sosyal bilgiler

Sosyal Bilgileri Öğreniyorum

3/10/2009 Kategori: Sosyal Bilgiler 6_ sinif |

I.ÜNİTE: SOSYAL BİLGİLER ÖĞRENİYORUM:

 

BİR OLAYIN ÇOK BOYUTLULUĞU, ÇOK YÖNLÜLÜĞÜ:

Dünya’da ve çevremizde meydana gelen hiçbir olay tek boyutlu, tek yönlü değildir. Hem Dünya’da hem de çevremizde meydana gelen her olay yaşamın birçok alanını etkiler. Yaşadığımız olayın sadece kendimizi ilgilendirdiğini düşünmek de doğru değildir. Birçok olay bizimle birlikte annemizi, babamızı, kardeşlerimizi, akrabalarımızı ve arkadaşlarımızı da etkilemektedir. Hastalandığımızda sadece kendimiz değil yakın çevremiz de bu durumdan zarar görür. Bu durumu biraz daha genele yayacak olursak 17 Ağustos 1999’da Gölcük (Kocaeli/İzmit) merkezli deprem sadece İzmit’i değil beraberinde Marmara bölgesini dolayısıyla aynı zamanda tüm Türkiye’yi, hatta tüm Dünya’yı etkilemiştir.

Etkileme-etkilenme durumunu sadece varlık boyutunda da düşünmek doğru değildir. Meydana gelen olaylar aynı zamanda içerik açısından da değişik boyutlar, yönler ortaya çıkarabilirler. Olaylar beraberlerinde sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel, dinsel gibi değişik yönlerden de etkilenmeleri beraberlerinde ortaya çıkarabilirler.

Örnek: Mahallemize açılan yeni bir okul sadece bizi değil, aynı zamanda bütün mahalleyi, şehrimizi ve ülkemizi etkiler. Bunun yanı sıra o çevrede eğitimi (kültürel yönden)etkiler, orada iş kollarının gelişmesini sağlar (ekonomik yönden), insani ilişkiler yönünden insanların yaşamını da etkiler (sosyal yönden).

 

OLGU: Kolayca anlaşılabilir, kanıtlanabilir ve bilimsel verilere dayanan bilgidir. Olgu kişiden kişiye değişmez.

Örnekler: Türkiye’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Türkiye’nin başkenti Ankara’dır. İnsan canlı bir varlıktır.

Adana Akdeniz bölgesindedir.

 

GÖRÜŞ: Kişiden kişiye değişen ve insanların kendi düşüncelerini yansıtan bilgidir.

Örnekler: En çalışkan insanlar Türklerdir.

Dünya’nın en güzel kenti Adana’dır.

Sarı en hoş renktir.

 

Olgu ve Görüş Arasındaki Farklar:

OLGU

GÖRÜŞ

        Herkes tarafından kabul edilir.

Herkes tarafından kabul edilmez.

        Kesinlik belirtir.

Kesinlik belirtmez.

        Herkese göre aynıdır.

Kişiden kişiye değişir.

        Doğruluğu tartışılmaz.

Doğruluğu tartışılır.

        Bence, sence gibi sözcükler içermez.

Bence, sence gibi sözcükler içerir.

         

KAVRAM: Basit bir fikri veya gerçeği veya bir grup şeyi soyutlayarak ifade eden terim. Bir nesnenin veya düşüncenin zihinden soyut ve genel tasarımıdır.

Örnekler: Sarı, kırmızı, mavi….. bunların hepsini “renk “ olarak ifade ederiz. Renk kavramdır.

Bir sınıfta Öğrenciler Ali, Ayşe vs. Hepsini birden  “öğrenci” olarak ifade ederiz. Öğrenci kavramdır.

Yürümek, koşmak, oturmak kelimelerinin kavramı ise “hareket”tir.

Matbaa – Kağıt, Makineleşme - İşsizlik

 

GENELLEME: Olgu ve kavramlardan daha kapsamlı bilgiler elde etmektir. Kavramlar arasındaki ilişkiyi yorumlayan bir düşüncedir.

Örnekler: Erkekler futbol oynamayı severler.

Kızlar pembe renkli elbiselerden çok hoşlanırlar.

Akdeniz bölgesinde yağmurlar kışın yağar.

 

 

 

 

 

BİLİMSEL ARAŞTIRMA BASAMAKLARI:

1- İlgi ve yeteneğe göre konuyu belirlemek; Her insanın ilgi alanı ve yetenek özelikleri birbirinden farklıdır. Bilimsel çalışmalar yapılırken insanlar ilgi duydukları alanlardan konu seçiminde bulunurlarsa daha istekli çalışmalar yaparlar. Yeteneklerine uygun konular seçerlerse hem kendilerini hem de tüm insanları heyecanlandıracak ve etkileyecek daha başarılı sonuçlar ortaya çıkarırlar.

 

2- Seçtiğimiz konu ile ilgili varsayımlarda (hipotez) bulunmak; İkinci basamakta seçilen konu ile ilgili varsayımlarda(hipotezlerde) bulunulur.

Varsayım(Hipotez):Üzerinde henüz bilimsel çalışmalar yapılarak doğruluğu kanıtlanmamış ama bilimsel çalışmalar yapıldığında doğru çıkacağı umulan düşüncelere varsayım(hipotez) denir.

 

3- Konuyla ilgili kaynak taraması yapmak ve bilgi(veri) toplamak;

Sözlü Kaynaklar: İnsanlar

Yazılı Kaynaklar: Kitap, dergi, gazete, internet çıktısı vb.

Görsel Kaynaklar: Televizyon programları, görüntü, resim ve fotoğraflar.

Üçüncü basamakta öncelikle seçilen konularla ilgili kaynak taraması yapılır. Kitaplar, dergiler, gazeteler, ansiklopediler, internet ve hatta insanlar kaynak olarak kullanılabilir. En çok bilgi kitaplarda bulunur. En çok kitaplar ise kütüphanelerde bulunur. Kütüphanelerdeki kitaplar, bulması ve kullanımı kolay olsun diye “Katalog Sistemi”ne göre gruplandırılmıştır.

Katalog sistemine göre kütüphanelerdeki kitaplar;

000 – Genel Konular,                                        500 – Doğa Bilimleri ve Matematik,

100 – Felsefe ve Psikoloji,                                600 – Teknoloji,

200 – Din,                                                          700 – Sanat,

300 – Sosyal Bilgiler,                                        800 – Edebiyat,

400 – Dil,                                                           900 – Tarih ve coğrafya

şeklinde gruplandırılmıştır. Günümüzde bilgisayarların devreye girmesi bu sistem daha da kolaylaşmıştır. Herhangi bir araştırma için kütüphaneye gittiğimizde öncelikle konumuzun içeriğine göre ilgili bölüme geçer, burada bulunan alfabetik şekilde sıralandırılmış olan çekmecelerden kitap veya yazar isimlerini katalog numaraları ile birlikte tespit ederiz. Arkasından görevliye istediğimiz kitap ve yazarın adını katalog numarası ile birlikte veririz. Kitap istek formunu doldurup, okuma salonuna geçeriz. Kitapları okurken aradığımız bilgilere ulaştığımızda “bilgi fişleri” ni doldururuz. Bilgi fişlerinde ilgili bilgilerin yanı sıra konu adı, kitabın ve yazarın adı, cilt ve sayfa numaraları ile basım yeri, basım yılı ve tarihi bulunmalıdır. Çalışmalarımız tamamlanınca kitapları görevliye geri verip, teşekkür etmeliyiz. Araştırmalarımızda doğru ve tarafsız bilgilere ulaşabilmek mutlaka çok sayıda kaynaktan yararlanmalıyız.

Bilgi: Araştırma, soruşturma, inceleme, deney, gezi ve gözlem gibi yöntemler kullanılarak ortaya çıkarılan ayrıca akıl ve mantığa uygun olan verilere bilgi denir.

Bilim: Bilgi topluluğu veya bilgilerin ortaya çıkmasını sağlayan sisteme bilim denir.

 

4- Kaynaklardan topladığımız bilgileri incelemek gruplandırmak ve bunları varsayımlarla karşılaştırmak; Topladığımız verileri içeriğine göre sınıflandırırız. Kaynaklardan elde ettiğimiz verileri daha önce ileri sürdüğümüz varsayımlarımızla karşılaştırırız. Bu varsayımların olgulara dönüşüp dönüşmediğini inceleriz. Olguya dönüşmeyen varsayımlarımızı yanlış olduğunu anlayarak değiştiririz.

 

5- Metin oluşturmak; Son aşamada edindiğimiz ve doğruluğunu yaptığımız çalışmalarla kanıtlamış olduğumuz bilgileri metinlere dönüştürürüz.Yazdığımız metinler kısa olursa buna makale, uzun olursa kitap denir.Ortaya çıkan eser ister makale olsun isterse kitap her türlü durumda yazılarımızı yazarken kullandığımız bilgileri kimden, hangi kaynaktan edindiğimizi cilt ve sayfa numaraları ile birlikte muhakkak sayfalarımızın altıda dipnot olarak göstermeliyiz.Bu bilgileri dipnotlar ile göstermezsek eğer

Dipnot:  Metni  yazarken alıntı yaptığımız kısımları (cümle yada paragrafları) nereden ve kimden aldığımızı gösteren notlardır.

Kaynakça:  Yararlandığımız kaynakların adını belirtmemizdir.

 

 

 

 

TEMEL HAKLAR:

HAK: İnsanların herhangi bir işi yapma yetkisine hak denir.

 

ÖZGÜRLÜK: İnsanların hiçbir insana zarar vermeden dilediği her şeyi yapabilmesine özgürlük denir.

 

TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİMİZİN GENEL ÖZELLİKLERİ:

1- Doğumla başlar, ölümle biter.

2- Evrenseldir. Dünya’nın her yerinde geçerlidir.

3- Dokunulamaz, devredilemez ve vazgeçilemez özellikler taşırlar.

4- Tamamı bir bütündür. Bir tanesi bile olmazsa veya kullanılmazsa diğerleri bir işe yaramaz.

5- Yaşama hakkımızın dışındaki diğer tüm haklar sıkıyönetim, savaş, bulaşıcı hastalıklar, nüfus sayımları gibi insan hayatının söz konusu olduğu olağanüstü durumlarda sınırlandırılabilir. Normal durumlarda hakların sınırlandırılması asla söz konusu olamaz.

6- Başkalarının hak ve özgürlüklerinin başladığı yerde bizim hak ve özgürlüklerimiz biter.

7- Her devlet düzenlediği anayasa ve yasalarla İnsan haklarını güvence altına almak zorundadır.

8- Bütün haklar uluslar arası belgeler ve kuruluşlar tarafından da koruma altına alınırlar.

 

 

Kuruluş Şeması

* Kişi Dokunulmazlığı                  * Ailenin Korunması                 * Vatandaşlık Hakkı

* Özel Yaşamın Gizliliği              * Eğitim ve Öğrenim Hakkı       * Seçme ve Seçilme Hakkı

* Konut Dokunulmazlığı              * Çalışma Hakkı                         * Dilekçe Hakkı

* Haberleşme Özgürlüğü              * Sendika Kurma Hakkı             * Kamu Hizmetlerine Girme Hakkı

* Yerleşme ve Seyahat                 * Toplu İş Sözleşmesi, Grev       * Siyasi Parti Kurma ve Siyasi      

   Özgürlüğü                                     ve Lokavt hakkı                         Faaliyetlerde Bulunma Hakkı

* Düşünce ve İnanç Özgürlüğü    * Sağlık Hakkı

* Basın ve Dernek Kurma            

   Özgürlüğü  

* Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü

   Hakkı                                                                                 

 

TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN KÖTÜYE KULLANILMAMASI:

(Anayasa, Madde 14):Anayasa’nın hiçbir hükmü Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şeklinde yorumlanamaz.

 

YAŞAMA HAKKI:

(Anayasa, Madde 17):Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Yaşama hakkı, bütün hakların temelidir. Savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde dahi durdurulamaz, yok edilemez.

 

 

 

KİŞİ DOKUNULMAZLIĞI HAKKI:

(Anayasa, Madde 17):Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya muameleye tabi tutulamaz.

Böylece kişinin yaşaması ve vücut bütünlüğü güvence altına alınmıştır.

 

KONUT DOKUNULMAZLIĞI:

(Anayasa, Madde 21): Kimsenin konutuna dokunulamaz. &Cced

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

ATATÜRK'TEN SONRA TÜRKİYE: II. DÜNYA SAVAŞI VE SONRASI

6/5/2009 Kategori: Sosyal Bilgiler 8_Sinif |

ATATÜRK'TEN SONRA TÜRKİYE: II. DÜNYA SAVAŞI VE SONRASI M. Kemal Atatürk, dış politikada "Yurtta barış,dünyada barış!" ilkesini benimsemiştir. Bu politika doğrultusunda Türkiye, cumhuriyetin ilanından sonra çevresindeki ülkelerle dostluk antlaşmaları imzaladı. Almanya ve İtalya'nın yayılmacı politikaları karşısında Türkiye, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi dostluk antlaşmalarını imzaladı. Atatürk'ün İkinci Dünya Savaşı'nın çıkacağını rceden tahmin ederek gerekli önlemler alması ve barış amaçlı bir politika izlemesi Türkiye'nin bu savaşta doğru kararlar almasını sağlayacaktı. II. DÜNYA SAVAŞI (1939 - 1945) II. Dünya Savaşı'nın Nedenleri 1.I. Dünya Savaşı'nda yenilen devletlerle ekonomik, siyasi, askerî ve hukuki alanlarda ağır şartlar içeren antlaşmalar imzalandı. Bu durum Alman¬ya'da hoşnutsuzluğa ve dolayısıyla II. Dünya Savaşı'na neden oldu. 2. I. Dünya Savaşı'ndan sonra sınırların çizilme¬sinde milliyetçilik anlayışına dikkat edilmedi. Bu ne¬denle etnik çatışmalar ve sınır sorunları ortaya çıktı. 3. İtalya Birinci Dünya Savaşı'ndan galip çıkma¬sına rağmen amaçlarına ulaşamadı. İtilaf Devletleri tarafından ikinci sınıf bir devlet gibi davranılması İtalya'yı saldırgan bir devlet hâline getirdi. Yönetimi ele geçiren Mussolini'nin İtalya'yı büyük devlet yapmak istemesi, II. Dünya Savaşı'nın nedenlerinden biri ol-du. 4. Uzak Doğu'da imparatorluk kurmaya çalışan Japonya, Avrupa Devletlerini Asya'dan çıkarmak istedi. Savaşın Gelişimi  İtalya, Almanya ve Japonya aralarında anlaşa¬rak "Üçlü Mihver" grubunu kurmuşlardır.  Almanya'da iktidara gelen nazi yönetimi, üstün Alman ırkı, düşüncesini savunmuş, Versay Barış Ant¬laşmasını tanımadığını ilan etmiş ve işgallere başla¬mıştır.  Avusturya ve Çekoslovakya Alman işgaline uğramıştır.  Mihver Grubuna karşı, İngiltere ve Fransa "Müttefik Devletler" grubunu kurmuşlardır. Bu gruba daha sonra Rusya ve ABD'de katılmıştır.  Almanya, Rusya ile tarafsızlık anlaşması im¬zalamış ve 1939 yılında Polonya'ya savaş açmıştır. İngiltere ve Fransa, Polonya'ya güvence ver-mişler, Polonya da Almanya'ya savaş ilan etmiş, böy¬lece II. Dünya Savaşı başlamıştır.  Savaşın başlamasıyla Almanya işgal ettiği Polonya topraklarını Ruslarla paylaşmıştır.  Daha sonra Almanlar; Danimarka, Norveç, Hollanda ve Fransa'yı işgal etmiştir.  İtalya ise Arnavutluk'u işgal etmiş, Yunanistan'a saldırmış fakat başarılı olamamıştır.  Bunun üzerine Almanya, Balkanlara yönelmiş,Macaristan, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya’yı işgal etmiştir.  Almanların Balkanları tehdit etmesi üzerine Rusya, müttefik grubuna geçmiştir.  Japonların ABD'nin Pearl Harbour üssüne saldırması üzerine ABD de Müttefik Grubunda savaşa katılmıştır. Savaşın Sona Ermesi  Almanya ve İtalya, ABD'nin Akdeniz çıkarması sonrasında geri çekilmek zorunda kalmıştır.  1944'de müttefiklerin Sicilya'ya asker çıkarmaları ve İtalya'ya geçmeleri üzerine İtalya teslim olmuştur(Mussolini Hükümeti düşmüştür.)  1944 Haziran'ında müttefikler Fransa’nın kuzey bölgelerine çıkarma yapmışlar ve Almanya sınırlarına ilerlemişlerdir.  Ruslar Almanları, Polonya ve Rusya’dan çıkarmaya başlamıştır.  Almanya 1945'te ateşkes istemiştir.  II. Dünya Savaşı Mihver Devletlerinin yenilgisiyle sona ermiştir.  Yalnız kalan Japonya, savaşa devam etmiş, Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atom bombası atılmasıyla teslim olmak zorunda kalmıştır. II. DÜNYA SAVAŞI'NIN SONUÇLARI  Savaşı demokrasiyi savunan devletler kazan¬mış ve Avrupa'da demokrasi rejimi yaygınlaş¬mıştır. Demokratik Avrupa devletleriyle birlik¬te hareket eden Türkiye'de de demokratik hayata geçilmiştir.  Sömürgecilik dönemi sona ermeye başlamış ve sömürge altındaki Hindistan, Mısır, Pakistan, Cezayir, Tunus ve Libya bağımsızlıklarını ka¬zanmışlardır.  Milletler Cemiyeti'nin yerine, Birleşmiş Milletler Teşkilatı kurulmuştur.  Türkiye ile ABD arasındaki ilişkiler gelişmiş, Tür¬kiye Sovyet Rusya'dan uzaklaşarak ABD'ye ya¬kınlaşmıştır.  Almanya ve İtalya’nın işgal ettiği Balkan ve Do¬ğu Avrupa ülkeleri, Rusya'nın denetiminde yeni¬den kurulmuştur. Rusya, komünist rejimini bu ülkelere taşımış, ABD ile birlikte dünyanın en büyük iki devleti haline gelmiştir.  .Almanya ikiye bölündü. Doğusunda Rusya, batısında ABD, Fransa, İngiltere denetim kurdular  (1990'da Almanya Devleti birleşmiştir.).  Dünya devletleri iki gruba ayrıldı. Sovyetler Birliği öncülüğünde Varşova Paktı, ABD öncülüğünde Nato kuruldu.  Dünya barışını korumak amacıyla Birleşmiş Milletler kuruldu (1948).  İngiltere ve ABD'nin desteğiyle Filistin'de İsrail devleti kuruldu (1948).  Türk - Amerikan ilişkileri gelişti.  Devletler arasındaki rekabet savaştan sonra da devam etti. TÜRKİYE'NİN SAVAŞTAKİ TUTUMU  Türkiye İkinci Dünya Savaşı öncesinde dünya devletlerine karşı dost bir politika izliyordu. Ancak, İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı İngiltere ve Fransa'ya daha yakın durmaya çalışıyordu.  Türkiye bu savaşta toprak bütünlüğünü kazan¬mayı ve tarafsız kalmayı amaç edinmişti.  Müttefik ve Mihver Grubu devletleri Türkiye'yi kendi saflarına çekmek için her yolu denediler.  Türkiye savaşın başından itibaren Müttefik Devletlerle ile yakın ilişkiler kurmaya özen gösteriyordu. Ancak müttefiklerin bütün ısrarlarına rağmen savaş girmeme konusundaki tutumunu da sürdürüyordu.  4-11 Şubat 1945'te ABD, İngiltere ve Sovyet Rusya'nın katıldığı Yalta Konferansında, II. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulacak olan Birleşmiş Milletle Teşkilatı'na katılmak için 1 Mart 1945'e kadar Al¬manya ve Japonya'ya savaş açmak şartı getirildi. Bu gelişme üzerine Türkiye 23 Şubat 1945'te Ja-ponya ve Almanya'ya savaş ilan etti. Türkiye, böy¬lece hem II. Dünya Savaşı'ndan sonra dünya siya¬setinde söz sahibi olma imkanı elde etmiş, hem de Avrupa'nın demokratik devletleriyle yakınlaşmıştır.  İkinci Dünya Savaşı'nın Türkiye üzerinde olumsuz sonuçları da oldu. Ülkemiz insanı, yanı ba¬şında yaşanan bu savaş sebebiyle sıkıntılı günler yaşadı. Çünkü Türkiye her an savaşa girecekmiş gibi hazırlık yaptığı için tarım, sanayi ve ekonomi alanla¬rında duraklama dönemi yaşadı. İkinci Dünya Savaşı Sırasında Türkiye'de Alınan Önlemler  Bütün illerde hava saldırısı tehlikesine karşı ka¬rartma uygulaması başlatılmıştır  Almanların işgal tehlikesine karşı sivil savunma önlemleri alınmıştır.  Tahıl stoklarına el konmuş, ekmek, zeytin, şeker gibi ürünler karneyle verilmeye başlanmıştır. Buğday unundan pasta ve benzeri ürünlerin ya¬pılması yasaklanmıştır. UYARI:ikinci Dünya Savaşı döneminde büyük şehirlerde kimin ne kadar ekmek alacağı hükümet tarafın¬dan belirleniyordu. Bu amaçla ekmek karnesi dü¬zenlenmişti. Herkesin aldığı günlük ekmek mikta¬rı karnesine işleniyordu. Bu dönemde zeytin ve şeker gibi ürünler de karneyle veriliyordu. Bu uy¬gulamaya yol açan esas etken savaş şartların¬dan dolayı temel gıda ürünlerini tasarruflu bir şe¬kilde kullanma isteğiydi. Bu durum savaşın, sa¬vaşa girmeyen ülkeleri de ekonomik ve sosyal yönden olumsuz etkilediğini göstermektedir.  İstanbul'da özel otomobillerin trafiğe çıkması yasaklanmış, daha sonra bu yasak ticari araçla¬rı da kapsayacak şekilde genişletilmiştir.  Savaş şartlarının getirdiği ekonomik sıkıntıları aşmak için yeni vergiler konmuştur.  Tifo ve kolera gibi salgın hastalıkları önlemek amacıyla çalışmalar yapılmıştır.  Askeri harcamalar artırılmıştır.  Karadeniz'deki Türk gemi seferleri durdurul¬muştur.  Radyo yayınlarında kesinti yapılmıştır.  Belli bölgelerde gece 23.00'dan sonra sokağa çıkma yasağı getirilmiştir. UYARI:İkinci Dünya Savaşı sırasında alınan bu önlem¬lerle seyahat etme, haber alma ve ekonomi alanındaki hak ve özgürlükler sınırlandırılmıştır. Bu sınırlandırmanın amacı kamu güvenliği ve sağlığını korumaktır. Çünkü yaşama hakkının ko¬runması diğer hak ve özgürlüklerden daha önemlidir. TÜRKİYE'DE DEMOKRASİNİN GELİŞMESİ o 23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılmasıyla de¬mokrasi yolunda en önemli adımlardan biri atılmış oldu. o 1923 ile 1930 yılları arasında çok partili ha¬yata geçiş denemeleri yapılmış, fakat başarılı oluna¬mamıştı. o 1930'dan sonra Türkiye'de tek partili rejim 1946 yılına kadar devam etmişti. o İkinci Dünya Savaşı'nın Batı demokrasilerinin zaferiyle sonuçlanması üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde birkaç milletvekili siyasi hayatımızda de-mokratik usullerin kabul edilmesini istemeye başlamış¬tır. o Celal Bayar, Fuat Köprülü, Adnan Menderes ve Refik Koraltan 7 Ocak 1946'da Demokrat Parti’yi kurdular. o 1945 yılından sonra Millî Kalkınma ,Millet Partisi ve Türkiye Köylü Partisi kurulmuştur. o 1946 yılından sonra çok partili rejim uygulamasına geçilmiş, böylece demokrasi alanında önemli bir adım atılmıştır. o 14 Mayıs 1950 seçimleri cumhuriyet tarihinde demokrasinin gelişmesi bakımından büyük bir ilerleme olmuştur. Çünkü bu seçimde millî egemenlik en iyi şekilde temsil edilmeye başlanmıştır. ÇATIŞMA YOK AMA... Amerika ve Sovyet Rusya liderliğinde Batı ve Doğu blokları arasında gelişen, açık ama silahlı mücade¬leye dönüşmeyen sınırlı çekişmeye soğuk savaş adı verilmiştir. UYARI:"Soğuk savaş" deyimi ilk kez 1947 yılında Ame¬rika'da kongredeki bir görüşme sırasında ABD'li maliye ve başkanlık danışmanı Bernard Buruch tarafından ifade edilmiştir.  II. Dünya Savaşı sonunda Amerika Birleşik Dev¬let/eri ve Sovyet Rusya iki süper güç olarak orta¬ya çıktılar. Bu durumun ortaya çıkmasında dünya siyasetinde söz sahibi devletlerden Almanya, italya ve Japonya'nın II. Dünya Savaşı'nda yenilmeleri, savaşın galiplerinden İngiltere ve Fransa'nın da bu süreçte her bakımdan yıpranmaları etkili olmuştur.  Sovyet Rusya II. Dünya Savaşı'ndan sonra yayılma¬cı bir politika takip ederek komünizm rejiminin Bal¬kanlar ve Orta Avrupa'da yerleşmesi için mücadele etmiştir. Rusya'nın komünizm ideolojisini bütün dünyaya yaymak istemesi demokrasi ile yönetilen ABD'yi ve Avrupa devletlerini endişelendirmiştir.  II. Dünya Savaşı'ndan sonra oluşan yeni durum ABD'nin önderliğinde demokratik Batı Avrupa dev¬letlerinden oluşan Batı Bloğu'nu ve Sovyet Rus-ya'nın önderliğinde Doğu Avrupa ve Balkan devlet¬lerini içine alan Doğu Bloğu'nu ortaya çıkarmıştır.  Soğuk Savaş Dönemi'nde nükleer silahların geliş¬mesi yüzünden ABD ve Sovyet Rusya silahlı olarak karşı karşıya gelmekten kaçınmışlardır. Taraflar ara¬sında rekabet daha çok siyaset, ekonomi ve propa¬ganda alanlarında sürdürülmüştür. Truman Doktrini ve Marshall Planı SSCB'nin Doğu Avrupa'da yayılması üzerine ABD Başkanı Truman, Sovyet tehdidi adı altındaki ülke¬leri ekonomik ve askeri açıdan güçlendirmek için kendi adıyla anılan Truman Doktrini'ni ortaya at¬mıştır (1947). Bu doktrin çerçevesinde yapılan eko¬nomik yardımlara Marshall Planı denmiştir. Marshall Planı çerçevesinde Türkiye'nin de içinde oldu¬ğu 16 ülkeye yapılan yardımlar daha çok askeri araç gereçleri kapsıyordu. NATO'NUN KURULMASI  II. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa devletleri sava¬şın yıkıntılarını temizleyip ekonomilerini güçlendir¬meye çalışırken, Sovyetler Birliği genişleme politi¬kasını sürdürüyordu. Sovyetler Birliği, 1948 yılında 456.000 km2 toprağı kendi sınırlarına katmıştı. Ayrı¬ca 983.000 km2 üzerindeki yedi ülkede kendi kon-trolünde komünist yönetimlerin kurulmasını sağla¬mıştı.  Batı Avrupa ülkeleri, Sovyetler Birliği'nin yayılmacı politikaları karşısında ortak bir güvenlik sistemi kur¬maya karar verdiler. Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın ilkelerine sadık kalarak oluşturulacak bu savunma teşkilatı barışı korumayı amaç edinecekti. Bu amaç¬la Belçika, Fransa, Hollanda, Lüksemburg, İngil¬tere, ABD, Kanada, Portekiz, Norveç, İtalya, İz¬landa ve Danimarka arasında 4 Nisan 1949'da Washington'da imzalanan antlaşma ile Kuzey At¬lantik Antlaşması Teşkilatı (NATO) kurulmuştur. TÜRKİYE'NİN NATO'YA ÜYE OLMASI  Asya ve Avrupa arasında yer alan Türkiye, sahip ol¬duğu jeopolitik konumu nedeniyle dünya politika¬sında önemli bir ülkeydi. Akdeniz ile Karadeniz ara-sında geçişi sağlayan Boğazlara sahip olması, Or¬ta Doğu'ya hakim bir konumda bulunması jeopoli¬tik önemini artırıyordu. Bir toprağın veya coğrafyanın bölge ya da dünya siyasetindeki konumuna jeopolitik konum denil¬mektedir.  Türkiye, ikinci Dünya Savaşı'na girmemişti. Ama sahip olduğu bu jeopolitik konum yüzünden savaş sonrasında yerini belirlemek zorundaydı. Ayrıca Sovyetler Birliği Türkiye'den Kars ve Ardahan'ı isti¬yor, Boğazlardan da üs talep ediyordu. Bu yüzden Türkiye için NATO'ya üye olmak hayati derecede önemliydi.  Türkiye, II. Dünya Savaşı yıllarından beri NATO üyesi devletlerle uyumlu bir dış politika takip ettiği için 1952 yılında Yunanistan ile birlikte bu ortak sa-vunma örgütüne alınmıştır.  Türkiye'nin sahip olduğu coğrafyanın bir savaş sırasında Avrupa, Asya ve Orta Doğu için askeri açıdan büyük önem taşıması NATO'ya kabul edilmesini kolaylaştırmıştır. KORE SAVAŞI  Soğuk Savaş Dönemi'nde ABD ile SSCB'yi karşı karşıya getiren önemli olaylardan biri de Kore Savaşı'dır. Savaş SSCB'nin denetimindeki Kuzey Ko-re'nin, ABD'nin denetimindeki Güney Kore'ye sal¬dırmasıyla başlamıştır. Bunun üzerine Birleşmiş Mil¬letler saldırıyı kınayarak müdahale kararı almıştır. Uluslararası bir askeri güç oluşturularak, ABD baş¬kanlığında bölgeye gönderilmiştir.  