 Kategori: Belirli Gun ve Haftalar |

    NEVRUZ

    En eski Türk bayramı olan Nevruz, Türkler aracılığıyla Avrasya'ya yayılmıştır. Eski Doğu geleneklerinin devamı olarak yasamıştır. Çin kaynaklarına dayanarak Hunların milattan yüzlerce yıl önceleri 21 Mart'ta hazır yemeklerle kıra çıktıklarını, bahar senlikleri yaptıklarını, bugün Nevruz kutlamalarındaki geleneklerin o zamanda da yer aldığını biliyoruz. Aynı gelenekler, Hunlardan sonra Uygurlarda da görülmüş ve bugüne kadar uzanmıştır. Çağdaş Uygur resminde Uygurların Nevruz kutlamalarını temsil eden tablolar yapılmıştır.

    Nizamü'l-Mülk de XI. yüzyıl yazarı olarak Siyaset nâme adlı eserinde bu bayramdan söz eder. Bu bayramın aynı zamanda yılbaşı olduğunu belirterek Nevruz geleneklerini anlatır. Ayni zamanın yazarlarından Kasgarlı Mahmut da Divân-i Lügati't-Türk'te Türklerde yıl başlangıcının Nevruz olduğunu ifade eder. Ayrıca, 12 Hayvanlı Türk Takvimi'nin başlangıcının da 21 Mart olduğu bilinmektedir.

    Selçuklularda Nevruz bayramı eğlencelerinin kutlandığı, senlikler yapıldığı, özel yemekler pişirildiği, özel hediyeler alınıp verildiği de bilinmektedir. Selçuklularda yılbaşı, günesin koç burcuna girdiği gün olan Nevruz günü olarak kabul edilmiştir. Osmanlı devrinde de Nevruz, çok canlı biçimde kutlanmaktaydı. Osmanlı ailesini çıkarmış olan Kafi Boyu'na mensup Karakeçililerin, Karakeçili aşireti mensuplarının 21 Mart tarihinde Ertuğrul Gazı’nın türbesi etrafında toplanarak burada bayram yaptıklarını biliyoruz.

    Bu bayramın bir diğer adı da "Yörük bayramı"dır. Osmanlı Devrinde 21 mart günü özellikle padişahın yani sultanin nevruz tebriklerini kabul ettiği, halkın Nevruzcunu kutladığı, Nevruz senliklerinde bulunduğu gün olmak hasebiyle, 21 Mart tarihinin Nevruz-i Sultanî, yani sultana mahsus, sultan tarafından veya sultanin katılmasıyla kutlanan Nevruz günü olmak bakımından böyle bir isim aldığı söylenilebilir.

    Osmanlı devrinde kutlanan Nevruz kutlamaları Cumhuriyetin ilk yıllarında da resmî olarak devam etmiştir. Bu konuda Prof. Dr. Reşat Genç su bilgileri veriyor: "Geri planlarda bırakılmış ve unutulmaya yüz tutmuş olan Türk insanına kendi kültür kimliğini, kişiliğini, benliğini, hüviyetini kazandırmak hareketi Atatürk'ün başlattığı bir hareketti. Bu ne ile mümkün olurdu? İste bu, öze dönmekle, kendi kültürel değerlerimize, örfümüze, âdetimize, geleneğimize dönmekle mümkün olurdu.

    Bu yüzden Atatürk diyor ki "Bilelim ki, kendi benliğine sahip olamayan milletler başka milletlerin şikârıdır", yani yasayamaz. O yüzden, yine, Atatürk der ki, "Gençlerimize, çocuklarımıza görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun en evvel ve herselden evvel kendi geleneklerine, millî ananelerine ve Türkiye'nin bağımsızlığına düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir."

    Millî hareketin özü bu. diğer taraftan kendi kimliği, kişiliği, millî benliği kazandırılmış olan millete Çağdaş olma yolunu açıklamak da Atatürk hareketinin temellerindendir.  İste bu öze dönme, kendi tarihine, kültürüne dönme hadisesi millîciliğin özü idi. Bu yüksek idrakinin icabı olarak , Onun milli kültür unsurlarının her biri üzerinde, en küçük ayrıntısına kadar çok büyük bir dikkatle durduğunu biliyoruz. Nitekim, Nevruz ile ilgili hassasiyeti bunun bir göstergesi olmuştur. Bilindiği gibi Atatürk 22 Mart 1922 tarihinde Ankara’nın Keçiören semtinde Nevruz senlikleri düzenletmiş ve kendisi de bu senliklerde hazır bulunmuştur.

    Netice itibariyle görülmektedir ki, kaynağı neresi olursa olsun M.Ö. 3. yüzyıldan, Mete Han zamanından beri Türklerde var olan bir bayram, bir bahar bayramı geleneğidir. Özellikle 1200 yıldır öbür Türk gruplarının hemen hiç birisi ile ilgisi kalmamış olan Saha yani Yakut Türklerinde Nevruz geleneklerinin izlerinin kuvvetli bir şekilde bugün de var olusu dikkate değer. Ama neticesi itibariyle bugün Afganistan'da da yaşatılmaktadır, İran’da da yaşatılmaktadır, Irak'ta, Suriye'de en azından belli kesimlerde ve bütün diğer Türk dünyasında; Çin Şeddi’nden Adriyatik'e kadar, Hindistan'dan, Afganistan'dan, Yakutistan'a, Çuvaşistan'a, Tataristan'a, Moldova'ya, Macaristan'a ve Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada bugün canlı bir şekilde yasamakta ve yaşatılmaktadır.                                           Prof. Dr. Yusuf HALLAÇOGLU

     

     

     

    Osmanlı Divan edebiyatı sâirleri, Ramazan bayramı, bahar ve kıs mevsimlerinde olduğu gibi Nevruzda da câize almak için büyüklere kaside sunmuşlardır. Bu türden kaside ve gazellere "Nevruziyye" denmektedir. Nevruziyye'ye örnek olmak üzere Nef'î'nin gazelinden bir beyt:

    "Erişdi bahâr oldu yine hemdim-i nevruz
    Şâd etse noda dilleri câm-i Cem-i nevruz"

     

    Damat İbrahim Paşa'ya yazılan Nevruz redifli kasidesinden birkaç dörtlük:

     

    "Hayat-i taze verip dehse maddem-i nevruz
    Hoşâ iristi mesaim-i deme dem-i nevruz
    Dağıttı leşkeri sermâyi sahn-i gülsenden
    Kurunca bârgâhin sâh-i ekrem-i nevruz

    Açıldı bahtı yine siyah-i dilin
    Olup karîn-i atâya-yi hürrem-i nevruz
    Harîm-i bağ o kadar cilverîz-i sevk olmus
    Ki görse bâg-i Behist ola mahrem-i nevruz"

     

    XVI. yüzyılın sâirlerinden Pîr Sultan Abdal da Nevruziyyesinde söyle diyor:

     

    "Sultan Nevruz günü canlar uyanır
    Hal ehli olanlar nura boyanır
    Muhib olan bu gün ceme dolanır
    Himmeti erince Nevruz Sultan'ın

    Âsık olan canlar bu gün gelürler
    Sultan Nevruz günü birlik olurlar
    Hallâk-i cihandan ziya olurlar
    Himmeti erince Nevruz Sultan’ın"

     

    XX. yüzyılın basına kadar geldiği tespit edilen Nevruz kutlamaları, bu devirden sonra hissedilir biçimde diğer bazı geleneklerimiz gibi ortadan kalktı. Bugün halkımızın büyük çoğunluğu tarafından bilinmiyor, bilenler arasında ise yanlış yorumlanıyor. Kültürel değerlerimize duyarsız kalışımızın bugün birlik ve bütünlüğümüzün sarsılmasında son derece etkili olduğu malûmunuzdur. Bunun için, Dede Korkut’umuzu, Yunus Emre’mizi, Hacı Bektâs-i Velimizi, Âhi Evrenimizi, Hacı Bayram-ı Velimizi, Karacaoglanımızı, Dadaloğlumuzu, Fuzulîmizi, Mehmet Âkifimizi  ve Nevruz gibi Türklüğün en eski devirlerinden itibaren gelen örf ve âdetlerimizi, birilerinin oynadığı oyunlardan dolayı hatırlamayalım, gerektiği için hatırlayalım, kutlayalım.


    Sevgili Öğrenciler,
    Nevruz Bayramınız kutlu olsun.