1950-1953 yılları arasında süren savaşta taraflar birbirine üstünlük sağlayamamış ve ateşkes imza¬layarak savaşa son vermişlerdir.  Türkiye, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Sovyetler Birliği'ne karşı ABD ile yakınlaşma politikası takip edi¬yordu. Ayrıca Atatürk'ün "Yurtta barış dünyada barış" ilkesi doğrultusunda dünya barışını koruyu¬cu faaliyetlere destek vermeyi görev sayıyordu. Bu doğrultuda Birleşmiş Milletlerin çağrısına uyarak Kore'ye bir tugay gönderdi. Türkiye'nin Kore'ye asker göndermesi NATO'ya kabul edilmesinde önemli rol oynamıştır.  Kore Savaşı, Soğuk Savaş ortamını değiştirme¬miştir. NATO'ya üye devletlerin Kore Savaşı'ndaki ittifakı karşısında SSCB, etkisi altındaki Doğu Avrupa devletleri ile Varşova Paktı'nı kurmuştur, iki kutup arasındaki rekabet silahlanma yarışını artırmıştır. İNSAN HAK ve ÖZGÜRLÜKLERİNİN GELİŞMESİ • 1789'da ortaya çıkan Fransız ihtilali sonunda yayın¬lanan İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesi, insan hakları kavramının uluslararası bir nitelik kazanma¬sını sağlamıştı. İnsan haklarının evrensel ilkeler ola¬rak kabul edilmesi ve korunması yönünde çalışma¬lar, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Birleşmiş Milletler Örgütü'nün kurulmasıyla hızlanmıştır. İnsan Haklarını Koruyan Uluslararası Sözleşmeler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi • 1945'te dünya barışını korumak için kurulan Birleş¬miş Milletler Örgütü yalnızca üye devletlerde de¬ğil, tüm dünyada insan haklarının korunması için çalışmalar başlattı. Bunun sonunda 1948'de insan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edildi. • Ülkemizde insan hakları konusunda önemli ilerle¬meler sağlanmıştır. Birleşmiş Milletler Genel kurulu tarafından kabul edilen ilkeler ülkemiz tarafından da kabul edilmiştir, insan haklarının korunması için anayasa ve yasalarda gerekli düzenlemeler yapıla¬rak hukuki bir nitelik kazandırılmıştır. Kişisel ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (1966) • Devletler bu sözleşmeyle, insan haklarına saygı gösterip göstermediklerini denetleyen bir mekaniz¬ma kurulmasını kabul etmişlerdir. Bu doğrultuda İn¬san Hakları Komisyonu kurulmuştur. Türkiye, 1976'da yürürlüğe giren bu sözleşmeyi 2000 yı¬lında imzalamıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi • Avrupa Konseyi'ne üye ülkeler tarafından Roma'da 1950 yılında imzalanmış, 1953 yılında yürürlüğe gir¬miştir. Bu sözleşmeyle insan Hakları Bildirgesi'nde yer alan temel hak ve özgürlükler yargı güvencesi¬ne alınmıştır. Böylece demokrasinin temel öğeleri olan siyasal özgürlükler ve hukukun üstünlüğü uluslararası koruma altına alınmıştır. • Avrupa insan Hakları Sözleşmesi'nin en önemli özelliği insan haklarını korumak için Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kurulmasıdır. Bu sözleşmeyi imza¬layan devletlerin yurttaşları uğradıkları haksızlıklar nedeniyle kendi devletleri veya diğer devletler aley¬hine dava açma hakkına sahiptirler. • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni 1954 yılında imzalayan Türkiye, 1987'de bireysel başvuru hakkı¬nı tanımış, 1990'da Avrupa insan Hakları Mahke-mesi'nin zorunlu yargı yetkisini tanımıştır. İşkencenin ve İnsani Olmayan ya da Küçültücü Ceza ve Muamelenin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi • 1987 yılında yürürlüğe giren sözleşme Türkiye tara¬fından 1988'de onaylanmıştır. Bu sözleşmeyle dev¬letler kendi topraklarında ırk ayrımı yapılmasını ön¬lemekle yükümlüdürler. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi 1981 yılında yürürlüğe giren sözleşme Türkiye tara¬fından 1985'te onaylanmıştır. Sözleşmede kadın ve erkek eşitliğinin sağlanması konusunda alınması gereken önlemler vurgulanmıştır. Çocuk Hakları Sözleşmesi • Sözleşmeyi imzalayan devletler, herhangi bir ayrım yapmadan bütün çocukları her türlü fiziksel ve zi¬hinsel zarar ve ihmalden korumayı kabul etmişler¬dir. 1990'da yürürlüğe giren sözleşmeyi Türkiye 1994 yılında onaylamıştır. Helsinki Sonuç Belgesi • 1975 yılında yürürlüğe giren belge, insan hakları kavramının dünya görüşü ne olursa olsun bütün devletler arasında ortak bir değer olarak benimsen¬mesi amacını taşımaktadır. • idi. TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK): Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni içten ve dıştan gelebilecek tehditlere karşı savunma vazifesini üstlenmiş silahlı devlet kuvvetidir. Yaptırım gücünü Türkiye Cumhuriyeti anayasa¬sından alır Günümüzde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK),dünyada en çok asker bulunduran 9. ordudur. Temelini oluşturan yapı Mehmetçiktir. Türkiye'nin güvenliğine yönelik iç ve dış tehditlere karşı caydırıcı güç olanTSK Anayasa ve yasaların kendisine verdiği görevler çerçevesinde şu alt komutanlıklardan oluşur. • Kara Kuvvetleri Komutanlığı (KKK) • Deniz Kuvvetleri Komutanlığı (DzKK) • Hava Kuvvetleri Komutanlığı (HvKK) • Jandarma Genel Komutanlığı (JGnK) • Sahil Güvenlik Komutanlığı (SGK) TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ'NİN GÖREVLERİ TSK'nin temel görevi Anayasa'da açıkça şu şekilde belirtilmiştir "...Türk Yurdunu ve nitelikleri anayasada belirtilen Türk Cumhuriyetini iç ve dış tehditlere karşı korumak ve kollamaktır." Bu çerçevede TSK 2000'li yıllarda, yeni güvenlik sorunlarına ve sorunlara uygun şekilde tepki göstermek, belirsizliklere karşı hazır olmak, iç ve dış tehdit ve risklere karşı ülkenin güven¬liğini sağlayabilmek için şu şekilde kendisine görevler belirlemiştir; • Caydırıcılık, • Güvenlik / Harekât Ortamının Şekillendirilmesi, • Savaş Dışı Harekât (Barışı Destekleme Harekâtı, Doğal Afet Yardım Harekâtı ve İç Güvenlik Hare-kâtı), • Kriz Yönetimi, • Sınırlı Güç Kullanımı, • Konvansiyonel Harp gibi faaliyetleri icra etmek. Bu görevleri yerine getirebilmek için çok amaçlı birliklerin kurulması, sayısal fazlalık yerine teknolojik üs-tünlüğün kurulması, silah ve düzeneklerinin etkinliğini arttıracak teknolojik araştırmaların yapılması ve erken ikaz, darbe, elektronik harp, hava üstünlüğünün kurulması gibi ek görevleri de yapmaktadır. TÜRK ORDUSU KIBRIS'TA o Kıbrıs'ı elinde bulunduran İngiltere 1955 yılından sonra adadan çekilmeye karar verdi. Bu süreçte 1960'da İngiltere, Türkiye ve Yunanistan arasında bir Garantörlük Antlaşması yapıldı. Bu antlaşma ile kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti bu üç devletin koruma-sı altında bulunacaktı. Ancak Kıbrıs'ta yaşayan Rumlar, Yunanistan'a bağlanma fikrinden vazgeç-medi. Bu durum adada gerginliklere neden oldu. Gerginlik Kıbrıs'taki Türklerin katliama maruz kal-masına dönüşünce Birleşmiş Milletler Ada'ya bir barış gücü gönderdi. o Bu güç Kıbrıs'taki sorunları çözemeyince Türkiye Garantörlük Antlaşması'ndan doğan haklarını kulla-narak 20 Temmuz 1974'te barış harekâtı düzenledi. Bu olaydan sonra ada ikiye bölündü. Barış ha-rekâtından sonraki uluslararası görüşmelerde Ada'daki Türk halkının mevcudiyeti tanınmayınca 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1983'te de Ku¬zey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurulduğu ilan edil¬di. Günümüzde de Türk ordusu Kıbrıs'ta yaşayan soydaşlarımızın en büyük güvencesidir. Garantör Devlet : Yapılan bir uluslararası anlaşmanın ar¬dından, iki tarafın antlaşmaya bağlı kalıp kalmadıklarını de¬netleme hakkına sahip olan devlete denir. Cunta: Yönetime kuvvet kulla¬narak el koyan askeri ya da siyasi gruplara verilen addır. UYARI:Barış harekâtından sonra Türkiye'ye çok yönlü bir ambargo uygulanınca savunma sanayi alanında yeni önlemlerin alınması gerekli hale gelmiştir. Bu gelişme üzerine havacılık alanında TAİ, elektronik alanında ASELSAN, yazılım alanında HAVELSAN, füze imalatı alanında da ROKET-SAN faaliyete geçirilmiştir. Ayrıca Atatürk döneminde kurulan Makine Kimya Enstitüsü (MKE) çağın ihtiyaçlarına göre geliştirilmiş, Savunma Sanayi Müsteşarlığı kurularak bu alandaki çalışmalar sürekli hale getirilmiştir. DÜNYA BARIŞINA KATKI  Ülkemiz bulunduğu konum itibariyle Kafkasya, Bakanlar ve Orta Doğu'da meydana gelen gelişmeler-le ilgilenmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri de Atatürk'ün gösterdiği hedef doğrultusunda barışa kat-kı sağlamak için çeşitli bölgelere uluslararası kuruluşların bünyesinde asker göndermektedir. Türk ordusu ülke sınırlarını korumanın yanında dünya barışını korumaya yönelik çabalara da destek vermiştir.  Türk Silahlı Kuvvetleri dünya barışını destekleme çalışmalarına;  Birlik gönderip askeri harekatı destekleyerek Personel gönderip uluslararası gözlemci olarak katkıda bulunmaktadır. Aşağıdaki tabloda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin dünya barışına katkıları gösterilmiştir: Tarih Yer Bölgede Bulunma Nedeni 1974 Kıbrıs Uluslararası hukuktan doğan garantörlük hakkını kullanma 1992 Somali Somali halkını iç savasın olumsuz etkilerinden koruma 1993 Bosna -Hersek Boşnakları Sırp ve Hırvat zulmünden koruma 1997 Arnavutluk Arnavutluk'ta iç karışıklıkların yaşanması 1999 Kosova Kosova'daki iç karışıklıkların silahlı çatışmaya dönüşmesi 2001 Makedonya Makedonya'da iç karışıklıkların yaşanması 2002 Afganistan Afganistan’da iç karışıklıkların yaşanması 2006 Lübnan Lübnan'da iç savaş yaşanması Türk ordusu, bugün Bosna - Hersek, Kosova, Afga¬nistan, Lübnan ve Kıbrıs'ta halen barışa hizmet et¬meye devam etmektedir. HEDEF TÜRKİYE  Türkiye dünya üzerinde çok önemli bir konuma sa¬hiptir. Bu nedenle çok sayıda ülkenin, topraklarımız üzerinde emelleri vardır. Bu emellerine ulaşabilmek için kültür, dil, din, yurt, tarih ve ülkü birliğini zayıf¬latmaya bu yolla milletin birlik ve bütünlüğünü boz¬maya çalışmaktadırlar. Ülkemizin karşı karşıya olduğu tehditlerden ba¬zıları şunlardır: Misyonerlik  Misyonerlik, başka dini inançlara sahip olan insan¬ları kendi dinine geçirmek, ülke içindeki milli ve kül¬türel değerleri yok ederek ülke bütünlüğünü boz¬mak için çalışmalar yapmaktır.  Misyonerler hedeflerine ulaşabilmek amacıyla hal¬kın arasına katılıp, özellikle gençleri etkileyebilmek için sevgi, barış, kardeşlik, özgürlük, mutluluk gibi evrensel kavramları kullanırlar. Bölücü Unsurların Faaliyetleri  Bir bütün olan toplumun unsurlarının ayrı ırk, ayrı din ve ayrı mezhepten olduklarını iddia ederek top¬lumu bölmeye yönelik faaliyetlere bölücülük denir. Türkiye, son yıllarda ülkeyi ırk ayrılığı bahanesiyle bölmeyi amaçlayan terör hareketleriyle karşı karşı¬ya kalmıştır. Terörizm; her türlü siyasal eyleme karşı bilinçli ve kanlı şiddet göstergesidir. Terörizm insandaki ahlaki değerleri yok eder. Bu özelliği ile sadece insanlığa değil, uygarlığa karşı da bir tehdit oluş¬turur. Terör örgütleri,  Hak, adalet, özgürlük ve eşitlik gibi evrensel de¬ğerleri kötü amaçlı kullanırlar.  Devletimizin halkı sömürdüğünü iddia ederler.  Hedeflerine ulaşmak için katliam yapmaktan çekinmezler.  Ülkemiz ile menfaatleri çatışan ülkelerin deste¬ğini alarak faaliyet gösterirler. İrticai Faaliyetler  İrtica, bir toplumun sahip olduğu çağdaş değerleri reddedip akla ve bilime aykırı faaliyetlerde buluna¬rak eski düzeni geri getirmeye çalışmaktır.  irticai faaliyetlerin amacı Türkiye Cumhuriyeti'nin la¬ik, demokratik yapısını değiştirerek yerine dini esaslara dayalı bir devlet kurmaktır. Bölücülük ve İrtica İle Mücadelede Kişilere Düşen Görevler  Milli hedefler doğrultusunda bilinçli olmalıyız. Türk milletinin bağımsızlığını, bütünlüğünü, cumhuriyeti ve demokrasiyi korumanın milli he¬deflerimizin en başında geldiğini bilmeliyiz.  Millî kültürümüzden taviz vermeden, Türk va¬tandaşı olmanın, şeref ve mutluluğunu duyarak, Atatürk'ün yolunda yürümeliyiz. Türk olmakla gurur duymalı, vatanımızı, milletimizi ve bayra¬ğımızı çok sevmeliyiz.  Yıkıcı ve bölücü faaliyetlere karşı bilinçli olmalı¬yız. Bu faaliyetlerin ülkenin ve toplumun huzuru¬nu bozacağını temel hak ve özgürlükleri yok edeceğini bilmeliyiz.  Terörizm ve terör odaklarına karşı duyarlı olma¬lıyız. Bu hareketlerin toplum içinde yayılmasını engellemek için gereken vatandaşlık görevleri¬mizi yapmalıyız. Yakınlarımızın terör hareketleri¬nin içinde yer almasını önlemeliyiz.  Cumhuriyet yönetimine inançla bağlı olmalıyız. Cumhuriyetin hak ve özgürlüklerimizin korun¬ması ve kullanılmasını sağladığı bilinciyle hare¬ket etmeliyiz. SSCB DAĞILDIKTAN SONRA  1991 yılı dünya tarihi açısından yeni bir dönüm noktasıdır. Bu tarih¬ten sonra Avrupa ve Asya'nın siyasi haritası değişmiştir. 1917'de temel¬leri atılan ve 1922'de kurulan Sov¬yetler Birliği'nin dağılması ve yerini Bağımsız Devletler Topluluğu'na bı¬rakması (BDT) dönemin en önemli olaylarındandır.  İlk önce SSCB'nin batısındaki Baltık ülkelerinden; Estonya, Letonya, Litvanya, Ukrayna, Belarus (Be¬yaz Rusya) Moldova, Kafkas ülke¬lerinden; Azerbaycan, Gürcistan, Er¬menistan, Orta Asya ülkelerinden; Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan birer birer bağım¬sızlığını ilan etti.  Yeni bağımsız devletler, içinde bulundukları siyasi dönüşüm süre¬cinde komünist yapılanmadan uza¬klaşma arayışlarına girerken, kendi milli kadrolarını, sembollerini ve tarih¬lerini keşfetmenin heyecanına bü¬ründüler.  Sovyetler Birliği'nin dağılması dünyada hakim olan süper güçlerden birinin ortadan kalkması demekti. Bu da dünyada siyasi, sosyal ve ekonomik alandaki dengeleri değişikliğe uğrattı. Sovyet Birliği'nin dağılması ile birlikte Adriyatik'ten Çin’e kadar siyasi bir boşluk oluştu. Tûrkiye'nin çevresinde Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya tehlikeli bir bölge hâline geldi.  Türkiye bağımsızlığına kavuşmuş ve henüz ne yapacağına karar vermemiş, zayıf ve güçsüz kuzey komşularıyla olduğu kadar Orta Asya'daki Türk devletleriyle de ilgile¬mek durumunda kalmıştır. SSCB’nin dağılması ile Türk dış ve iç politikası hem olumlu hem olumsuz yönde etkilenmiştir. SSCB'nin dağılması Avrupa'da komünist rejimi uygulayan ülkelerde de bu sistem çözülmesine yol açtı. Bu devletler ekonomik model olarak kapitalist ekonomiye geçmeye başladı. Komünizm : Sanayi Devrimi'nden sonra ortaya çıkan sosyal devlet anlayışının en son aşamasıdır. Ortak mülki¬yet ve servetin herkese eşit olarak paylaştırılması düşün¬cesini savunan siyasi ve eko¬nomik modele denir. KÖRFEZ'DE SAVAŞ I. Körfez Savaşı • Irak, 1980 -1988 yılları arasında İran ile yaptığı sa¬vaşta ekonomik yönden ağır zararlara uğramıştı. Bu zararları karşılamak için 2 Ağustos 1990'da Ku-veyt'i işgal etti. • Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Irak'ın Kuveyt topraklarını boşaltması için karar alarak, bu kararın 15 Ocak 1991 tarihine kadar uygulanmasını, aksi taktirde güç kullanılacağını duyurdu. Irak'ın bu sü¬re içinde Kuveyt'i terk etmemesi üzerine ABD'nin öncülüğündeki çok uluslu hava güçleri 17 Ocak 1991 'de taarruza geçti. • Irak, çok uluslu müttefik güçler karşısında başarısız olarak 6 Nisan 1991'de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin şartlarını kabul ettiğini yazılı olarak ilan etti. Böylece I. Körfez Savaşı sona ermiştir, II. Körfez Savaşı • ABD, Irak'ın Kitle İmha Silahları ürettiğini iddia ede¬rek bu devlete 20 Mart 2003'te yeniden savaş açtı. • ABD bu savaşta Birleşmiş Milletler’den askeri des¬tek kararı çıkartamamıştır. Bunun üzerine ağırlığını ABD ve İngiltere askerlerinin oluşturduğu koalisyon gücü oluşturulmuş, bu güç 1 Mayıs 2003'te Irak'ta Saddam Hüseyin yönetimine son vermiştir. • Irak'ta 30 Ocak 2005'te geçici seçimler yapılmış ve demokratik yönetime geçilmiştir. Ancak ABD güçle¬ri hala Irak'ta bulunmaktadır ve ülke henüz huzur ve güvene kavuşamamıştır. Körfez Savaşlarında Türkiye'nin Tutumu • Türkiye, I. Körfez Savaşanda Irak'ın karşısında yer alarak Birleşmiş Milletler’in aldığı kararlara destek vermiştir. Örneğin Birleşmiş Millefler'in Irak'a eko¬nomik ve askeri ambargo kararına ilk uyan ülke Türkiye'dir. Ancak Türkiye savaşa aktif olarak katıl¬mamış, İncirlik Üssü'nün çok uluslu güçler tarafın¬dan kullanılmasına izin vermiştir. • Türkiye, II. Körfez Savaşı 'nda ABD'yi ve koalisyon güçlerini desteklemekle birlikte daha çekimser bir politika izlemiş ve koalisyon güçlerinin Türkiye üze-rinden cephe açmasına izin vermemiştir. Körfez Savaşlarının Türkiye'ye Etkileri  Irak'a uygulanan ambargo Türkiye'yi ekonomik yönden olumsuz etkilemiştir. Türkiye'nin ihracat kaybı onlarca milyar dolara ulaşmıştır.  Körfez Savaşlarından sonra Kuzey Irak'ta olu¬şan otorite boşluğu ve kaos Türkiye için bir teh¬dit ve risk bölgesi oluşturmuştur.  Kuzey Irak'taki otorite boşluğundan yararlanan bölücü terör örgütü, kamplarını buraya taşımış ve bunun sonucunda Güney Doğu Anadolu'da terör olayları artmıştır.  Körfez Savaşı'nın sonunda Saddam Hüse¬yin'in baskısından kaçan yüz binlerce kurt, Tür¬kiye'ye sığınmıştır. Bu mültecilerin vatanlarına geri dönünceye kadar geçen sürede barınma ve temel ihtiyaçlarının karşılanması Türkiye'ye ekonomik bir yük getirmiştir.  Körfez Savaşlarında Türkiye, savaş bölgesi ilan edilmese de yüz binden fazla yabancı turist re¬zervasyonlarını iptal ettirerek ülkemize gelmek¬ten vazgeçmiştir. Türkiye'nin Enerji Politikası Türkiye, enerji kaynakları bakımından dışa bağımlı bir ülke olmasına rağmen dünyada enerji kaynakla¬rının yaklaşık % 70'ini barındıran Orta Doğu ve Av¬rasya ülkelerinin komşusu durumundadır. Bu du¬rum Türkiye'nin jeopolitik önemini artırmaktadır. Petrol ve doğalgaza sahip olmak kadar bu kaynak¬ları dünya pazarlarına ulaştırmak da önemlidir. Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan gibi pet¬rol ve doğalgaz bakımından zengin kaynaklara sa¬hip ülkeler bu kaynakları ihraç edecek altyapıya sa¬hip değiller. Hazar Denizi çevresindeki enerji kaynaklarının Avrupa'ya ve dünyaya taşınmasın¬da Türkiye koridor görevi görebilecek bir ko¬numdadır. Baku - Tiflis - Ceyhan Boru Hattı Projesi Türkiye, kendi topraklarından geçen uluslararası enerji yollarının dünya siyasetinde etkisini artıraca¬ğını ve ekonomik kalkınmasına büyük katkı yapa¬cağını bilmektedir. Türkiye bu bilinçle 1990'lı yılların başından beri Azerbaycan petrolünü Akdeniz'e ulaştırmak için Baku - Tiflis - Ceyhan Boru Hattı Projesi'ni gerçekleştirmeye çalışmıştır. Nihayet 2005 yılında tamamlanan boru hattı ile Azerbaycan petrolü Ceyhan'a ulaşmıştır. Kazakistan petrollerinin de bu hat ile taşınması konusunda anlaşmaya varılmasıyla bu hattın ka¬pasitesi ve önemi artmıştır. Baku - Tiflis - Erzurum Doğalgaz Hattı Projesi Azerbaycan petrolünün yanında doğalgazının da Türkiye vasıtasıyla Avrupa'ya taşınması için Baku -Tiflis - Erzurum Doğalgaz Hattı Projesi tamam¬lanmış ve 2006 yılının sonunda Bakü'den Erzu¬rum'a doğalgaz pompalanmaya başlanmıştır. Türk¬menistan doğalgazının da bu yolla nakledilmesi söz konusudur. Nabucco Projesi Türkiye bu doğalgazın Avrupa'ya taşınması için Yu¬nanistan - İtalya - Doğalgaz Boru Hattı ve Bulga¬ristan, Romanya ve Macaristan üzerinden Avustur¬ya'ya bağlayacak olan Nabucco Projesi'ni hayata geçirmeye çalışmaktadır. GAP Projesi:Türkiye, uluslararası düzeyde yürüttüğü projele¬rin yanında ulusal düzeyde de önemli projeleri gerçekleştirmektedir. Bunların en önemlisi Gü¬neydoğu Anadolu Projesi (GAP)'dir. Bu proje ile tarım alanlarının sulanması ve enerji üretiminin artırılması amaçlanmıştır. Özellikle nüfusun art¬ması ve sanayinin gelişmesi sonucunda elektri¬ğe duyulan ihtiyaç artınca GAP son derece önemli hale gelmiştir. DOĞAL KAYNAKLARDAN VERİMLİ YARARLANMA Hava, su, toprak, bitki örtüsü, hayvanlar ve maden¬ler doğal kaynakları oluşturur. Doğal kaynaklar in¬san ve toplum hayatı için vazgeçilemez nitelikte önemli değerlerdir. Su, oksijen, bitki örtüsü, petrol gibi doğal kaynakların büyük hızla azalması, canlı¬ların yaşam alanlarını kısıtlamakta, çevresel felaket¬lere yol açabilecek iklim değişikliklerine yol açmak¬tadır. Türkiye çeşitli maden kaynakları bakımından zen¬gindir. Ülkemizde madenlerimizin bilimsel olarak iş¬letilmesi Cumhuriyet döneminde 1935 yılında Ma¬den Tetkik ve Arama (MTA) Enstitüsü'nün kurul¬ması ile başlamıştır. Doğal kaynakların verimli bir şekilde değerlendirilmesi ülkemizin kalkınmasına doğrudan katkı sağlayacaktır. Ülkemizdeki doğal kaynakların verimli kullanıl¬masıyla ilgili projelerden bazıları şunlardır: Su o Türkiye su zengini bir ülke değildir. Kişi başına dü¬şen yıllık su miktarına göre ülkemiz su azlığı yaşa¬yan bir ülke konumundadır. Üstelik Türkiye mevcut su potansiyelinin tamamını kullanamamaktadır. Devlet Su İşleri'nin verilerine göre 2003 yılında su¬lama, içme suyu ve sanayi sektöründe mevcut su potansiyelimizin yaklaşık olarak % 36'sı kullanılabilmiştir. o Su, günümüzde en önemli enerji türlerinden biri olan elektrik üretiminde de önemli bir kaynaktır. Ül¬kemizde kurulan hidroelektrik santralleriyle elektrik üretimi yapılmaktadır. Türkiye bu alanda potansiye¬linin % 20'sini değerlendirebilmektedir. o Devlet Su işleri (DSİ), su kaynaklarının değerlendi¬rilmesi ve verimli bir şekilde kullanılması amacıyla projeler üretmektedir. DSİ ürettiği projeler ile 2030 yılına kadar su potansiyelinin tamamını de¬ğerlendirmeyi ve ülke ekonomisine yıllık 27,8 milyar dolar gelir sağlamayı amaçlamaktadır. Petrol • Türkiye, çevresinde yer alan komşularının zengin petrol yataklarına sahip olmasına karşın bu doğal kaynak bakımından yetersiz bir rezerve sahiptir. Türkiye enerji ihtiyacının yarısına yakınını petrolden karşılamaktadır. Bu durum Türkiye'yi enerji bakı¬mından dışa bağımlı hale getirmektedir. • Ülkemizde petrol arama ve üretimiyle Türkiye Pet¬rolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) görevlendirilmiş¬tir. TPAO son yıllarda yeni teknolojilerle petrol ara¬ma faaliyetlerine hız vermiştir. Özellikle son iki yılda denizlerde yapılan araştırma çalışmalarının sayısı 50 yılın toplamından daha fazladır. Bu çalışmalar sonunda zengin petrol yataklarının bulunması umut edilmektedir. • Türkiye coğrafi konumu nedeniyle petrol rezervleri zengin üretici ülkelerle, enerji tüketimi yoğun sana¬yileşmiş batı ülkeleri arasında ve Asya - Avrupa yo-lu üzerinde yer almaktadır. Türkiye'nin öncelikli hedefleri arasında bu potansiyelin değerlendiri¬lerek "21. yüzyılın Avrasya Enerji Koridoru" konu-muna getirilmesi yer almaktadır. Bor  Türkiye, kimya sanayinin önemli ham maddelerin¬den biri durumunda olan bor madeni bakımından dünyanın en zengin yataklarına sahiptir. Dünyadaki bor rezervlerinin % 63'ü ülkemizde bulunmaktadır.  Bor madeni günümüzde, camdan elektroniğe, se¬ramikten uzay teknolojisine, sağlıktan enerjiye, ah¬şaptan metalürjiye ve izolasyondan tarıma kadar yüzlerce alanda kullanılmakta, yaşam kalitemizi önemli ölçüde etkilemektedir.  Ancak Türkiye'nin bu rezervleri istenilen oranda ekonomik kazanca dönüştürdüğü söylenemez. Bor madeni rezervlerimize eş değer oranda ekonomik fayda elde edilebilmesi bora dayalı sanayinin geliş¬tirilmesine bağlıdır. Bu amaçla Ulusal Bor Araştır¬ma Enstitüsü (BOREN) kurulmuştur. BOREN en¬düstriyel uygulama amaçlı projelere gerekli desteği sağlamaktadır.  Toryum  Türkiye'de toplam rezerv yaklaşık 380.000 ton civa¬rındadır. Günümüzde toryumla çalışan ticari ölçekli bir santral bulunmamaktadır.  Toryumun, gelecekte nükleer santrallerde kullanıl¬ması beklenmektedir. Bu yüzden dünyadaki tekno¬lojik gelişmelerin paralelinde ülkemizde de toryum tabanlı yakıt çevrimi konusundaki araştırma - geliş¬tirme çalışmalarına devam edilmelidir. Bu amaçla Türkiye Atom Enerjisi Kurumu 2000 yılında Ulus-lararası Yenilikçi Nükleer Reaktörler ve Yakıt Çevri¬mi adlı projeye katılma kararı almıştır. AVRUPA BİRLİĞİ'NE DOĞRU  Türklerle Avrupalılar arasındaki ilişkiler uzun bir geçmişe sahiptir. Osmanlı Devleti ile Avrupa ülkele¬ri arasındaki karşılıklı etkileşim yüz yıllar boyunca sürmüştür. Türkiye ikinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan yeni dünya düzeni içinde Avrupa dev¬letleri ile birlikte hareket etmiştir.  AB'nin kuruluşu 18 Nisan 1951'de Belçika, Federal Almanya, Fransa, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda arasında Paris'te imzalanan antlaşmaya kadar uza-nır. 25 Mart 1957 tarihinde Roma'da imzalanan an¬laşmalarla resmen kurulmuştur. 7 Şubat 1992'de Hollanda'nın Manstricht şehrinde imzalanan Avru¬pa Birliği Antlaşması ile topluluğun adı Avrupa Bir¬liği (AB) olmuştur.  Avrupa Birliği, Avrupa'nın ekonomik ve siyasi olarak bütünleşmesini hedeflemektedir. Türkiye - Avrupa Birliği İlişkileri  11 Eylül 1959: AET Bakanlar Konseyi Ankara ve Atina'nın ortaklık başvurularını kabul etti.  27 Mayısl 960: Türkiye - AET ilişkileri dondurul¬du.  12 Eylül 1963: Türkiye ile AET'yi Gümrük Birliği'ne götürecek ve tam üyeliği sağlayacak olan Ortaklık Anlaşması (Ankara Anlaşması) imza¬lanmıştır.  13 Ocak 1972: Ortaklık Anlaşması'nın Toplulu¬ğa katılacak yeni ülkelerce de kabulünü sağla¬yacak Türkiye - AET müzakereleri başlamıştır.  22 Ocak 1982: Avrupa Topluluğu, Türkiye ile ilişkilerini dondurma kararı almıştır.  16 Eylül 1986: Türkiye-AET Ortaklık Konseyi toplanmış, böylece dondurulmuş bulunan Tür¬kiye - AET ilişkilerinin canlandırılması süreci başlamıştır.  14 Nisan 1987: Türkiye, AT'ye, tam üye olmak üzere müracaat etmiştir.  1 Ocak 1996: Türkiye ile AB arasında sanayi ve işlenmiş tarım ürünlerinde gümrük birliği yü¬rürlüğe girmiştir.  11-12 Aralık 1999: Helsinki'de gerçekleştirilen Avrupa Konseyi zirve toplantısında Türkiye'ye adaylık statüsü tanınmıştır.  28 Haziran 2002: Avrupa Birliği ile Türkiye ara¬sında topluluk programlarına katılımın genel il¬kelerini belirlemek üzere imzalanan Çerçeve Anlaşma, 28 Haziran 2002 tarihli Resmi Gaze-te'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.  16-17 Aralık 2004: AB Devlet ve Hükümet Baş¬kanları Konseyinin Brüksel'de yapmış olduğu zirve toplantısında, Türkiye'nin Kopenhag siya¬si kriterlerini yeterli ölçüde karşıladığına karar verilmiş ve 3 Ekim 2005 tarihinde müzakerelere başlanması öngörülmüştür.  12 Haziran 2006: Türkiye ile AB arasında üye¬lik müzakereleri başlamıştır. Avrupa Birliği:1 Ocak 2002 yılından itibaren, Avrupa Birliği üyesi 15 ülkeden 12'si kendi ulusal para birimlerini bırakarak ortak para birimi "euro" yu kabul ettiler. Avrupa Komisyonu tarafın¬dan geliştirilen e simgesi, Avru¬pa sözcüğünün ilk harfini temsil eder, iki paralel çizgi ise ekono¬mideki istikrarı simgeler. Avrupa Birliği'ne Üye Ülkeler 10 Ocak 2QOTdeki geniş¬leme ile AB'nin 27/üyesi vardır. 1951/1957 yıllarında topluluk¬ta bulunan altı kurucu üye şunlardır: • Belçika - Fransa İtalya Almanya • Lüksemburg Hollanda Bunu izleyen yıllarda çeşitli aşamalarda şu ülkeler birliğe katıldı: 1973'te Danimarka, İrlanda ve Birleşik Krallık, 1981'de Yunanistan, 1986'da Portekiz ve ispanya, 1990'da Doğu ve Batı Almanya'nın birleşmesi so¬nucu üye ülke sayısı artmama¬sına rağmen AB'nin sınırları ge¬nişledi ve nüfusu arttı. 1995'te Avusturya, Finlandiya ve İsveç, 2004'te Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovakya, Slovenya 2007'de ise Bulgaristan ve Romanya birliğe üye olmuştur.