    Nevruz; yeni gün, yeni yılın ilk günü demektir. Bugün, geceyle gündüzün eşit olduğu, günlerin uzayıp sıcaklıkların artmaya başladığı 21 Mart'a rastlamaktadır. Bu günlerde doğa da uyanıp canlanmaya başladığından Nevruz günleri, baharın da başladığı günlerdir. Atalarımız; yeni bir hayat, yeni bir başlangıç demek olan bu tarihi günü, ayni zamanda Ergenekon'dan çıkış bayramı olarak da kutlamışlardır.

    Günümüzde de bu bayram; nevruz, sultan navrız, nevruz, yeni gün ve çağan gibi çeşitli adlar altında, ancak özü ortak bir yeni yıl ve bahar bayramı olarak kutlanmaktadır.

    Bayram; birlikte sevinme, neşelenme ve eğlenme demektir. Bayramlarımız da karşılıklı sevgi-saygı ve hoşgörünün, ulusça bir arada kardeşçe barış içinde yasama arzusunun, dayanışma ve yardımlaşma duygularının coştuğu sevinç ve kıvanç dolu günlerimizdir. Nevruz, bütün bu güzel duygular yanında yeni ve umut dolu günleri, baharı, bolluk ve bereketi müjdeleyen bir bayram, bir senlik günüdür.

    Bütün bu önemli özellikleriyle Nevruz, Türk Dünyasında 2800 yıldır coşkuyla kutlana gelmiş olup halen de 200 milyonu askın Türk topluluklarında sevinç ve neşeyle kutlanmaktadır. Her yıl Manisa'da yapılan Mesih Senlikleri ile Söğüt Ertuğrul Gazi/Yörük Bayramları da bu tarihi geleneğimizin yasayan örneklerindendir. Sizlerin de bu bayram gününüzü mutluluklar içinde sevinçle kutlamanızı diliyorum.
    Bir ortak kültür ve zenginlikler yumağı olan bu anlamlı bayramı, sonsuza dek kutlayabilmemiz, bireysel ve toplumsal sevgi, saygı, hoşgörü, birlik, barış, kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma içinde yasama isteğimize ve bilincimize bağlıdır. Nevruzun bolluk ve bereketi müjdeleyen sıcak günlerini mutlulukla geçirebilmemiz için tüm güzellik ve cömertliğiyle bizi bağrında barındıran doğa ve çevremizle tam bir uyum içinde yasamamız ve onu sevgi ve özenle korumamız gerekmektedir

    Tarihten, atalarımızdan gelen bu güzel geleneği, bu ortak kültür değerimizi sonsuza dek yaşatma ve bize yurt olan doğa ve çevremizi en iyi şekilde koruma bilinç ve arzumuzla Nevruzcunuzu kutluyor ve hepinize sağlık, mutluluk ve basarılar diliyorum.

     

     

     

    ÇEŞİTLİ TÜRK LEHÇELERİNDE

    “Yeni YILINIZ kutlu olsun!”

     

    Yeni YILINIZ kutlu olsun ! (Türkiye Türkçesi)

    Yeni yilinizi kutlerim! (Gagauz Türkçesi)

    Yéni iliniz mübarek olsun ! (Azerbaycan Türkçesi)

    Teze iliniz mübarek ! (Bakû dışındaki Azerbaycan agızlarında)

    Teze yilinizi gutlayaarin ! (Türkmen Türkçesi)

    Yéngi iliwiz mubarâk olsun ! (Kerkük/Erbil Türkmen Türkçesi)

    Yéngi iliyiz mubarâk olsun ! (Diger Kuzey Irak Türkmenleri)

    Yéngi yilingiz mübarek bolsun ! (Özbek Türkçesi)

    Yéngi yılıngız a mübarek bolsun ! (Yeni Uygur Türkçesi)

    Cangi cilingiz kuttu bolsun ! (Kirgiz Türkçesi)

    Canga cilingiz kutti bolsin ! veya Cana ciliniz ben ! (Kazak Türkçesi)

    Canga cilingiz kutti bolsin ! (Karakalpak Türkçesi)

    Sézné yanga yil bélen tebrik item ! (Tatar Türkçesi)

    Yani iliniz kairli (mubarek) olsun ! (Kirim Tatarcasi)

    Ceni ciliniz kutlu bolsun ! (Moldova Tatar agzi)

    Hezze yangı yıl menén kotlayım ! (Baskırt Türkçesi)

    Yangi yiligiz kutlu bolsun ! (Kumuk Türkçesi)

    Naa çilnang al..stapçam sirerni ! (Hakas Türkçesi)

    Caa çil-bile bayir çedirip or men ! (Tuva Türkçesi)

    Slerdi cangi cilla utkup turum ! (Altay Türkçesi)

    Sene sul yaçepe salamlatap ! (Çuvasça)

    Türk'ün en eski bayrami NEVRUZ , Türk dünyasina kutlu olsun..........

     

    NEVRUZ ATEŞİ

     

    Beşbin yıl geçmişten kopan yıldırım,

    Karanlıĝı söker Nevruz ateşi.

    Urumçi , Semerkant ,Karabaĝ , Kırım,

    Tüm Turanda çakar Nevruz ateşi..

     

    Karların gevşeyip eridiĝi gün

    Yaylayı çimen bürüdüĝü gün

    Tohuma hayat yürüdüĝü gün

    Bahar yeli kokar Nevruz ateşi.

     

    Alevini Türk ruhundan alarak

    Eritecek zayıf yeri bularak

    Ergenekon daĝlarını delerek

    Hürriyete çıkar Nevruz ateşi.

     

    Töreler soyumun milli tapusu

    Töresiz daĝılır Türkün yapısı

    Destanlar devrinin masal kapısı

    Bizi sarıp çeker Nevruz ateşi.

     

    Öz malıdır kendini Türk görenin

    Gönlünü Türk birliĝine verenin

    Türk tuĝunu zirvesine Turanın

    Alevlerle diker, Nevruz ateşi.

     

    Destandır, söylenir ozan dillerde,

    Umut ışıĝıdır esir illerde

    Beşbin yıl geçmişi, Türk gönüllerde,

    Nakış nakış dokur, Nevruz ateşi.

     

    Teselli edelim gönlü eziĝi,

    Bilelim Nevruzda feyli bozuĝu,

    Satılmış haini kahpe tuzaĝı,

    Toy düĝünle yakar Nevruz ateşi.

     

    Yansın dört yanda, ateşler yansın,

    Davullar çalınsın, halaylar dönsün,

    Ayrılık, ihanet ateşi sönsün,

    Yurda birlik eker, Nevruz ateşi.

                                                                İlhan esen

     


    Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    Bilişim Haftası programı

    22/4/2008 Kategori: Belirli Gun ve Haftalar |

    Aileler İçin Internet Kullanım Önerileri 1-Internetin, doğru kullanılmadığında zararlı olabileceği konusunda çocuklarınızı uyarın. Çocuklarınızın, Internet hakkındaki düşüncelerini ve bilgilerini günlük olarak takip edebilir, böylece yanlış bildikleri konuları düzelterek onları yönlendirebilirsiniz.

    2-Internete bağlanmak için yalnız sizin bildiğiniz bir şifre kullanabilirsiniz. Böylece çocuklarınızın Internete ne zaman bağlandıklarından haberdar olabilirsiniz.

    3-Bilgisayarı çocuğunuzun odasına koymak yerine, herkesin sık kullandığı bir odaya yerleştirin. Böylece çocuğunuzun, uygun olmayan sitelere gitmesine kolaylıkla engel olabilirsiniz.

    4-Beş yaşından küçük çocuklarınızın tek başlarına bilgisayar ve Interneti kullanmalarına izin vermeyin. Bilgisayar ve Internet kullanma saatlerini sınırlandırarak ve bu saatlerde çocuğunuza eşlik ederek, çocuğunuzun güvenliğini ve denetimini sağlayabilirsiniz.

    6-Çocuklarınızın Interneti uygun kullanıp kullanmadıklarını, sık kullanılanlar ya da daha önce girilen sayfaların listesini kontrol ederek denetleyebilirsiniz.
    Internetin doğru kullanımı hakkında bildiklerinizi, arkadaşlarınızla ya da çocuklarınızın arkadaşlarının ebeveynleri ile paylaşabilirsiniz. Böylece çocuğunuzun, arkadaşlarının evinde de güvende olmasına yardımcı olabilirsiniz.

    7-Çocuğunuz yanınızdayken uygun olmayan sitelere girmeyin. Çocuklarınız için uygun olmadığını düşündüğünüz sitelere girdiyseniz GEÇMİŞ bölümünden bu siteleri silebilir böylece çocuğunuzun daha sonra bu siteye ulaşmasını önleyebilirsiniz.

    8-Çocuğunuzu Internette tanıştığı kişilerle, hiçbir şekilde telefonda konuşmaması ya da herhangi bir şekilde buluşmaması konusunda uyarın.

    9-Eğer Internet aracılığıyla çocuğunuzdan bilgi isteniyorsa, sitenin güvenli olup olmadığını mutlaka kontrol edin. Bu bilgilerin ne amaçla kullanılacağını öğrenin ve bu bilgilerin üçüncü şahıslara ulaştırılıp ulaştırılmayacağı konusunda bilgi edinin.

    10-Hepimizin bildiği gibi teknoloji hızla ilerliyor ve gelişmeleri takip etmek gerek kendimiz, gerekse çocuklarımız için, içinde yaşadığımız Dünyayı anlamak ve hayattan daha fazla zevk almak adına bir gereklilik halini alıyor. Bu yeni öğrenme sürecinde hepinize keyifli yolculuklar diliyoruz.

    Uzman Psikolog Şule Çelik

    Bilgisayarı ve İnterneti Tanıyalım Bilgisayar, kendisine verilen bilgileri,ona önceden tanımlanan programa göre
    isleyen ve sonuçları veren bir elektronik sistemdir. O, bir elektronik beyin degildir.Düsünme ve yeni bilgiler ortaya koyma yetenegi asla yoktur.Bilgisayar, artan oranlarda hayatımıza girmeye devam edecektir. Onun için bilgisayarı çok iyi tanımalı ve ögrenmeliyiz.
    Kaynak: Yard. Doç. Dr. Feda ÖNER

    Olumsuz yanlarından dolayı bilgisayardan kaçmak,onu evimize almamak çözüm
    degildir. Tıpkı; kesici bir aletolarak insan hayatına kasteden bıçagı, ekmek keserek yararlı islerde kullanmaktan vazgeçmedigimiz gibi.

    En genel tanımı ile Internet, dünya çapında bilgisayarların birbiri ile baglandıgı ag olarak tanımlanabilir.Internet, birçok ödevini yapmada ögrencilere büyük fayda saglıyor. Ama onlar, interneti sadece ödev yapmak için kullanmıyor. Birçok anlık ileti( Chat) programıyla sesli ve görüntülü konusmaya imkan sagladıgı için, kullanıcısının bagımlı hale gelmesine neden oluyor.
    Sevgili anne ve babalar, karne hediyesi olarak aldıgınız bilgisayarı siz kullanabiliyor musunuz? Cevabınız “Hayır!” ise; halk egitim merkezlerinin açtıgı kurslara katılabilirsiniz. Ya da kurs açılması için istekte bulunabilirsiniz.


    Bilişim Haftası Bilişim teknolojilerindeki hızlı değişimler, ülkeleri bir yandan çeşitli ekonomik ve sosyal çalkantılar içine sürüklerken, diğer yandan da yeni ekonomik süper güçler yaratmaktadır. İster geri kalmış olsun, isterse gelişmiş, bilişimin gücünün farkına varan tüm ülkeler, teknolojik gelişmelere ayak uydurabilmek için var güçleri ile planlar yapmakta, mevcut sistemlerini sorgulamakta ve bilgi toplumunun temel taşı olan insan gücünü her şeyin önüne çıkarmaktadırlar. Çünkü artık ülkelerin zenginlikleri para ile ya da doğal kaynaklarının zenginliği ile değil, bilgi ve insan kaynaklarının zenginliği ile ölçülmektedir. İnsan gücü yetiştirmenin tek yolu da eğitim ve öğretimdir.

    Eğer bir ülkede eğitim kurumları öncelik sırasında arka plana itilmişse, genç nüfusa eğitim olanakları sağlanamıyor ve gençler toplum dışı etkinliklere itiliyorlarsa ve yetişen değerli beyinler başka ülkelere göç ediyorlarsa, o ülke kan kaybediyor demektir. Bu nedenle, Türkiye 21. yüzyılda varlığını sürdürebilmek için Milli Eğitimini ciddi bir biçimde yeniden yapılandırmak zorundadır.

    Bu yapılanma, bilişim teknolojileri ile toplumumuzun düşünme, öğrenme ve iletişim alışkanlıklarını geleceğin ihtiyaçlarına göre değiştirmelidir. Bunun için, temel hedeflerimiz;

    Toplumumuzun tüm kesitlerinde yaratıcı, esnek ve yenilikçi düşünce tarzını oluşturmak,

    Bireylerimizin yaşam boyu eğitimini sağlamak ve sosyal sorumluluğunu geliştirmek,

    Okullarımızı kendi aralarında ve çevrelerindeki dünya ile bağlantılandırmak,

    Yeni eğitim yöntemleri kullanarak eğitimde etkinliği ve verimliliği artırmak,

    Milli Eğitim Sistemimizin idari ve yönetimsel mükemmeliyetini sağlamak,

    Bilgi Toplumuna dönüşümde sayısal uçurumu (digital gap) gidermektir.

    Yukarıdaki temel hedefleri hayata geçiren politika ve stratejileri üretmek ve gerekli plan ve eylemleri yapmak üzere ülkemizin tüm kaynaklarını seferber ederek bilgili insan gücü yetiştirmek en büyük önceliğimiz olmalıdır.


    Avrupa Birliği’ne tam üye olma sürecindeki Türkiye’nin, genç ve dinamik nüfusu ile ekonomik bir güç oluşturabilmesi, bireylerini eğiterek bilgi toplumuna dönüşümü ile sağlanabilir. Bu, Türkiye’nin önündeki en önemli fırsatlardan birisidir. Bu bağlamda okulların bilgisayarlanmasına yardımcı olunmalı, elden geldiği kadar kampanyalara destek verilmelidir.

    Çocuklar İçin Internet Kullanım Önerileri 1. İnternette sohbet ederken ya da mektup yazarken; adınız, soyadınız,
    adresiniz, telefon numaranız gibi kişisel bilgilerinizi ve kredi kartı
    numaranızı asla vermeyin. Parolanızı söylemeyin.

    2. İnternette ailenizle birlikte gezinin veya ziyaret ettiğiniz siteleri ailenize söyleyin. Hiçbir şeyi ailenizden saklamayın.

    3. Ailenizin onayı olmadan;internette tanıştıgınız hiç kimseyi aramayın ve kimseyle buluşmayın. Onlara hiçbir şey göndermeyin. Size herhangi bir şey
    gönderirse ailenize söyleyin.

    4. Ailenizle konuşmadan internet aracılığıyla sorulan sorulara cevap vermeyin. Hiçbir formu doldurmayın ya da hiçbir yarışmaya katılmayın.

    5. Hiçbir tartışmaya ya da kavgaya katılmayın.

    6. Eger hoşlanmadıgınız bir şeye rastlarsanız, geri tuşuna basın ya
    da oturumdan çıkın.

    7. İnternette iyi bir dil kullanın ve nazik olun. Sadece şaka yapıyor olsanız bile kimseyi korkutmayın ya da tehdit etmeyin.

    8. Ailenizin sizin güvenliginizi ve saglığınızı düşündüklerini bilin. Bilgisayar ve İnternetle ilgili kurallara uyma konusunda ailenizle işbirliği içinde olun
    ve başınıza ne gelirse gelsin onlara söyleyin.
    Uzman Psikolog Sule Çelik


    Türkiye Bilişim Derneği Türkiye Bilişim Derneği 1971 yılında kurulmuştur; 7 Mart 1994 tarihinden beri Kamu Yararına Çalışan Dernekler arasındadır. Önemli bir özelliği, bilgisayarla ilişkisi olan, yolu bilgiden geçen herkesin bireysel üyeliğine açık bir dernek olmasıdır. Çağımızda bu, yüksek bir üye potansiyeli anlamına gelmektedir. TBD bugün 8000‘i bulan üye sayısını kısa bir süre içinde onbinlere çıkarmak niyetindedir.

    Türkiye Bilişim Derneğinin amacı, Türkiyede bilişimle ilgili her türlü çalışma ve düzenlemenin toplumsal gelişmeye katkı verici biçimde, çağdaş boyutlarda uygulanmasını sağlamaktır.