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

7.SINIF SOSYAL BİLGİLER (YAŞAYAN DEMOKRASİ)

15/4/2009 Kategori: Sosyal Bilgiler 7_Sinif |

7.SINIF SOSYAL BİLGİLER (YAŞAYAN DEMOKRASİ)

                     


KURULTAYDAN MECLİSE

 

Orta Asya Türklerinde Kurultay

 

Ø         Eski Türklerde siyasi, askerî ve ekonomik kararların alındığı meclise toy ya da kurultay adı verilirdi.

Ø         Orta Asya Türk devletlerinden biri olan Hunlarda her yıl ilkbaharın beşinci ayında (Hazi­ran ayı) devlet işlerinin görüşüldüğü kurultay top­lanırdı. Çeşitli şenliklerin ve spor etkinliklerinin yapıldığı bu toplantılarda bir taraftan da devlet iş­leri görüşülerek karara bağlanırdı. Bu meclislere ileri gelen boylar davet edilir, gelmeyenler devleti protesto etmiş kabul edilirdi. Bu toplantılarda hü­kümdarların yanında her zaman hatun denilen hanımı oturur ve bazı elçileri kabul edebilirdi.

Ø         Türkler hükümdara devleti yönetme yetki­sinin Tanrı tarafından verildiğine inanıyorlardı. Tanrı tarafından verilen bu yönetme hakkına kut inancı denirdi. Kutun kan yoluyla hükümdarın tüm erkek çocuklarına geçtiğine inanılırdı.

Ø         Bütün hanedan üyelerinde kut olduğun­dan kendine siyasi ve askerî bakımdan güvenen kişi taht mücadelesine girebilirdi. Bu durum Türk devletlerinde bölünmeye neden olurdu.

Ø         Devletin devamı için baba - oğul veya kardeşlerin birbirleriyle mücadelesi normal karşı­lanırdı.

Ø         Türk devletlerinde hükümdarlar yönetimi kolaylaştırmak için ülkeyi doğu ve batı olmak üzere ikiye ayırırdı.

       Hükümdarın Görevleri

  Türk milletini ekonomik yönden yüksek bir seviyede, barış içinde hür olarak yaşatmak,

   Orduyu idare edip, ülke çapında asker toplamak,

  Töre adı verilen toplumsal kuralları uygu­lamak,

   Dağınık Türk boylarını toplayıp bir araya getirmek,

   Meclisi toplantıya çağırıp yönetmek,

   Devlet mahkemesine başkanlık etmek,

   Adaletli olmak ve kanunları uygulamak,

   Millete hizmet etmekti.

 

    İslamiyet'in Kabul Edilmesinden Sonra Meclis

Ø          İslam dininin kabul edilmesinden sonra da devlet yönetiminde Türk kültürünün etkisi de­vam etti. Kut anlayışı İslam dünyasının dinî lideri olan halifenin hükümdarlığı onaylaması uygula­masına dönüştü.

Ø          İslamiyet döneminde de "Devlet ve ülke, hükümdar soyunun ortak malıdır." anlayışı de­vam etti.

Ø          Devletin başında bulunan sultanın önem­li görevleri ve sorumlulukları vardı. Sultan, devle­ti en iyi şekilde yönetir, halkın mutluluğu için çalı­şırdı. Sultandan sonra en yetkili devlet adamı ve­zirdi.

Ø          Devlet işleri, Divan adı verilen bir kurulda görüşülüp karara bağlanırdı. Divan'a, sultan veya vezir başkanlık ederdi.

Ø          İslamiyetin kabulünden sonra kurulan Karahanlılar, Selçuklular ve Osmanlılar gibi Türk devletlerinde de İslamiyet öncesi Türk devlet gelenekleri devam etmiştir. Ancak devlet yönetiminde de din kuralları etkili olmaya baş­lamıştır. Özellikle Osmanlı sultanlarından Ya­vuz Sultan Selim'in halifelik makamını başkent İstanbul'a taşıması ve kendisinin halife olması devleti teokratik bir yapıya büründürmüştür

 

   Osmanlı Devleti'nde Divan-ı Hümayun

Ø          Osmanlı Devleti'nde padişahın başkanlı­ğında önemli devlet işlerini görüşmek üzere top­lanan meclise, "Divan-ı Hümayun" denirdi. Or­han Bey döneminde, Divan'ın varlığı kesinlik ka­zanmıştır.

Ø          Divan, Orhan Bey zamanından, Fatih'in ilk devirlerine kadar her gün toplanırdı. Toplantı­lar sabah namazından sonra başlar ve öğlene ka­dar devam ederdi. 15. yüzyılın ortalarından itiba­ren toplantılar haftada dört güne (Cumartesi, Pa­zar, Pazartesi, Salı) inmiş, Pazar ve Salı günleri de arz günleri olarak tespit edilmiştir.

Ø          Divan, hangi din ve millete ait olursa ol­sun, kadın erkek herkese açıktı. Ülkenin herhan­gi bir yerinde haksızlığa uğrayan veya kadılarca haklarında yanlış hüküm verilmiş olanlar, vali ve askerî yetkililerden şikâyeti bulunanlar için Divan daima açıktı. Divan'da önce halkın dilek ve şikâ­yetleri dinlenir, ondan sonra devlet işleri görüşü­lüp karara bağlanırdı.

Ø          Divan'da idari ve örfi işler sadrazam, şer’i ve hukuki işler kazasker, mali işler defterdar, ara­zi işleri de nişancı tarafından görülürdü. Divan üyelerinden başka o gün Divan'a gelmiş bulunan halka da din ve milliyet farkı gözetilmeksizin ye­mek verilirdi.

Ø           Divan'da son söz padişaha aitti. Ancak padişah devlet işleri ile ilgili Divan üyelerine danı­şıp fikirlerini alırdı.

Ø           Osmanlı Devleti'nin en önemli yönetim organlarından olan Divan-ı Hümayun, Yükselme Dönemi'nden sonra bozulmaya başladı. 19. yüzyıl­da II. Mahmut bu teşkilatı kaldırarak yerine Avrupa usulünde düzenlenmiş olan bakanlıkları kurdu.

 

OSMANLI DEVLETİ'NDE DEMOKRATİKLEŞME HAREKETLERİ

 

     TANZİMAT FERMANI (1839) ( Fermanın ana maddelerinin kodlaması:EVRAK)

1-Kanun önünde herkes EŞİTTİR.

2-VERGİ kişilerin kazancına göre alınacak.

3-RÜŞVET ve iltimas kaldırılacak.

4.ASKERLİK  işleri belli bir düzene göre yapılacak.

5-KANUNUN üstünlüğü kabul edilecek.

   Yukarıda bazı maddelerini verdiğimiz Tan­zimat Fermanı; mutlakiyetin gücünü sınırlan­dırmıştır ve ilk kez bu ferman ile Osmanlı Dev­leti hukuk üstünlüğünü kabul etmiştir. Bu durum demokratikleşme yolunda atılmış en önemli adımlardan birisidir. Ancak Osmanlı halkı Tan­zimat Fermanı ile yönetimde söz sahibi olama­mıştır.

 

         İSLAHAT FERMANI 1856

     Avrupalı devletlerin baskısıyla ilan edilen ferman,Tanzimat Fermanı’nın genişletilmiş halidir.Bu fermanla azınlıklar,Müslüman halktan daha ayrıcalıklı hale geldiler.Demokratik hareket sayılmasının nedeni bütün Osmanlı halkının can,mal ve namusunun korunması ve kanun önünde eşit sayılmalarıdır.Ama bu fermanla azınlıklar,Müslüman halktan daha çok haklar elde ettiler.

 

             MEŞRUTİYET DÖNEMLERİ

Ø           Osmanlı halkı ilk kez 1876'da II. Abdülhamid döneminde ilân edilen I. Meşrutiyet ve Kanunî Esasi (Anayasa) ile yönetimde söz sahibi olmuştur ve böylece Osmanlı Devletinin yönetim şekli "meşruti monarşi" şeklinde değişmiştir. Anayasa gereği padişahın yanında halkın seçmiş olduğu vekillerden oluşan Mebusan Meclisi oluşturulmuştur. Oluşan bu parlamenter sistemde kanunların yürürlüğe girmesinde son sözün padişaha ait olması ve padişahın meclisi açma-kapama yetkisinin bulunması meşruti yönetimde mutlakıyet rejiminin özelliklerinin korunduğunun en önemli göstergesidir.

Ø          I.Meşrutiyet'in ömrü fazla uzun sürmemiştir. Meclisteki azınlıkların olumsuz faaliyetleri ve 93 Harbinden dolayı II.Abdülhamid meclisi kapatarak eski yönetim şekline geri dönmüştür. Ancak 1908 yılında bazı Os­manlı aydınlarının çalışmaları neticesinde tek­rar meşrutiyet yönetimine geçilmiştir.

 

            CUMHURİYETİN İLANI

Ø          Osmanlı topraklarının işgalini, I. Dünya Savaşından sonra imzalanan Mondros Mütarekesi daha da kolaylaştırmıştır. Nitekim İtilaf Devletleri 16 Mart 1920'de başkent İstanbul'u resmen işgal etmişler ve Osmanlı Mebusan Meclisi'ni dağıtmışlardır. Bu gelişmeler TBMM' nin açılmasına ortam hazırlamıştır. Mustafa Kemal bu durum üzerine harekete geçmiş, ulu­sal iradeyi milletin kendi kaderinde etkili olabil­mesi için 23 Nisan 1920'de TBMM'yi açmıştır. TBMM'nin sürekliliğini sağlamak için de 20 Ocak 1921'de Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) ka­bul edilmiştir. Anayasada "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." maddesinin yer alması Cumhuriyet rejiminin en önemli habercisiydi.

Ø          Eylül 1922'de Kurtuluş Savaşı sonrasın­da 1 Kasım 1922'de Saltanatın kaldırılması Cumhuriyet'in önündeki en önemli engeli de or­tadan kaldırmıştır. Ulusal egemenliğin gerçek­leşmesini isteyen Mustafa Kemal öncülüğünde 29 Ekim 1923'teTBMM'de konu tartışılmış ve

        karara bağlanmıştır. Böylece yeni kurulan dev­   letin rejiminin Cumhuriyet olduğu kabul edilmiş ve ulusal egemenlik kesin olarak gerçekleş­mişti

 

                 CUMHURİYETİN NİTELİKLERİ

 

          ANAYASA

         Anayasa temel kanundur. Yürürlükteki kanunlar anayasaya aykırı olamaz. Devletin temel yapısını, işleyiş biçimini, kişilerin hak ve özgürlüklerini be­lirleyen devlet ile halk arasında yapılmış bir sözleşmedir. Anayasa'nın ilk 3 maddesi değiştirilemez.Bu maddeler şöyledir;

       MADDE 1. - Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

       MADDE 2. - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayı­şı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir Hukuk Devleti'dir.

     MADDE 3. - Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı "İstiklal Marşı"dır. Başkenti Ankara'dır.

 

                      CUMHURİYETİN TEMEL İLKELERİ

 

        Demokratik Devlet

Ø          Demokrasi; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olmasıdır.