    Çalışma İlkeleri
    Türkiyede bilişimle ilgili teknolojilerin ve bilgisayar kullanımının verimli bir biçimde artması, gelişmesi ve çağdaş boyutlarda tutulmasına yardımcı olmak,
    Bilişimcileri bir araya toplamak, mesleki gelişme ve dayanışmaları sağlamak,
    Bilişim sektöründeki insan gücünün verimlilik ve etkinliğini arttırmak, insana yapılan yatırımları desteklemek,
    Bilişimle ilgili standardlar, terminoloji, eğitim, yasal düzenlemeler, çalışma koşulları gibi konularda işbirliği sağlamak,
    Bilişim konusunda bilimsel araştırma ve geliştirme çalışmaları ile donanım ve yazılım üretimini desteklemek, bu tür çalışmalarda kalitenin artmasını gözetmek,
    Bilgisayar donanımı ve yazılımı ile iletişim konularında dünya ile bütünleşmenin gözetilmesinde yardımcı olmak,
    Bilişim sektörü içinde eşgüdümün sağlanmasına katkıda bulunmak, Bilişim konusunda kamusal yararı önde tutan politika ve kararların oluşmasını sağlamak,
    Bilişim toplumu olma yönündeki bilincin ülke genelinde artmasını sağlamak,
    Bilişimle ilgili toplumsal sorunlara çözüm önerileri geliştirmek,
    Toplumun refahını arttırıcı çalışmalarda bulunurken, toplumu oluşturan en küçük birim olan insanı, her yaşta, önemseyerek, insanın ve toplumun yararına çalışmalarda bulunan

    Sektörel Etkinlikler

    TBD amaçları doğrultusunda çeşitli etkinliklerde bulunmaktadır.
    Çalışma grupları kurar, güncel ve geleceğe yönelik konularda araştırmalar yapar/yaptırır,
    Teknik ve bilimsel danışmanlık olanağı sağlar, raporlar hazırlar ve hazırlatır, bilgi alış verişi ve işbirliği olanakları yaratır,
    Teknik ve bilimsel yayın yapar,
    Meslek içi eğitim programları düzenler ve uygular,
    Konferans, kurultay, seminer, açıkoturum ve benzeri konulardaki yöntem ve teknikleri tanıtır,
    Bilişimle ve ilgili diğer konularda ulusal ve uluslararası toplantılar düzenler ve bu tür toplantılara katılır, benzer kuruluşlarla ilişkiler kurar,
    Bilişimle ve ilgili olan öteki konularda dünyada yaşanan gelişmeleri izler ve ülke içinde aktarılmasını gözetir,
    Bilişimle ilgili her türlü uygulama ve yasal düzenlemeler konusunda görüş oluşturur, ilgililerin dikkatine sunar, plan ve politikaların oluşmasına katkı verir.

    Diğer sivil toplum örgütleri ile işbirliğine girmek.

    Kamu Yararına Çalışan Dernek

    TBD, söz konusu etkinliklerin bugün ulaşmış olduğu düzey nedeniyle, kamu yararına çalışan dernek statüsünü resmen kazanmıştır. Türkiye Bilişim Derneği kurulduğundan bu yana, doğal olarak fiilen kamu yararına çalışan bir dernek olarak, toplumsal açıdan kalıcı katkılarını hep yapagelmiştir. Ancak, resmen bu statünün kazanılması, derneğin mali açıdan desteklenmesini kolaylaştırmıştır.

    Birleştirici Meslek Örgütü

    TBD, bilişim sektörünü her kesimiyle birleştirici rolünü bundan böyle de yine etkin bir biçimde sürdürmeye kararlıdır. Türkiyenin bilişim toplumu olması yönünde etkin katkılar sağlamayı amaçlayan TBD, bir meslek örgütü olarak güçlenmektedir.

    TBD ve İnternet

    TBD, 1998 yazı ortalarında kendi donanımı üstünde Internet sayfalarını sunmaya başladı. Ancak içerik olarak yenilenme 1999 yılının Mart ayına kadar sürdü. Şu anda okumakta olduğunuz sayfalar bu yenilenmenin sonuçları. Artık, TBD ile ilgili tüm haberleri, etkinlikleri bu sayfalardan takip edebilirsiniz. Ayrıca üyelerimize de yine bu sayfalar aracılığıyla çeşitli hizmetler sunacağız.

    Bilişim Etkinlikleri

    TBD Birinci Ulusal Bilişim Kurultayı adıyla 1976 yılında bilgisayar alanında ilk bilimsel toplantı olarak başlayan Bilişim Etkinlikleri 1995‘de Ulusal Düzeyde 12. birlikteliğe ulaşmıştır.

    Bilgi ve İletişimin Olağanüstü Birleşiminin toplumsal yararlarını yerleştiren konferanslar, bildiriler, çalışma grupları, açık oturumlar, eğitim seminerleri, sosyal ve kültürel etkinliklerden oluşan zengin içerikli programları ile bilişim sektörünün her yılki değişmez randevusu olmuştur. Bu etkinliklerin Türk Cumhuriyetlerinden misafirlerin ağırlandığı, giderek yakın komşularımıza açılan bir platforma dönüşmesi amaçlanmaktadır.

    Etkinliklerle bütünleşen Çözüm Gözsterileri Sergisi Türkiye bilgisayar sektöründe önde gelen firmaların potansiyel kullanıcılarla tanıştığı ve varolan kullanıcılara yeni çözümler sunduğu bir forum alanıdır.

    Bilişim Yüksek Konseyi

    1990 yılı başında TBD Yönetim Kurulu, Türk bilişim sektörünün sağlıklı bir biçimde gelişmesi ve ülke kalkınmasına katkısının en verimli bir düzeyde gerçekleşmesi için bir üst kurula gereksinim olduğunu saptamıştır. Böyle bir kurulun oluşabilmesi için gerekli ön temaslar ve hazırlıklar geniş olarak yapıldıktan sonra bir iç tüzük hazırlanmıştır. Verimli çalışabilecek ve sonuç alabilecek bir kurulun oluşabilmesi amaçlanarak hazırlanan iç tüzüğe göre Bilişim Yüksek Konseyi için çağrı yapılmıştır. Büyük bir rastlantı sonucu 1990 yılının bilgi yılı ilan edildiği 19 Şubat 1990 günü Bilişim Yüksek Konseyi kuruluş oturumu için Ankarada toplanmıştır. TBD böyle bir kurulun oluşabilmesi için öncülük edebilmiş olmaktan kıvançlıdır.

    Bilişim Yüksek Konseyi amaç ve ilkelerini iyice belirledikten sonra bir yıllık çalışma dönemi içinde ele alınması gereken konu olarak bilgi işlem birimlerinde verimliliği arttırmada birinci derecede önemli etken olan insangücü sorunlarını görüşmeyi kararlaştırmıştır.

    Bu çalışma sonucu yapılan görev tanımları kamu bilgi işlem merkezlerinde çalışanların bilişim sınıfı olarak nitelendirilmelerini gündeme getirmiştir (1991).

    Bilişim Yayınları

    Türkiye Bilişim Derneği, bilişim sektörü içinde eşgüdüm sağlanmasına, bilgi toplumu olma yönündeki bilincin yaygınlaşmasına katkıda bulunmak için yayınlar yapmaktadır. Bunlar 1976dan bu yana yapılan Ulusal Bilişim Kurultayları Bildiriler Kitapları başta olmak üzere yayınlanmış 10 kitap bulunmaktadır.

    Tüm sektörü yakından ilgilendiren ve gerekliliğine inanılan her konuda olanak bulundukça yayınlar sürdürülecektir. Özellikle satım şansı olmadığı için basımı sağlanamamış yararlı kaynak eserleri olan bilişimcilerin TBD‘ye başvurusunu bekliyoruz.

    Çalışma Grupları

    Çalışma Grupları hakkında daha fazla bilgi için çalışma grupları ana sayfasına göz atabilirsiniz

    Meslek Bilinci

    Bilgisayar ve ilgili teknolojilerin verimli kullanımının öteki bütün araçlara göre çok daha fazla bir bilinç gerektirdiği iyice ortadadır. Toplumların gelişmiş teknolojilerden olabildiğince yararlanabilmeleri hiçbir zaman rastgele olmamaktadır.

    Batıda güçlü mesleki örgütler ilgili bireylerin çalışmalarını gelişmelere ivme kazandıran bir bileşkede birleştirmektedir. Üstelik söz konusu teknolojiler ve bireylerin özlemleri artık sınır tanımaz boyutlara ulaştığından, dünyadan soyutlanarak da yaşanamamaktadır. Dünyada da toplumların söz sahibi olabilmeleri doğrudan bireylerin örgütlenebilme hünerlerinden, özellikle de mesleki derneklerinden geç mektedir.