Ø          Demokrasilerde belli dönemlerde yapılan seçimlerle halk temsilcilerini belirler. Böylece millet temsilcileri aracılığı ile kendi kendini yö­netir.

Ø         Vatandaşlar kanunlara göre seçme ve se­çilme hakkını kullanır. Herhangi bir baskı olma­dan istediği siyasi partiye oyunu verir. Aynı zamanda istediği siyasi partiye üye olabilir ve partisi için çalışabilir.

Ø         Herkesin eşit oy hakkı vardır. Seçimlerde oylama gizli, oy sayı­mı ise açık yapılır.    Demokrasilerde, devleti yö­netme yetkisi hiçbir zaman bir kişiye veya belirli bir zümreye bırakılamaz.

Ø         Demokrasilerde, kişiler özgürce düşünür ve düşündüğünü ifade eder.

Ø       Demokrasinin Temel İlkeleri Millî Egemenlik

Ø       Demokraside egemenlik millete aittir. Mil­let bu hakkını temsilcileri (milletvekilleri) aracılı­ğıyla kullanır. Yönetenler, gücünü milletten alır. Hiçbir kimse, zorla iş başına gelemez. Bu esas, anayasamızda şöyle belirtilmiştir: "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir."

       Hürriyet ve Eşitlik

Ø       Demokraside, hürriyet ve eşitlik esastır. Hürriyet, başkalarına zarar vermeden her şeyi yapabilmektir. Bütün insanlar hürdür. Herkes, serbestçe d Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

7.SINIF SOSYAL BİLGİLER (YAŞAYAN DEMOKRASİ)

15/4/2009 Kategori: Sosyal Bilgiler 7_Sinif |

7.SINIF SOSYAL BİLGİLER (YAŞAYAN DEMOKRASİ)

                     


KURULTAYDAN MECLİSE

 

Orta Asya Türklerinde Kurultay

 

Ø         Eski Türklerde siyasi, askerî ve ekonomik kararların alındığı meclise toy ya da kurultay adı verilirdi.

Ø         Orta Asya Türk devletlerinden biri olan Hunlarda her yıl ilkbaharın beşinci ayında (Hazi­ran ayı) devlet işlerinin görüşüldüğü kurultay top­lanırdı. Çeşitli şenliklerin ve spor etkinliklerinin yapıldığı bu toplantılarda bir taraftan da devlet iş­leri görüşülerek karara bağlanırdı. Bu meclislere ileri gelen boylar davet edilir, gelmeyenler devleti protesto etmiş kabul edilirdi. Bu toplantılarda hü­kümdarların yanında her zaman hatun denilen hanımı oturur ve bazı elçileri kabul edebilirdi.

Ø         Türkler hükümdara devleti yönetme yetki­sinin Tanrı tarafından verildiğine inanıyorlardı. Tanrı tarafından verilen bu yönetme hakkına kut inancı denirdi. Kutun kan yoluyla hükümdarın tüm erkek çocuklarına geçtiğine inanılırdı.

Ø         Bütün hanedan üyelerinde kut olduğun­dan kendine siyasi ve askerî bakımdan güvenen kişi taht mücadelesine girebilirdi. Bu durum Türk devletlerinde bölünmeye neden olurdu.

Ø         Devletin devamı için baba - oğul veya kardeşlerin birbirleriyle mücadelesi normal karşı­lanırdı.

Ø         Türk devletlerinde hükümdarlar yönetimi kolaylaştırmak için ülkeyi doğu ve batı olmak üzere ikiye ayırırdı.

       Hükümdarın Görevleri

  Türk milletini ekonomik yönden yüksek bir seviyede, barış içinde hür olarak yaşatmak,

   Orduyu idare edip, ülke çapında asker toplamak,

  Töre adı verilen toplumsal kuralları uygu­lamak,

   Dağınık Türk boylarını toplayıp bir araya getirmek,

   Meclisi toplantıya çağırıp yönetmek,

   Devlet mahkemesine başkanlık etmek,

   Adaletli olmak ve kanunları uygulamak,

   Millete hizmet etmekti.

 

    İslamiyet'in Kabul Edilmesinden Sonra Meclis

Ø          İslam dininin kabul edilmesinden sonra da devlet yönetiminde Türk kültürünün etkisi de­vam etti. Kut anlayışı İslam dünyasının dinî lideri olan halifenin hükümdarlığı onaylaması uygula­masına dönüştü.

Ø          İslamiyet döneminde de "Devlet ve ülke, hükümdar soyunun ortak malıdır." anlayışı de­vam etti.

Ø          Devletin başında bulunan sultanın önem­li görevleri ve sorumlulukları vardı. Sultan, devle­ti en iyi şekilde yönetir, halkın mutluluğu için çalı­şırdı. Sultandan sonra en yetkili devlet adamı ve­zirdi.

Ø          Devlet işleri, Divan adı verilen bir kurulda görüşülüp karara bağlanırdı. Divan'a, sultan veya vezir başkanlık ederdi.

Ø          İslamiyetin kabulünden sonra kurulan Karahanlılar, Selçuklular ve Osmanlılar gibi Türk devletlerinde de İslamiyet öncesi Türk devlet gelenekleri devam etmiştir. Ancak devlet yönetiminde de din kuralları etkili olmaya baş­lamıştır. Özellikle Osmanlı sultanlarından Ya­vuz Sultan Selim'in halifelik makamını başkent İstanbul'a taşıması ve kendisinin halife olması devleti teokratik bir yapıya büründürmüştür

 

   Osmanlı Devleti'nde Divan-ı Hümayun

Ø          Osmanlı Devleti'nde padişahın başkanlı­ğında önemli devlet işlerini görüşmek üzere top­lanan meclise, "Divan-ı Hümayun" denirdi. Or­han Bey döneminde, Divan'ın varlığı kesinlik ka­zanmıştır.

Ø          Divan, Orhan Bey zamanından, Fatih'in ilk devirlerine kadar her gün toplanırdı. Toplantı­lar sabah namazından sonra başlar ve öğlene ka­dar devam ederdi. 15. yüzyılın ortalarından itiba­ren toplantılar haftada dört güne (Cumartesi, Pa­zar, Pazartesi, Salı) inmiş, Pazar ve Salı günleri de arz günleri olarak tespit edilmiştir.

Ø          Divan, hangi din ve millete ait olursa ol­sun, kadın erkek herkese açıktı. Ülkenin herhan­gi bir yerinde haksızlığa uğrayan veya kadılarca haklarında yanlış hüküm verilmiş olanlar, vali ve askerî yetkililerden şikâyeti bulunanlar için Divan daima açıktı. Divan'da önce halkın dilek ve şikâ­yetleri dinlenir, ondan sonra devlet işleri görüşü­lüp karara bağlanırdı.

Ø          Divan'da idari ve örfi işler sadrazam, şer’i ve hukuki işler kazasker, mali işler defterdar, ara­zi işleri de nişancı tarafından görülürdü. Divan üyelerinden başka o gün Divan'a gelmiş bulunan halka da din ve milliyet farkı gözetilmeksizin ye­mek verilirdi.

Ø           Divan'da son söz padişaha aitti. Ancak padişah devlet işleri ile ilgili Divan üyelerine danı­şıp fikirlerini alırdı.

Ø           Osmanlı Devleti'nin en önemli yönetim organlarından olan Divan-ı Hümayun, Yükselme Dönemi'nden sonra bozulmaya başladı. 19. yüzyıl­da II. Mahmut bu teşkilatı kaldırarak yerine Avrupa usulünde düzenlenmiş olan bakanlıkları kurdu.

 

OSMANLI DEVLETİ'NDE DEMOKRATİKLEŞME HAREKETLERİ

 

     TANZİMAT FERMANI (1839) ( Fermanın ana maddelerinin kodlaması:EVRAK)

1-Kanun önünde herkes EŞİTTİR.

2-VERGİ kişilerin kazancına göre alınacak.

3-RÜŞVET ve iltimas kaldırılacak.

4.ASKERLİK  işleri belli bir düzene göre yapılacak.

5-KANUNUN üstünlüğü kabul edilecek.

   Yukarıda bazı maddelerini verdiğimiz Tan­zimat Fermanı; mutlakiyetin gücünü sınırlan­dırmıştır ve ilk kez bu ferman ile Osmanlı Dev­leti hukuk üstünlüğünü kabul etmiştir. Bu durum demokratikleşme yolunda atılmış en önemli adımlardan birisidir. Ancak Osmanlı halkı Tan­zimat Fermanı ile yönetimde söz sahibi olama­mıştır.

 

         İSLAHAT FERMANI 1856

     Avrupalı devletlerin baskısıyla ilan edilen ferman,Tanzimat Fermanı’nın genişletilmiş halidir.Bu fermanla azınlıklar,Müslüman halktan daha ayrıcalıklı hale geldiler.Demokratik hareket sayılmasının nedeni bütün Osmanlı halkının can,mal ve namusunun korunması ve kanun önünde eşit sayılmalarıdır.Ama bu fermanla azınlıklar,Müslüman halktan daha çok haklar elde ettiler.

 

             MEŞRUTİYET DÖNEMLERİ

Ø           Osmanlı halkı ilk kez 1876'da II. Abdülhamid döneminde ilân edilen I. Meşrutiyet ve Kanunî Esasi (Anayasa) ile yönetimde söz sahibi olmuştur ve böylece Osmanlı Devletinin yönetim şekli "meşruti monarşi" şeklinde değişmiştir. Anayasa gereği padişahın yanında halkın seçmiş olduğu vekillerden oluşan Mebusan Meclisi oluşturulmuştur. Oluşan bu parlamenter sistemde kanunların yürürlüğe girmesinde son sözün padişaha ait olması ve padişahın meclisi açma-kapama yetkisinin bulunması meşruti yönetimde mutlakıyet rejiminin özelliklerinin korunduğunun en önemli göstergesidir.

Ø          I.Meşrutiyet'in ömrü fazla uzun sürmemiştir. Meclisteki azınlıkların olumsuz faaliyetleri ve 93 Harbinden dolayı II.Abdülhamid meclisi kapatarak eski yönetim şekline geri dönmüştür. Ancak 1908 yılında bazı Os­manlı aydınlarının çalışmaları neticesinde tek­rar meşrutiyet yönetimine geçilmiştir.

 

            CUMHURİYETİN İLANI

Ø          Osmanlı topraklarının işgalini, I. Dünya Savaşından sonra imzalanan Mondros Mütarekesi daha da kolaylaştırmıştır. Nitekim İtilaf Devletleri 16 Mart 1920'de başkent İstanbul'u resmen işgal etmişler ve Osmanlı Mebusan Meclisi'ni dağıtmışlardır. Bu gelişmeler TBMM' nin açılmasına ortam hazırlamıştır. Mustafa Kemal bu durum üzerine harekete geçmiş, ulu­sal iradeyi milletin kendi kaderinde etkili olabil­mesi için 23 Nisan 1920'de TBMM'yi açmıştır. TBMM'nin sürekliliğini sağlamak için de 20 Ocak 1921'de Teşkilat-ı Esasiye (Anayasa) ka­bul edilmiştir. Anayasada "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." maddesinin yer alması Cumhuriyet rejiminin en önemli habercisiydi.

Ø          Eylül 1922'de Kurtuluş Savaşı sonrasın­da 1 Kasım 1922'de Saltanatın kaldırılması Cumhuriyet'in önündeki en önemli engeli de or­tadan kaldırmıştır. Ulusal egemenliğin gerçek­leşmesini isteyen Mustafa Kemal öncülüğünde 29 Ekim 1923'teTBMM'de konu tartışılmış ve

        karara bağlanmıştır. Böylece yeni kurulan dev­   letin rejiminin Cumhuriyet olduğu kabul edilmiş ve ulusal egemenlik kesin olarak gerçekleş­mişti

 

                 CUMHURİYETİN NİTELİKLERİ

 

          ANAYASA

         Anayasa temel kanundur. Yürürlükteki kanunlar anayasaya aykırı olamaz. Devletin temel yapısını, işleyiş biçimini, kişilerin hak ve özgürlüklerini be­lirleyen devlet ile halk arasında yapılmış bir sözleşmedir. Anayasa'nın ilk 3 maddesi değiştirilemez.Bu maddeler şöyledir;

       MADDE 1. - Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

       MADDE 2. - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayı­şı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir Hukuk Devleti'dir.

     MADDE 3. - Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı "İstiklal Marşı"dır. Başkenti Ankara'dır.

 

                      CUMHURİYETİN TEMEL İLKELERİ

 

        Demokratik Devlet

Ø          Demokrasi; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olmasıdır.

Ø          Demokrasilerde belli dönemlerde yapılan seçimlerle halk temsilcilerini belirler. Böylece millet temsilcileri aracılığı ile kendi kendini yö­netir.

Ø         Vatandaşlar kanunlara göre seçme ve se­çilme hakkını kullanır. Herhangi bir baskı olma­dan istediği siyasi partiye oyunu verir. Aynı zamanda istediği siyasi partiye üye olabilir ve partisi için çalışabilir.

Ø         Herkesin eşit oy hakkı vardır. Seçimlerde oylama gizli, oy sayı­mı ise açık yapılır.    Demokrasilerde, devleti yö­netme yetkisi hiçbir zaman bir kişiye veya belirli bir zümreye bırakılamaz.

Ø         Demokrasilerde, kişiler özgürce düşünür ve düşündüğünü ifade eder.

Ø       Demokrasinin Temel İlkeleri Millî Egemenlik

Ø       Demokraside egemenlik millete aittir. Mil­let bu hakkını temsilcileri (milletvekilleri) aracılı­ğıyla kullanır. Yönetenler, gücünü milletten alır. Hiçbir kimse, zorla iş başına gelemez. Bu esas, anayasamızda şöyle belirtilmiştir: "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir."

       Hürriyet ve Eşitlik

Ø       Demokraside, hürriyet ve eşitlik esastır. Hürriyet, başkalarına zarar vermeden her şeyi yapabilmektir. Bütün insanlar hürdür. Herkes, serbestçe d Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

İnkılap Tarihi 2.dönem 1. sınav sorusu ve cevapları

1/4/2009 Kategori: Sosyal Bilgiler 8_Sinif |

ADI              :                                                                                                     

SOYADI         :

2008–2009 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSMETPAŞA İ.Ö. O. 8- SINIFLAR T.C.. İNKILAP TARİHİ ve ATATÜRKÇÜLÜK DERSİ II. DÖNEM I. YAZILI YOKLAMA SINAVI

 

SINIF/NO      :

 

 


 

1. Mudanya Ateşkes Antlaşması’nda “İstanbul’un ve boğazların yönetimi TBMM Hükümeti’ne verilecektir.” kararı alınmıştı. An-cak Lozan konferansı’nda boğazların yönetimi Boğazlar Komisyo-nu’na bırakılmıştır.

Paragraftaki bilgilere dayanarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

A)Lozan’da boğazlar konusunda, Türkiye’nin aleyhinde kararlar alınmıştır.

B)İstanbul Boğazı önemini kaybetmiştir.

C)Mudanya Ateşkes Antlaşması kararları uygulanmıştır.

D)Lozan Antlaşması ile Türklerin tam bağımsızlığı önündeki engeller kaldırılmıştır.

 

2.   İtilaf Devletleri Lozan Barış Konferansına TBMM’nin yanında İstanbul Hükümeti’ni de çağırmışlardır.

İtilaf devletleri, bu hareketleriyle aşağıdaki amaçlardan hangi-sine ulaşmak istemiştir?

A)Boğazları Osmanlı Devleti’ne bırakmak.

B)Görüşmeler sırasında Türk tarafını bölmek

C)TBMM’yi daha deneyimli kişilerin temsil etmesini sağlamak

D)Türk tarafında birlik ve beraberliği sağlamak.

 

3.  Lozan Barış Antlaşması, yeni Türk Devleti’nin siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan tam bağımsız hale gelmesini sağlamıştır.

Antlaşmanın aşağıdaki maddelerinin hangisinden böyle bir hüküm çıkarılamaz?

A)Azınlıklar Türk vatandaşı sayılacak.

B)Kapitülasyonlar kaldırılacak

C)Boğazlar uluslar arası bir komisyonun idaresine bırakılacak.

D)Yeni Türk Devleti’nin bağımsızlığı tanınacak.

 

4. 

Medeni Kanun’un Kabulü ile;

  • Mirasta kız erkek çocuklara eşit hak tanınmıştır.
  • Tek kadınla evlilik kabul edilmiştir.
  • Kadınlara istediği mesleğe girme hakkı verilmiştir.

Bu bilgiler göz önüne alındığında, aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

A)Kadınlara siyasi haklar tanınmıştır.

B)Kadın hakları genişletilmiştir.

C)Kadın-Erkek eşitliği sağlanmaya çalışılmıştır.

D)Çok eşle evlilik yasaklanmıştır.

 

 

5.   Büyük Taarruz’dan sonra başlayan Mudanya görüşmelerine, Türkiye, İngiltere, Fransa ve İtalya delegeleri katılmıştır. TBMM ile asıl büyük savaşları yapan Yunanistan delegeleri görüşmelere katılmamış, Yunanlıları İngiliz delegesi temsil etmiştir.

Bu durum aşağıdaki yargılardan hangisini doğrulamaktadır?

A)Yunanlıları kışkırtan İtilaf devletleridir.

B)Yunanlılar savaşın sorumluluğunu üstlenmişlerdir.

C)Yunanlılar Anadolu üzerindeki isteklerinden vazgeçmişlerdir.

D)Yunanlılar barışa yanaşmamaktadır.

 

6. Lozan Barış Antlaşması ile yeni Türk devleti sadece siyasi alanda değil ekonomik alanda da bağımsız hale gelmiş, Avrupa devletlerinin açık pazarı olmaktan kurtulmuştur.

Lozan Barış Antlaşması’nın hangi maddesinden böyle bir so-nuç çıkarılabilir?

A)Yunaistan Karaağaç istasyonunu savaş tazminatı olarak Türki-ye’ye verecek.

B)Osmalı Devleti’nden kalan borçlar ayrılan devletlerle aramızda paylaşılacal.

C)Kapitülasyaonlar kaldırılacak.

D)Yabancı okullar Türk kanunlarına uyacak.

 

 

7.Türk karasularında yolcu ve

yük taşıma hakkının sadece Türk

gemilerine ait olması aşağıdaki

inkılâplardan hangisiyle

gerçekleştirilmiştir?

 

A)Teşvik-i Sanayi Kanunu                B) Kabotaj Kanunu

C)1. Beş Yıllık Kalkınma Planı           D) Milli İktisat Kanunu

 

 

8. 1 Kasım 1922’de Saltanatın kaldırılmasından sonra ortaya çıkan;

  • Devletin adı
  • Devletin rejimi
  • Devlet başkanlığı

gibi belirsizlikler, aşağıdakilerden hangisi ile giderilmiştir?

A)Ankara’nı başkent olmasıyla

B)Halifeliğin kaldırılmasıyla

C)Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle

D)Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasıyla

 

 

9.  Saltanat’ın kaldırılması sırasında halifelik makamı saltanattan ayrılmış ve TBMM Abdülmecit Efendiyi halife seçmişti. Ancak bir süre sonra ortaya çıkan olumsuz gelişmeler halifeliğin kaldırıl-masını zorunlu hale getirmiştir.

Aşağıdakilerden hangisi bu olumsuz gelişmelerden değildir?

A)Halifeliğin inkılâplara karşı olanlarla işbirliği yapması

B)Bazı TBMM üyelerinin halifeliği meclisin üzerinde görmeleri

C)Halifeliğin Osmanlı hanedanlığından bahsetmesi

D)Ankara’nın başkent olması

 

 


10.  Cumhuriyet’in ilk yıllarında

Atatürk’ün kurmuş olduğu Cum-

huriyet halk fırkasından başka

TBMM’ne farklı görüşleri yansı-

tabilmek amacıyla Terakkiperver

Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cum-

huriyet Fırkası gibi partiler kurula-

rak çok partili yaşama geçme giri-

şimleri olmuştur.

Buna göre, bu girişimlerle ulaşılması düşünülen, temel amaç aşağıdakilerden hangisidir?

A)Kadınlara siyasal haklar vermek

B)Dünya barışına katkıda bulunmak

C)Demokratik yönetimi gerçekleştirmek

D)Siyasi bağımsızlığı tamamlamak

 

 

11.  

·         Devlet üretme çiftliklerinin kurulması

·         Ziraat Bankası aracılığıyla köylüye ucuz kredi sağlanması

·         Tarım Kredi Kooperatifleri’nin kurulması

·         Aşar vergisinin kaldırılması

Atatürk döneminde görülen bu gelişmelerin ortak amacı aşağı-dakilerden hangisidir?

A)Tarımsal gelişmeyi sağlamak

B)Ulusal sanayi’nin kurulmasını sağlamak

C)Dış ticarette tarımın payını azaltmak

D)Özel mülkiyeti yaygınlaştırmak

 

12.   

 

 

 

 

 

 

 


  • Hafta tatili’nin Cuma’dan pazara alınması
  • Miladi takvimin kabul edilmesi
  • Metre, Kilogram ve Litre ölçülerinin kabul edilmesi

Yukarıdaki inkılapların  amacı aşağıdakilerden hangisidir?

A)Milli egemenliği hakim kılmak

B)Köylünün maddi durumunu iyileştirmek

C)Avrupa devletleriyle ekonomik ilişkileri geliştirmek

D)Eğitim ve öğretimde birliği sağlamak.

 

13.  1934’te çıkartılan soyadı kanunu ile her ailenin; rütbe, memur, ulus adları ile ahlaka aykırı ve gülünç olmayan Türkçe bir soyadı alma zorunluluğu getirilmiştir. Yine aynı yıl kabul edilen bir başka kanunla da ağa, hacı, hoca, bey, paşa gibi unvanların kullanılması da yasaklanmıştır.

Aşağıdakilerden hangisi bu kararların alınma amaçlarından birisidir?

A)Toplumda ayrıcalıklara yol açabilecek etkileri engellemek.

B)Dilde sadeleştirmeyi gerçekleştirmek

C)Halkın yönetime katılmasını sağlamak

D)Yeni hukuk sisteminin kurulmasına yardımcı olmak.

 

14. 17 Şubat 1923’te toplanan İzmir İktisat Kongresi’ne çiftçi, tüccar, sanayici, işçi temsilcileri katılmıştır.

Kongreye farklı alanlardan temsilcilerin katılması aşağıdaki-lerden hangisinin göstergesi sayılabilir?

A)Sivil savunma örgütlenmesinin iyi yapıldığının

B)Ekonominin tarıma dayandırıldığının

C)Ekonomik kalkınmamın her alanda amaçlandığının

D)Herkesin yönetime alınmak istendiğinin

 


15. 

 

 

 

 

 

 

 

1927 yılında “Teşvik-i Sanayi Kanunu” çıkarıldı. Özel teşebbüslerin sanayi alnında yatırım yapması için bu kanunla birçok kolaylıklar sağlandı. Fakat yinede istenilen yatırımları özel sektör tarafından gerçekleştirilemedi. Bunun üzerine devlet sanayi alnındaki yatırımları “devletçilik” ilkesi çerçevesinde kendisi gerçekleştirdi.

Yukarıda verilen bilgilere göre Özel sektöre birçok kolaylık sağlandığı halde neden başarılı olunamamıştır?

A) Bankaların kredi vermemesi

B) Özel sektörün yatırım yapacak ekonomik gücünün olamaması

C)Devletin sanayi alanındaki yatırımları kendisinin yapması

D)Ekonominin yabancıların elinde olması.

16.  1 Kasım 1922’de Saltanatın kaldırılması, milli egemenliğin tam olarak gerçekleştirilmesi amacına yönelik bir gelişmedir.

Aşağıdakilerden hangisinin saltanatın kaldırılmasını hızlan-dırdığı söylenebilir?

A)Padişah Vahdettin’in hayatını tehlikede gördüğü için İngilizlere sığınması

B)İtilaf devletleri’nin Lozan görüşmelerine Osmanlı Hükümeti’ni de davet etmeleri

C)Büyük Taarruz’un zaferle sonuçlanması

D)TBMM’nin “güçler birliği” sistemini benimsemesi

 


17.

·     Etibank ve Bağlı işletmelerin

Kurulması

 

 

·    Maden ve Tetkik Arama Enstitüsü

Kuruldu.

Yeni Türk devleti Yukarıdaki kuruluşları oluşturmakla aşağıdakilerden hangisini geliştirmeyi amaçlamıştır?

A)Denizciliği geliştirmek

B)Orman ürünleri sanayisini geliştirmek

C)Yeraltı zenginlik kaynaklarını aramak ve işletmek

D)Dokuma ve kumaş sanayilerini geliştirmek.

 

 

18. Kurtuluş savaşından sonra başlatılan inkılâplar toplumun büyük bölümü tarafından hemen kabullenmiştir. Buna rağmen inkılâpları anlayamayan ya da çıkarları elden giden bazı grup ve kişiler inkılâpları kabullenemeyerek tepki göstermiştir.

Aşağıdakilerden hangisi bu tepkilerden biri olamaz?

A) Şeyh Sait İsyanı

B) Devletçilik ilkesinin benimsenmesi

C) Mustafa Kemal’e İzmir’de suikast girişimi

D) Menemen Olayı

Atatürk: “Ulusal duygu ve dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin ulusal ve zengin olması ulu

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Sosyal bilgiler 2.dönem 1. sınav

1/4/2009 Kategori: Sosyal Bilgiler 6_ sinif |

Adı Soyadı:

Sınıf / No:

2007/2008 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ÜLKÜ İLKÖĞRETİM OKULU SOSYAL BİLGİLER DERSİ 6-B SINIFI 2. DÖNEM 1. YAZILI YOKLAMA

1)Türkiye’nin dünyada en geniş rezervlere sahip olduğu maden olan “Bor” mineralinin bulunduğu bölge aşağıdakilerden hangisidir?

            a)Akdeniz        b)Marmara                  c)İç Anadolu                d)Karadeniz

2)Ülkemizin en çok alışveriş yaptığı ülke Almanyadır. Bu duruma neden olan faktörler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

       a)Geçmişe dayanan tarihi ilişkiler                b)Kültürel benzerlikler

       c)Ülkedeki Türklerin varlığı                        d)Coğrafi yakınlık

3)Aşağıdakilerden hangisi ülkemizin dış ticaretinde ilk sırayı alan ülkelerden biri değildir?        a)Almanya                   b)ABD            c)Ermenistan                d)İngiltere

4)Herhangi bir ülkenin ihtiyacından fazla olarak ürettiği bir malı ya da ürünü ikinci bir ülkeye satmasına ne ad verilir?

            a)Tüketim                 b)İthalat                      c)İhracat                         d)Üretim

5- Ülkemizin en çok ihraç ettiği ürünler hangileridir?

A. Sanayi ürünleri                         C. Hayvansal ürünler

B. Tarım ürünleri                           D. Orman ürünleri

6.Büyük baş hayvancılık daha çok yüksek boylu çayırların yetiştiği alanlarda yapılır. Buna göre aşağıdakilerden hangisinde daha çok büyükbaş hayvancılık yapılan bölge verilmiştir?

a)Akdeniz bölgesi                           b)Marmara bölgesi

c)İç Anadolu bölgesi                      d)Doğu Anadolu bölgesi (Erzurum – Kars Bölümü)

                  7.Aşağıdakilerden hangisinde çay fabrikası kurmak daha ekonomik bir yatırım olur?

                    a)İstanbul                      b)İzmir                                  c)Adana                                            d)Rize

8-Aşağıdaki illerden hangisinde taşkömürü çıkarılmaktadır?

A-Artvin          B) Antalya                    C-Kütahya      D) Zonguldak

9-Orta Asya’da yaşayan Türkler, yabancı bir devletin esareti altına girmektense başka bir bölgeye göç etmeyi tercih etmişlerdir.

Bu durum Türklerde aşağıdakilerden hangisine önem verildiğinin kanıtıdır?

A-Sınırların genişletilmesine                      C-Yerleşik yaşama

B-Hukuk kurallarına                                   D-Bağımsızlık düşüncesine

 

10)Aşağıdaki şehirlerin hangisinde Demir-çelik fabrikası bulunmaz?

a)Karabük                    b)Zonguldak-Ereğli                     c)Hatay - İskenderun                   d)Ankara

 

11)Kış (Kayak) turizmi için ülkemizde uygun yer arayan bir kişi aşağıdaki şehirlerden hangisini tercih edemez?

a)Erzurum                        b)Bursa                                   c)İzmir                         d)Kayseri

 

12)Hammaddesi tarım olan sanayi kollarının Türkiye'deki dağılışında; bölgeler arasındaki iklim farklılıklarından dolayı değişiklikler görülür.

Buna göre; Karadeniz Bölgesinin kıyı kesiminde aşağıda verilen sanayi kollarının hangisinin en az gelişmesi beklenir?

A)  Makarna Fabrikaları                  C)  Fındık İşletmeleri      

B)  Kereste Sanayi                          D)  Çay Fabrikaları

 

13-Aşağıda tarihi-turistik yerler ve bunların bulunduğu iller sıralanmıştır. Bunları doğru şekilde eşleştiriniz. Her doğru sorunun cevabı 2 puandır. (Toplam 10 puan)

ESERLER

 

İL

ESER

A

Pamukkale

İstanbul

 

B

Sümela Manastırı

Denizli

 

C

Ayasofya Müzesi

Nevşehir

 

D

Kız Kulesi

Trabzon

 

E

Peribacaları

İstanbul

 

 

14-Aşağıdaki cümlelerden doğru olanların başına( D), Yanlış olanların başına (Y) yazınız(10 P.)

 

A- İslam tarihindeki ilk halife Hz. Ebubekir’dir. (       )

B- Hz. Muhammed (S.A.V.) ve beraberindeki Müslümanların, 622 yılında Mekke’den Medine’ye göçüne Miraç denir.(      )

C- İlk Müslüman Türk devleti Karahanlılardır. (       )

D- Talas Savaşı sonucunda Türkler toplu şekilde İslamiyet dinine geçmişlerdir.(      )

E- Ülkemizde en zengin orman varlığı Doğu Anadolu bölgesinde bulunur.(       )

 

15- Aşağıda Ege Bölgesinin üretimde 1. olduğu tarım ürünlerinin baş harfleri verilmiştir. Gerisini siz tamamlayınız.(6 P.)