    Bilgisayar kullanımının her alanda yaygınlaşması zamanı geldiğinde gecikmeden standardların belirlenmesini, terim ve kavramların açığa kavuşmasını, hızlı gelişen ve değişen teknoloji sürekli bir eğitimi gerektirmektedir.

    Ayrıca ülke düzeyinde alınması gereken önlem ve düzenlemelerin etkili olması geçerli politikaların saptanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu konularda başarılı olmak ve olumlu sonuçlar alınması çok bilinçli ve ısrarlı bir tutum içinde öncülük yapabilecek ve katalizör görevi üstlenecek meslek örgütleri gerektirmektedir

    Üye Profili

    Bilgi toplumu olma yönündeki ulusal bilincin oluşmasına, ulusal bilişim politikalarının belirlenmesine, mesleki dayanışma ve örgütlü tavrımızın netleşmesine katkıda bulunmak için bilgisayarla uğraşan, ilgilenen ve yolu bilgiden geçen herkesi derneğimize üye olmaya davet ediyoruz.

    TBD sektörel ağırlığı yüksek olan İstanbula, BİM Yöneticileri Kulübü aracılığı ile daha çok açılmak için İstanbul örgütlenmesini sağlamıştır. TBD İstanbul şubesi kurulmuştur. Ayrıca örgütlenmeyi yaygınlaştırmak, üyelerimize daha yakın olabilmek amacı ile kurum temsilcilikleri kurulmuştur.

    Unutmayın derneğimize üye olan herkes sektördeki gelişmeleri TBD ilişkileri ile hem yakından izleme hem de etkileme olanağına sahip olacaktır.

    Kapsamlı bilgi için http://www.tbd.org.tr sayfasını ziyaret ediniz




    Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    19 Mayıs gençlik ve spor bayramı kutlama programı örneği

    22/4/2008 Kategori: Belirli Gun ve Haftalar |

    19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Genlik ve spor bayramı örnek konuşma metni
    Sayın Bakanlık ......., Sayın Okul Müdürüm, Kıymetli meslektaşlarım, Sevgili Öğrenciler,

    Bugün, Mustafa Kemal'in Samsun'da tutuşturduğu kurtuluş meşalesinin, Anadolu'da elden ele, gönülden gönüle dolaşmasının ??. yıldönümü. O gün Samsun’un vatanperver insanlarını selamlayan Atatürk’ün taşıdığı duygularla, sizleri selamlıyorum.

    Milletimizin tüm onur ve asaletiyle Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün rehberliğinde tarih sahnesinde bir defa daha şaha kalkışının başlangıcıdır 19 Mayıs;

    19 Mayıs, sadece Türk millî kurtuluş hareketinin başlangıcı değil, yeni Türk devletinin de çağdaş değerlerle milletler ailesi içerisinde yerini almasının adıdır.

    19 Mayıs, gençlik; gençlik gelecek demektir. Türk genci, Türk İstiklali ve Türk Cumhuriyeti’nin yılmaz bekçisi, bugün ve yarınların tek ve en büyük güvencesidir.

    “Sizler yeni Türkiye’nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar.” diyor Atatürk.

    Sevgili gençler,

    “Siz Türk’e istiklâl aşkını veren, Kara Fatmaların, Nene Hatunların, Yalnız Efelerin; Siz “Ya istiklal ya ölüm diyen: Antepli Şahinlerin, Sütçü İmamların, Hasan Tahsinlerin, Seyit Onbaşıların; Siz tarihi tarih yapan Barborosların, Ulubatlı Hasanların, Yavuzların, Atatürklerin soyundansınız.”

    Binlerce şehit vererek, sıkıntı ve yokluklar içinde, büyük özverilerle kurulan Türkiye Cumhuriyeti sizlere emanettir. Bu değerli emaneti yaşatmak ve sonsuza kadar korumak, gelecek kuşaklara en iyi şekilde aktarmak, en başta gelen görev ve sorumluluğunuz olmalıdır.

    Sevgili gençler,

    Temeli 19 Mayıs’ta Mustafa Kemal Atatürk tarafından atılan "milli egemenlik" ilkesi ile, birliğimiz ve bütünlüğümüz sağlanmış, çarenin ancak millette olduğu tescillenmiştir.

    Bugün de vazgeçilmez güç kaynağımız olan “Milli İrade”nin yaşatılması için hepimize ve özellikle de Atatürk'ün 19 Mayıs'ı armağan ettiği siz gençlere büyük görevler düşmektedir.

    Unutmayınız ki sizler: Atatürk'ün eserlerinin temel taşısınız.
    Unutmayınız ki: her 19 Mayıs'ta, Samsun'dan, elden ele Ankara'ya koşturulan bayrağımız, rengini, siz asil Türk evladının damarlarındaki asil kandan almaktadır.
    Unutmayınız ki “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.”

    Sözde değil, bu özde duygularla, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını ve bu vatan için canlarını seve seve feda eden aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; siz gençlerimizin bayramını tebrik ediyorum


    Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı hakkında genel bilgi 19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a geldiği gündür. Ulusal bayram günümüzdür. Her yıl 19 Mayıs günü Gençlik ve Spor Bayramımız yurdun her yanında spor gösterileri ve törenlerle kutlanır.
    1914'de başlayan Birinci Dünya Savaşı dört yıl sürdü. Savaş öncesi Avrupa'nın belli başlı ülkeleri ikiye ayrıldı. Birbirleriyle savaştılar. Bu savaş­ta bizimle birlikte onlar yenildi. Savaş kurallarına göre biz de yenilmiş sayıl­dık. Savaş sonunda Mondros Silah Bırakışması imzalandı. Buna göre Fransızlar Adana ve Hatay'a; İngilizler Urfa, Mardin ve Merzifon'a; İtalyanlar Antalya'ya yerleştiler. 15 Mayıs 1919 günü Yunanlılar İzmir’e girdi. Böylece yurdumuz paylaşıldı. Ordularımız dağıtıldı, İstanbul Boğazı düşman gemileri ile doldu.
    Trablusgarp'da Birinci Dünya Savaşı'nda Anafartalar'da düşman güçlerini yenen Mustafa Kemal bu kez yurdumuzu kurtarmak için Anadolu'ya geçmeye karar verdi. 16 Mayıs günü İstanbul’dan Bandırma Vapuru'na bindi. Bu yolculuğu General Hikmet Gerçekçi şöyle anlatıyor : «Karargah üstlerinin hemen hepsini deniz tutmuştu. Kimse kamarasından dışarı çıkamıyordu. Samsun'a az bir yolumuz kalmıştı. Herhangi bir terslik çıkmazsa, çok değil yarın sabah orada olacağımızı ümit ediyorduk, bu düşünceler içinde güvertede ellerimle küpeşte demirini tuta tuta yürümeye çalışırken O'nun kamarasından çıktığını gördüm. Sert bakışlarıyla ufka bir göz gezdirdikten sonra kaptan köşküne çıktılar. Bandırma vapurunda hemen herkesi deniz tutmuştu, oysa Mustafa Kemal dipdiriydi ve çok sağlıklıydı. Kıyı bir ana baba günü halini aldı. Gemimiz demir atınca coşkun gösteriler yükseldi. Hemen ardından geminin etrafını kayıklar aldı. Halkın bu coşkun gösterisini görünce boğazıma bir şey tıkandı, gözlerim yaşardı. Vapur 19 Mayıs sabahı Samsun Limanına yanaştı. Kemal Paşa ve arkadaşları Samsun'da sevinç gösterileri ile karşılandı.» Burada bir hafta kalan Mustafa Kemal Paşa, 27 Mayıs günü Havza'ya geldi. Çalışmalarını burada da sürdürdü.
    Mustafa Kemal, Amasya'da yayınladığı genelge ile ulusu, ülkenin bütünlüğünü, bağımsızlığını kurtarmak için birlikte çalışmaya çağırdı. İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal Paşa'nın bu çalışmalarından hoşnut değil­di. Harbiye Bakanı Mustafa Kemal Paşa'yı İstanbul’a çağırdı. Bunun üzerine M. Kemal Paşa padişaha telgraf çekerek askerlikten çekildiğini bildirdi. Mustafa Kemal Paşa bundan böyle çalışmalarına sade bir yurttaş olarak devam etti. 4 Eylül günü Sivas’a gitti. Sivas Kongresi'nde «Ya bağımsızlık, Ya ölüm» ilkesi kabul edilerek yurt düşmandan kurtarılıncaya dek savaşmaya and içildi.
    Mustafa Kemal Paşa Sivas'tan sonra Ankara'ya geldi 23 Nisan 1920 günü Büyük Millet Meclisi'ni topladı. Meclis başkanlığına seçilen Mustafa Kemal Paşa düzenli ordular kurdu. Bu ordular düşmanlarla çarpışmaya başladı. Birinci İnönü, ikinci İnönü, Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Savaşı sonunda yurdumuz düşmanlardan kurtarıldı.
    19 Mayıs 1919 Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başladığı gündür. Bugün aynı zamanda Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'mızdır. Spor beden eğitimidir. Spor bedeni geliştirir. Sağlıklı olmamızı sağlar. Spor yapanlar hayatta daha başarılı olurlar. İyi bir sporcu sağlam bedenli, becerikli ve başa­rılı bir insandır, içki, sigara kumar gibi alışkanlıkları yoktur. Spor kötü alış­kanlıkların edinilmesine fırsat vermez.
    İlk, orta, lise ve dengi okullarımızda izci örgütleri vardır. İlk okullar­daki bu örgüte küçük izci denir, izcilik, öğrencileri yaşamın güçlüklerine alıştırır. İzcilerin özel giysileri, çantaları, mataraları, ipleri ve çakıları vardır. Beden eğitimi öğretmenleri izcilere yürüyüşler yaptırır. İzciler için yaz aylarında ormanda, yaylada, göl ve deniz kıyısında izci kampları kurulur. Bu kamplarda izciler yaşamın güçlüklerine alışırlar.
    19 Mayıs'ta yurdumuzun her yerinde izciler, öğrenciler ve gençler spor gösterileri yaparlar.
    19 Mayıs; 1981 yılından başlayarak «Atatürk'ü Anma Günü» olarak da kutlanmaya başlandı. Atatürk bir söyleşi sırasında : «Ben 19 Mayıs'ta doğdum» demiştir. 19 Mayıs bir yandan Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlan­gıcı öte yandan ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin kurucusu Atatürk'ün doğum yıldönümü olarak törenlerle kutlanır.

    GÜZEL SÖZLER
    * 19 Mayıs güven, sevinç, hareket günüdür.
    * 19 Mayıs yeni Türkiye'nin ve Atatürk'ün doğum günüdür.
    * Spor gençliğin kuvvet kaynağıdır.
    * Gençliğinde dik duranın ihtiyarlığında beli bükülmez.
    * 19 Mayıs ulusal egemenliğin başlangıç günüdür.
    * Zafer, “zafer benimdir” diyebilenlerindir.
    * Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez.
    * Zaferin büyüklüğü, savaşın çetinliği ile ölçülür.
    * Zafer barışın en kısa yoludur.

    ATATÜRK’ÜN GENÇLİK İLE İLGİLİ BAZI SÖZLERİ
    * Milletin bağrında temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ona bırakacağım, gözüm arkada kalmayacak.
    * Türk çocuğu, çok zekisin, bu belli; fakat, zekanı unut, daima çalışkan ol.
    * Bütün ümidim gençliktedir.
    * Her kafanın anlamaktan aciz olduğu yüksek bir varlıktır gençlik.


    19 Mayıs

    Şiddetle gelmişti, dört yandan vurgun,
    Hem bıkkındı millet, hem de çok yorgun.
    Kimi gafletteydi, kimisi dargın,
    Bir sen uyanıktın, bir sen Atatürk.

    İstanbul?dan kalktın, Samsun?a vardın,
    Sonra Erzurum?da otağı kurdun.
    Kanayan yarayı, Sivas?ta sardın,
    Amasya?dan emir ver, sen Atatürk.

    Ondokuz Mayıs?tır, doğum günümüz,
    Yayıldı dünyaya Türklük ünümüz.
    Gençliğe armağan, bu düğünümüz,
    Mutlu kutlanıyor bil, sen Atatürk.

    ?Devlet millet için vardır.?diyordun,
    ?Millet vatan için var? biliyordun.
    Uğruna can feda, bir ülke kurdun,
    Onunla bir ömür sür, sen Atatürk.

    Her Ondokuz Mayıs, anarız seni.
    Kulluktan kurtulduk, olduk medeni.
    Bu pırıltıların, sensin nedeni,
    Kaldırıp başını, görsen Atatürk.

    Hüseyin Celep

     O GELİYOR

    Yıl 1919,
    Mayıs’ın on dokuzu.
    Kızaran ufuklardan kaldırıyor başını,
    Yeryüzüne can veren,
    Cana heyecan veren,
    Al yüzlü doğan güneş
    Takanın burnu nasıl Karadeniz’i yırtar;
    Siz de öyle bir anda yırtınız uykunuzu.
    Uyanın Samsunlular.
    Kurutacak gözlerde umutsuzluk yaşını
    Bugün Çaltı burnundan gülerek doğan güneş.

    Yıl 1919,
    Uyanın Samsunlular;
    Uyumak ölüme eş,
    Diriltin ruhunuzu,
    Ufukta bir gemi var;
    Fakat bu gemi niçin böyle yavaş geliyor?
    Acaba yolu mu az, yoksa yükü mü ağır?
    Bu gemi umut yüklü, inanç yüklü, hız yüklü,
    İçinde bu vatanın derdiyle yanan bağır,
    Kurulacak yarını düşünen baş geliyor.
    Bir baş ki, gökler gibi bir küme yıldız yüklü;
    Bu gemi onun için böyle yavaş geliyor.

    Yıl 1919
    Mayısın on dokuzu
    Ufukta duran gemi gitgide yaklaşıyor.
    Sanki harlı bir ateş
    Yakıyor ruhumuzu.

    Beklemek üzüntüsü her gönülde taşıyor.
    Üzülmemek elde mi;
    Hız yüklü, inanç yüklü, umut yüklü bu gemi
    O umut yayıldıkça ruhlara sıcak sıcak,
    O hız, doldukça damarlara kan gibi,
    Gizli gizli inleyen her yürek canlanacak,
    Ateş püskürecek uyuyan volkan gibi;
    Gittikçe büyükleşen
    Gölgene dikilmekten
    Karardı gözlerimiz.
    Koş, atıl gemi, sana engel olmasın deniz!

    Ak saçlı dalgaları birer birer kes de gel;
    Kuşlar gibi uç da gel, rüzgar gibi es de gel.

    Celal Sahir EROZAN

    MUSTAFA KEMAL’İ DÜŞÜNÜYORUM

    Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
    Yeleleri alevden al bir ata binmiş;
    Aşıyor yüce dağları, engin denizleri,
    Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda,
    Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri.

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında,
    Destanlar yaratıyor cihanın görmediği,
    Arkasından dağ dağ ordular geliyor
    Her askeri Mustafa Kemal gibi.

    Mustafa Kemal’i düşünüyorum
    Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel
    Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere;
    Al bir ata binmiş yalın kılıç
    Koşuyor zaferden zafere.

    Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
    Ölmemiş bir Kasım sabahı;
    Yine bizimle beraber her yerde.
    Yaşıyor dört köşesinde vatanın;
    Yaşıyor damar damar yüreklerde.

    Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
    Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda,
    Mavi gözlerini ışıl ışıl, görüyorum,
    Uykularıma giriyor her gece.
    Ellerinden öpüyorum.

    Ümit Yaşar OĞUZCAN

    BANDIRMA VAPURU

    Ben «Bandırma Vapuru»
    Esme rüzgar esme halim perişan
    Mustafa Kemal'im güvertede
    Ben Karadeniz'de dalgalarla boğuşan
    Küçük köhne bir tekne
    Baştan ayağa dek iman dolu
    Bu hasretlik daha ne kadar uzar
    Uçmak isterim Samsun'a doğru
    Bakışlarım kararır gözlerim dolar,
    Ben «Bandırma Vapuru»
    Karadeniz'de küçük köhne bir tekne
    Yağma yağmur esme rüzgar
    Yolumu bekler Anadolu
    Gümüş dere durmaz akar.
    Mustafa Kemal'im güvertede
    Dayamış alnım ufka bakar.
    Ben «Bandırma Vapuru»
    Var git başımdan Karadeniz
    Bu gece efkarım var
    N'oldu ey gönül n'oldu
    Gümüş dere durmaz ağlar
    Kan ağlar altmış üç ilimiz
    Kan ağlar Anadolu
    Ben «Bandırma Vapuru»
    Mustafa Kemal'im güvertede
    Kaputuna bürünmüş
    Bakışlarında kararlılık saçlarında rüzgar
    Yıldızlar geçiyor alnından
    Uzak zaferlerin şavkı vurmuş yüzüne.
    Ben «Bandırma Vapuru»
    Duyarım sesler gelir Anadolu'dan
    Samsun'a doğru
    Bir şey var gecenin içinde
    Rüzgarlarla karanlıklarla dağılan
    Bir şey var gecenin içinde
    Mustafa Kemal'in sevinciyle ağaran.

    Mesut TARCAN


    Mustafa Kemal Paşa Samsun'da (Ahmet Remzi COŞKUNER)
    Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919'da
    Samsun'a geldi. Bir süre çalıştıktan sonra
    kentin postanesine gitti. Görevli bulunan PTT memuru o günü söyle anlatıyor :
    Hava yağmurlu ve elektrikliydi. O zamanlar paratoner sistemi olmadı­ğı için telleri toprağa vermiştim. Saat gece yarısına yaklaştığı bir anda kapıdaki nöbetçi koşa koşa geldi, bir haber verdi. Mustafa Kemal Paşa geliyor. O sırada, Mustafa Kemal Paşa tek odadan ibaret telgrafhaneye girdi. Ayağa kalktım.
    — Buyurun Paşam.
    — Derhal Havza ve Amasya ile görüşmem gerekiyor dedi.
    — Hava elektrikli, telleri toprağa verdik, sizi görüştüremem!
    — Bu, vatanın kurtuluşu ile ilgilidir. Muhakkak görüşeceğim, ya ölürüz, ya vatan kurtulur, dedi.
    Ceketin cebinden ipek mendilini çıkarıp maniplenin üzerine koydu. Benim için telleri devreye sokmaktan başka yapacak bir şey kalmamıştı.
    — «Sen ölürsen ben de ölürüm» dedi.
    Elimi bırakması için söylediğim ısrarlı sözlere aldırmadı, elimi uzun süre bırakmadı. Önce Havza'yı aradım. Derhal cevap geldi. Nöbetçi memur, Kemal Paşa'nın adamlarının emir beklediklerini söyledi. Paşa şifreli bir not verdi, yazdım. Gelen şifreli cevaba elimi bırakmadan baktı. Bir kağıda çabu­cak şifreli bir şeyler yazdı. Havza'ya iletmemi söyledi. Amasya ile de istedi­ği konuşmayı yaptı, sonra;
    «Oh çok şükür, şimdi vatan kurtuldu.» Dedi ve maiyetiyle gitti. Birden aptallaşmıştım. Oturduğum yerden kalkamadım. Mustafa Kemal Paşa hayatını ortaya koyan bir kişiydi. Fes kapmaya, mevki elde etmeye gelmiş biri olamazdı. O bir gerçek vatanseverdi, Atatürk'e hayranlığım yağmurlu bir gecede böyle başladı işte...
    Ahmet Remzi COŞKUNER







    Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    Karayolları güvenliği ve tırafik haftası kutlama programı

    22/4/2008 Kategori: Belirli Gun ve Haftalar |

    Karayolu Güvenliği ve Trafik Haftası hakkında genel bilgi Trafik; kara, hava, deniz taşılları ile yayaların kendilerine özgü yollarda gidip gelmesi olayıdır.
    Trafik sorunlarını çözümlemek amacıyla bir çok Avrupa ülkesi aralarında anlaşarak bir konsey kurdu. Bu konseye Türkiye de üyedir. Merkezi Fransa'nın başkenti Paris'te olan bu konseyin üyeleri, zaman zaman toplanarak trafik sorunlarını görüşürler.
    Bu konsey Mayıs ayının ilk cumartesi günü ile başlayan haftayı «Uluslararası Karayolu Güven Haftası» olarak kabul etmiştir.
    Ülkemizde de trafik kazalarının önlenmesi yolunda çaba gösteren kuruluşlarca, aynı hafta «Trafik Güvenliği ve Eğitim Haftası» olarak kabul edilmiştir. Bu hafta süresince; yayın organları, radyo, televizyon aracılığı ile trafik kazalarının önlenmesi için halka trafik kuralları anlatılır. Trafik kurallarına uyulması gereği belirtilir. Okullarda öğrencilere trafik bilgileri öğretilir.
    Uygarlık tarihinde tekerleğin bulunması önemli bir olaydır. Önceleri yüklerini kendileri taşıyan, hayvanlara taşıtan insanlar tekerleğin bulunması ile taşıt araçları yaptılar. Uzun süren çalışmalar, araştırmalar sonucu buharı bulan, motor gücünden yararlanmayı öğrenen insanlar bu buluşlarını taşıtlara uyguladılar. Önce kara taşıtlarının, sonra deniz ve hava taşıtlarının sayıları çoğaldı, hızları arttı.
    Bu taşıt araçlarına sahip olan insanlar kentlerde ve kentler arasında araçlarını kullanmaya başladılar. Yürüyenlerin karşıdan karşıya geçmesi zorlaştı. Taşıt araçları insanlara ve birbirlerine çarparak kazalara neden oldular.
    Trafik sorunlarına çözüm getirmek, trafiği düzene koymak için bir takım kurallar belirlendi. Sürücülerin ve yayaların uymaları gereken bu kurallara trafik kuralları denir. Trafik kuralları uzun araştırmalar ve deneyler sonucu ortaya çıkmıştır.
    Bizi en çok ilgilendiren, her an karşılaştığımız kara trafiğidir. Deniz ve hava taşıtlarının gidiş gelişlerini düzenleyen deniz ve hava trafiği kuralla­rı da vardır.
    Her gün gazetelerde okuduğumuz; radyoda dinlediğimiz, televizyonda izlediğimiz trafik kazaları; dikkatsizlikten, kendine fazla güvenmekten ve trafik kurallarına uymamaktan meydana gelir. İnsan yaşamı bakımından trafik, çağımızın en önemli sorunudur. Büyük kentlerde günün her saatinde taşıtlarla karşılaşırız. Trafik kazalarında yaralanan ve ölenlerin çoğu 5-14 yaş arasındaki çocuklardır.
    Bu nedenle Trafik Haftası’nda, özellikle ilkokullarda, öğrencilere trafik kuralları öğretilir. Trafik kazasına uğramamak için hafta boyunca öğrendiklerimizi hiç unutmayalım. Yürürken, karşıdan karşıya geçerken tüm trafik kurallarına uyalım.

    * Acele giden ecele gider.
    * Hastanelerin de mağazalar gibi vitrinleri olsaydı, kazalar bu denli çok olmazdı.
    * Kazaları arabalar değil, insanlar yapar.
    * Bir anlık dikkatsizlik ömür boyu pişmanlık getirir.

    Karayolu Güvenliği ve Trafik Haftası örnek konuşma metni Sevgili Arkadaşlar!
    Trafik denilince aklımıza taşıtlar gelir. Oysa trafik, sadece taşıtlardan ibaret değildir. İnsanlar ve hayvanlar da trafiği oluşturan olgular içindedir. Taşıtların, insanların ve hayvanların, yollar üzerindeki her türlü hareketlerine trafik diyoruz.
    Hızla artan taşıt sayısıyla birlikte, trafik sorunu da artmıştır. Ülkemizde her yıl binlerce insan trafik kazalarıyla hayatını kaybetmektedir. Trafik canavarıyla mücadele etmenin tek yolu, trafik kurallarına uymaktır. Bilgisiz ve cahil insanlar, trafik kurallarına uymayarak ölen insan sayısının artmasına sebep olmaktadır.
    Trafik Haftası, trafik kurallarının anlatılmasında önemli bir zaman dilimidir. Trafik kurallarını öğrenerek ve çevremizdeki insanlara öğreterek, bu haftanın amacına ulaşmasına yardımcı olabiliriz.
    İsterseniz, uymamız gereken trafik kurallarından bazılarını hatırlayalım:
    Cadde ve sokaklarda yaya kaldırımlarından yürümeli, karşı kaldırıma yaya geçitlerinden geçmeliyiz. Karşıdan karşıya geçerken, önce sola, sonra sağa ve tekrar sola bakarak geçmeliyiz. Trafik polisinin olmadığı yerlerde, trafik ışık ve işaretlerine dikkat etmeliyiz. Üst geçit olan yerlerde mutlaka üst geçidi kullanmalıyız. Taşıtlara asılmamalı ve taşıtlar durmadan inip binmemeliyiz. Taşıtların sağından inip binmeliyiz. Taşıt pencerelerinden kollarımızı ve başımızı çıkarmamalıyız. Duran bir taşıtın hemen önünden ve arkasından geçmemeliyiz.
    Hepinize kazasız günler diliyorum...

    Trafik Haftası

    Yerde, gökte,denizde
    Taşıtlar yolcu taşır;
    İnsan onlara biner,
    Sılasına ulaşır.

    Trafik taşıtların,
    Yollardaki durumu;
    Trafik memurları
    Düzenliyor bunu.

    Yolculuk sırasında
    Bazan kaza da olur;
    Kimi ölür, kimi de
    Yaralanır, kurtulur.

    Kurallara uymakla
    Önlenir bu kazalar;
    Çok dikkatli olmalı
    Sürücüler, yayalar.

    Trafiğin yasası,
    Kuralları bellidir;
    Onları iyi bilmek,
    Ve yapmak gerekir.

    Trafik haftasına
    İlgililer katılır,
    Yasalar ve kurallar
    İyice anlatılır.

    H.Refet TANIŞIK


    Trafik (2)

    Yollarda insanlar,
    Her çeşit taşıtlar,
    Gider gelir
    Buna trafik denir.
    Daima yürürüm
    Yolun sağından,
    Karşıya geçerken bakarım
    Önce sola,
    Sonra sağa,
    Tekrar sola,
    Yol ortasına varınca
    Bir daha sağa.
    Kırmızı yanınca
    Dururum,
    Yeşilde geçerim,
    San uyarma.
    Yol üstünde değil
    Bahçelerde oynarım.

    Mustafa KAYNAR


      Işıklar

    kenarında durur yolun
    yol gösterir bize
    geç yeşil yanınca
    dur kırmızı yanarsa
    uyar ona arabalar
    yayalar da ona bakbar
    geç yeşil ışık yanınca
    dur kırmrzı ışık yanınca

    Temizlik - Trafik

    Caddelerle, sokaklar,
    Nerde düzgün temizdir.
    Orası vatanımız,
    Orası ülkemizdir.

    Bir kent pisse, çamursa,
    Utanırım ben bundan.
    Pırıl pırıl yollarla
    Her bucağa, her yere,
    Övünerek bakmalı...
    Bir düzenli trafik
    Görülmeli her yerde.
    Şehir dışı hafiflik,
    Olmalıdır şehirde...

    Bozuk, düzensiz yollar
    Bir yurdun yüz karası.
    Ne turist huzur duyar,
    Ne yürür arabası...

    İ.Hakkı TALAS

    Yayalar İçin Trafik Kuralları 1. Cadde ve sokaklarda her zaman yaya kaldırımında yürümeliyiz. Karşı kaldırıma ancak yaya geçitlerinden geçmeliyiz.
    2. Kaldırımdan inerken, karşıdan karşıya geçerken önce sola, sonra sağa yine sola bakıp öyle geçmeliyiz.
    3. Yaya kaldırımı olmayan yerlerde yolun solundan yürümeliyiz.
    4. Trafik polislerinin işaretlerine uymalıyız.
    5. Trafik polisinin olmadığı yerlerde trafik işaretlerine dikkat etmeli­yiz.
    6. Trafik lambası kırmızı yanarken kesin olarak karşıya geçmemeli­yiz.
    7. Karşıdan karşıya geçerken zikzaklar çizmemeliyiz.
    8. Duran bir taşıtın hemen önünden ve arkasından geçmemeliyiz.
    9. Taşıt araçlarından inerken taşıtın tam olarak durmasını beklemeli­yiz.
    10. Taşıt araçlarına binerken sıramızı beklemeliyiz.
    11. Taşıt aracından iner inmez hemen karşıya geçmemeliyiz.
    12. Taşıtlara hiçbir nedenle asılmamalıyız.
    13. Yolda top oynamamalıyız.
    14. Yolda gruplar oluşturup geçişe engel olmamalıyız.






    Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    Engelliler haftası kutlama programı örneği

    22/4/2008 Kategori: Belirli Gun ve Haftalar |

    Engelliler Haftası örnek konuşma metni Sevgili Arkadaşlar!
    10 ile 16 Mayıs günleri arası Engelliler Haftasıdır. Bu hafta boyunca Engellilerın sorunları tartışılır. Sakatlığa sebep olan etkenler açıklanır ve bu etkenlerin ortadan kaldırılması için çareler araştırılır. Engellilerın eğitilebilmeleri ve iş sahibi olabilmeleri için gerekli şartlar oluşturulmaya çalışılır.
    Engelliler Haftası boyunca, her gün ayrı bir sakatlık konusu işlenir. 10 Mayıs günü Engelliler Haftası’nın açılışı yapılır. 11 Mayıs Görmeyenler Günü, 12 Mayıs İşitme ve Konuşma Engellileri Günü, 13 Mayıs Ortopedik Özürlüler Günü, 14 Mayıs Zeka ve Ruhsal Özürlüler Günü, 15 Mayıs Güçsüz Yaşlılar ve Korunmaya Muhtaç Çocuklar Günü olarak değerlendirilir. 16 Mayıs günü ise Engelliler Haftası’nın genel değerlendirmesi yapılır.
    Akraba evliliği, gebelik öncesi tedbirsizlikler, aşıların zamanında yapılmaması ve kazalar, sakatlığın en önemli sebeplerindendir. Engellilerın da, hayatlarını sürdürebilmeleri için, çalışmaları ve gelir sağlamaları gerekir. Engellilera acıyarak, ya da onlara bakıp duygulanarak sorunlarını çözemeyiz. Onların da yapabileceği işler vardır. Engellilerın iş sahibi olmalarına yardımcı olmak zorundayız. Kanunlarımız, işyerlerinde çalışan her yüz işçiden ikisinin sakat işçi olmasını zorunlu kılmıştır.
    Gördüğümüz Engellilerla alay etmeyelim ve gülmeyelim. Bir gün bizim de sakat kalabileceğimizi aklımızdan çıkarmadan, onlara yardımcı olalım.
    Hepinize kazasız ve sağlıklı günler, mutlu bir ömür diliyorum.

    Engelliler Haftası hakkında genel bilgi 10-16 Mayıs arası Engelliler Haftasıdır. Sakatlık insanlığın ortak sorunudur. Bu yüzden Sakatlar Haftası yalnız ülkemizde değil Birleşmiş Milletlere üye 156 ülkede aynı zamanda değerlendirilir.
    Sakatlar Haftası boyunca; sakatlık sorunu, sakatlığın önlenmesi ve sakatların eğitimi konusu üstünde durulur. Radyo ve televizyonda konu ile ilgili programlar yayınlanır. Okullarda her gün ayrı bir sakatlık konusu işle­nir. Sakatları Koruma Millî Koordinasyonu Kurulu haftanın değerlendirilmesi için aşağıdaki programın uygulanmasını kararlaştırmıştır.
    10 Mayıs Sakatlar Haftasının açılışı
    11 Mayıs Görmeyenler günü
    12 Mayıs işitme ve Konuşma Kusurluları günü
    13 Mayıs Ortopedik Sakatlar günü
    14 Mayıs Zeka ve Ruhsal Özürlüler günü
    15 Mayıs Güçsüz Yaşlılar ve Korunmaya Muhtaç Çocuklar günü
    16 Mayıs Sakatlar Haftasına genel bakış.

      Bizler özürlüyüz

    Kimimiz işitmez,kimimiz görmez
    Bizler özürlüyüz,kusurlu değil.
    Korkmayın bunlardan hiç kimse ölmez
    Bizler özürlüyüz kusurlu değil.

    Bak gözüm görmezde resim yaparım,
    Ben de bu yolları hep adımlarım
    Bende bir bireyim her yerde varım
    Bizler özürlüyüz,kusurlu değil.

    Bak onun kulağı duymuyor, neyler
    Hepsi nota bilir,şarkılar söyler
    Bize acımasın ağalar beyler
    Bizler özürlüyüz kusurlu değil.

    Bak burada kolu yok,bacağı sakat
    Değnekle geziyor buluyor takat
    Yaşamımız zordur,biliriz fakat
    Bizler özürlüyüz kusurlu değil.

    Bize imkan verin budur son sözüm
    Görün bak ne yapar o zaman özüm
    Ürettikçe görür gönülden gözüm
    Bizler özürlüyüz kusurlu değil.

    Nice insan var ki gönülden görür
    Yürekten işitir, yürekten yürür
    COŞARİ yürekten konuşur durur,
    Bizler özürlüyüz,onlarsa değil.

    İbrahim Coşar

    Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    <Önceki Yazılar |