Z……………

Ü…………..

H…………..

T……………

İ……………

P……………

16-Aşağıdaki cümlelerde bırakılan boş yerleri verilen kelimelerden uygun şekilde seçerek doldurunuz.(8 P.)

Gazneli Mahmut    -   Divan-ı Lugat’it Türk         -         Nevruz          -   İthalat   -              İhracat 

 

A- Bir ülkenin başka bir ülkeden mal satın almasına ……………………….denir.

B- Tarihteki ilk Türkçe sözlük Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan ……………………………………….’tür.

C- Hizdistan’a 17 sefer düzenleyerek buraya İslamiyet’in yayılmasını sağlayan ünlü Türk hükümdarı …………………….      ……………… ‘tur.

D-Türklerin kutladığı ortak Bayram ……………………….’dur.

 

17- Siz Yenice’nin Belediye Başkanı olsaydınız Yeniceyi Turizme açmak için neler yapardınız. Kısaca yazınız.(6 P.)

……………………………………………………………………………………………………………………

……………………………………………………………………………………………………………………

………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………

 

 

NOT: Sınav 1 ders saati (40 dk.)’dır.Testler 5’er puan,13. ve 14. soru 10’ar puan,15. ve 17. soru 6’şar puan,16. soru da 8 puandır. İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz.

                                                                                                        Sadık ÖZTÜRK

                                                                                                Sosyal Bilgiler Öğretmeni

                                                                                                        Başarılar dilerim.

 

 

 

 

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Sosyal bilgiler 2.dönem 1. sınav

1/4/2009 Kategori: Sosyal Bilgiler 6_ sinif |

Adı Soyadı:

Sınıf / No:

2007/2008 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ÜLKÜ İLKÖĞRETİM OKULU SOSYAL BİLGİLER DERSİ 6-B SINIFI 2. DÖNEM 1. YAZILI YOKLAMA

1)Türkiye’nin dünyada en geniş rezervlere sahip olduğu maden olan “Bor” mineralinin bulunduğu bölge aşağıdakilerden hangisidir?

            a)Akdeniz        b)Marmara                  c)İç Anadolu                d)Karadeniz

2)Ülkemizin en çok alışveriş yaptığı ülke Almanyadır. Bu duruma neden olan faktörler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

       a)Geçmişe dayanan tarihi ilişkiler                b)Kültürel benzerlikler

       c)Ülkedeki Türklerin varlığı                        d)Coğrafi yakınlık

3)Aşağıdakilerden hangisi ülkemizin dış ticaretinde ilk sırayı alan ülkelerden biri değildir?        a)Almanya                   b)ABD            c)Ermenistan                d)İngiltere

4)Herhangi bir ülkenin ihtiyacından fazla olarak ürettiği bir malı ya da ürünü ikinci bir ülkeye satmasına ne ad verilir?

            a)Tüketim                 b)İthalat                      c)İhracat                         d)Üretim

5- Ülkemizin en çok ihraç ettiği ürünler hangileridir?

A. Sanayi ürünleri                         C. Hayvansal ürünler

B. Tarım ürünleri                           D. Orman ürünleri

6.Büyük baş hayvancılık daha çok yüksek boylu çayırların yetiştiği alanlarda yapılır. Buna göre aşağıdakilerden hangisinde daha çok büyükbaş hayvancılık yapılan bölge verilmiştir?

a)Akdeniz bölgesi                           b)Marmara bölgesi

c)İç Anadolu bölgesi                      d)Doğu Anadolu bölgesi (Erzurum – Kars Bölümü)

                  7.Aşağıdakilerden hangisinde çay fabrikası kurmak daha ekonomik bir yatırım olur?

                    a)İstanbul                      b)İzmir                                  c)Adana                                            d)Rize

8-Aşağıdaki illerden hangisinde taşkömürü çıkarılmaktadır?

A-Artvin          B) Antalya                    C-Kütahya      D) Zonguldak

9-Orta Asya’da yaşayan Türkler, yabancı bir devletin esareti altına girmektense başka bir bölgeye göç etmeyi tercih etmişlerdir.

Bu durum Türklerde aşağıdakilerden hangisine önem verildiğinin kanıtıdır?

A-Sınırların genişletilmesine                      C-Yerleşik yaşama

B-Hukuk kurallarına                                   D-Bağımsızlık düşüncesine

 

10)Aşağıdaki şehirlerin hangisinde Demir-çelik fabrikası bulunmaz?

a)Karabük                    b)Zonguldak-Ereğli                     c)Hatay - İskenderun                   d)Ankara

 

11)Kış (Kayak) turizmi için ülkemizde uygun yer arayan bir kişi aşağıdaki şehirlerden hangisini tercih edemez?

a)Erzurum                        b)Bursa                                   c)İzmir                         d)Kayseri

 

12)Hammaddesi tarım olan sanayi kollarının Türkiye'deki dağılışında; bölgeler arasındaki iklim farklılıklarından dolayı değişiklikler görülür.

Buna göre; Karadeniz Bölgesinin kıyı kesiminde aşağıda verilen sanayi kollarının hangisinin en az gelişmesi beklenir?

A)  Makarna Fabrikaları                  C)  Fındık İşletmeleri      

B)  Kereste Sanayi                          D)  Çay Fabrikaları

 

13-Aşağıda tarihi-turistik yerler ve bunların bulunduğu iller sıralanmıştır. Bunları doğru şekilde eşleştiriniz. Her doğru sorunun cevabı 2 puandır. (Toplam 10 puan)

ESERLER

 

İL

ESER

A

Pamukkale

İstanbul

 

B

Sümela Manastırı

Denizli

 

C

Ayasofya Müzesi

Nevşehir

 

D

Kız Kulesi

Trabzon

 

E

Peribacaları

İstanbul

 

 

14-Aşağıdaki cümlelerden doğru olanların başına( D), Yanlış olanların başına (Y) yazınız(10 P.)

 

A- İslam tarihindeki ilk halife Hz. Ebubekir’dir. (       )

B- Hz. Muhammed (S.A.V.) ve beraberindeki Müslümanların, 622 yılında Mekke’den Medine’ye göçüne Miraç denir.(      )

C- İlk Müslüman Türk devleti Karahanlılardır. (       )

D- Talas Savaşı sonucunda Türkler toplu şekilde İslamiyet dinine geçmişlerdir.(      )

E- Ülkemizde en zengin orman varlığı Doğu Anadolu bölgesinde bulunur.(       )

 

15- Aşağıda Ege Bölgesinin üretimde 1. olduğu tarım ürünlerinin baş harfleri verilmiştir. Gerisini siz tamamlayınız.(6 P.)

Z……………

Ü…………..

H…………..

T……………

İ……………

P……………

16-Aşağıdaki cümlelerde bırakılan boş yerleri verilen kelimelerden uygun şekilde seçerek doldurunuz.(8 P.)

Gazneli Mahmut    -   Divan-ı Lugat’it Türk         -         Nevruz          -   İthalat   -              İhracat 

 

A- Bir ülkenin başka bir ülkeden mal satın almasına ……………………….denir.

B- Tarihteki ilk Türkçe sözlük Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan ……………………………………….’tür.

C- Hizdistan’a 17 sefer düzenleyerek buraya İslamiyet’in yayılmasını sağlayan ünlü Türk hükümdarı …………………….      ……………… ‘tur.

D-Türklerin kutladığı ortak Bayram ……………………….’dur.

 

17- Siz Yenice’nin Belediye Başkanı olsaydınız Yeniceyi Turizme açmak için neler yapardınız. Kısaca yazınız.(6 P.)

……………………………………………………………………………………………………………………

……………………………………………………………………………………………………………………

………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………

 

 

NOT: Sınav 1 ders saati (40 dk.)’dır.Testler 5’er puan,13. ve 14. soru 10’ar puan,15. ve 17. soru 6’şar puan,16. soru da 8 puandır. İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz.

                                                                                                        Sadık ÖZTÜRK

                                                                                                Sosyal Bilgiler Öğretmeni

                                                                                                        Başarılar dilerim.

 

 

 

 

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

6/3/2009 Kategori: Sosyal Bilgiler 8_Sinif |

DÖRT ŞEHİR VE ATATÜRK

 

Yuvarlatılmış Dikdörtgen: MANASTIR Bugün Bitola adıyla bilinen Manastır şe Mustafa Kemal'in fikir hayatının oluşma¬sında büyük etkiye sahiptir. Bu şehrin Av¬rupa kültüründen çok çabuk etkilenmesi ve Osmanlı yönetiminin bu şehri çok sıkı kontrol altında tutamaması, yönetime karşı olanların faaliyetlerini arttırmalarına neden olmuştur. Mustafa Kemal de bu ortamda birçok çevreyle diyalog kurarak her yönden kendini geliştirmiştir.Yuvarlatılmış Dikdörtgen: SELANİK  Makedonya'nın önemli bir şehri olan Selanik siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan çevre ül¬kelerden çok fazla etkilenen bir bölge idi. Bü¬yük devletlerin yayılma ve nüfuz alanlarının en çok etkilediği Selanik şehri aynı zamanda Balkan milletlerinin Osmanlı'ya karşı ayak¬lanmalarına da merkezlik yapmıştır.  Ayrıca Selanik; genç ve aydın neslin bu-lunduğu, vatanseverlik duygularının yoğ¬rulduğu ve daha fazla özgürlük ortamının bulunduğu bir yerdi.Mustafa Kemal Atatürk, olaylara getirdikleri çözümleri ve geleceğe ait görüşleri ile her alanda güçlü ve etkili düşünceleri olan büyük bir fikir adamıdır. O, gençlik yıllarından itibaren Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durumla yakından ilgilenmiştir. Osmanlı Devleti'nin son dönemleri Türk milletinin bü­yük sıkıntılar çektiği, çok acı olaylar yaşadığı dönemdir. Atatürk'ün fikir zenginliğinde içinde bulundu­ğu dönemin olaylarının da büyük rolü vardır. Çeşitli konularla ilgili yaşadıkları, gözlemledikleri, oku­dukları ve duydukları onlardan çıkardığı sonuçlar onun fikir temeline kaynak olmuştur. Selanik, Ma­nastır, Sofya ve İstanbul şehirleri Mustafa Kemal'in fikir hayatının oluşmasında büyük etkiye sahiptir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yuvarlatılmış Dikdörtgen: SOFYA Mustafa Kemal, 27 Ekim 1913'te Sofya As¬keri Ateşeliği'ne atanmıştır. Bir yıldan fazla süren bu görevi sırasında Atatürk, Balkan¬ların ekonomik, politik ve sosyal ortamında bütün azınlıkları, dış güçleri, bunların emellerini ve çeşitli dinleri tanımış; dinlerin milliyetçilik akımlarının hizmetine verilme¬sinin tanığı olmuştur. Bu büyük karışıklık ortamında kendini yetiştirmiştir. Yuvarlatılmış Dikdörtgen: İSTANBUL Osmanlı Devletinin XIX. yüzyıl sonlarındaki mevcut durumu Atatürk'te İnkılap fikirlerinin gelişmesine sebep olmuştur. Mondros Ateş¬kesinin imzalanmasının ardından İstanbul'a gelen Mustafa Kemal buradan ülkenin içine düştüğü durumdan kurtarılamayacağını an¬lamış ve Anadolu'ya geçerek kurtuluş hare¬ketini başlatmaya karar vermiştir.
 

 

 

 

 

 

 

 

 


Mustafa Kemal'in fikir hayatının en kuvvetli tarafı özellikle tarih okumasından ileri gelir. Ayrıca Tevfik Fikret ve Namık Kemal'in hürriyetçi, Ziya Gökalp’ın milliyetçi fikirlerinden etkilenmiştir. Atatürk ölene kadar bu fikir kaynaklarından yararlanarak fikir hayatını işlemiş, zenginleştirmiş ve bütünleştirerek ye­ni bir fikir düzeni ortaya koymuştur.

 

Hazırlayan: Fatih UĞURLU

Sosyal Bilgiler Öğretmeni

(Lütfen Emeğe Saygı)

 
Atatürk'ün devlet, millet ve insanlık idealine ait bu temel düşünce­leri, Türkiye Cumhuriyeti Devletimin milli politikasını belirlemiş ve temel niteliklerini oluşturmuştur. Bir sistem içinde şekillenen bu dü­şünceler "Atatürkçü Düşünce Sistemi" olarak tanımlanmıştır.

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

İletişim ve insan ilişkileri etkinlik örneği

25/9/2008 Kategori: Sosyal Bilgiler 8_Sinif |

  Aşağıdaki cümleleri uygun sözcüklerle tamamlayınız.

1.  Elektronik iletişim araçları günümüzde kur­
du
ğu haberleşme ağıyla kültürü de yaygın-

laştırmış,  dünyamızı   "...............................

........ bir köy"e dönüştürmüştür.

2.  1972 yılında televizyonda ilk kez..................

........ adlı yabancı dizi Türkçe seslendirildi.

3.  1984 yılında TRT tümüyle.............................

yayına geçti.

4.  TRT'nin genel merkezi............................. 'da

bulunur.

5.          Özgürlük insanların doğuştan sahip olduğu            ve        haklardandır.

6.          M. Kemal..................... Kongresi'nde alınan

kararların duyurulması amacıyla İradei Milli­ye gazetesini yayınlattı.

7.          M. Kemal 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gel­dikten sonra       Milliye gaze­tesini yayınlattı.

8.          Kurtuluş Savaşı'nda Türklerin haklı davasını

tüm dünyaya duyurmak için ........................

kuruldu.

9.  Toplumun genel ahlakına, gelenek ve göre­
neklerine ayk
ırı yayınlar yapan özel radyo ve
televizyonlar
ın denetlenmesi amacıyla
                           kurulmu
ştur.

10.             Basın yolu ile halk bilgilendirildiğinde, top­lumda davranış ve düşünce birlikteliği olu­şur. Böylece     oluşmuş olur.

11.             Herkes kendi evinde aile bireyleri ile rahatsız edilmeden huzurlu bir yaşam sürme hakkına sahiptir. Bu nedenle ilke olarak hiç kimsenin . dokunulamaz.

12... araçları sayesinde insanlar gü
demi takip ederek bilgi sahibi olmaktad
ır.

13.  TRT'nin ilk genel müdürü.................... oldu.


14.             Etkin bir dinleyici kendisini karşısındakinin yerine koyarak   kurar.

15.             İletişim................. ve.................. olarak bir

bütündür.

C.   Aşağıdaki soruların cevaplarını boşlukla­ra yazınız.

1. Günümüzde kullanılan başlıca iletişim araç­ları nelerdir?

2. Yanlış dinleme türleri nelerdir?

3. Merkezi Ankara'da bulunan TRT'nin hangi lerimizde bölge müdürlükleri bulunur?

4. M. Kemal Anadolu'da başlattığı Kurtuluş Sa­vaşı'nda sesini duyurabilmek için hangi ileti­şim araçlarının kurulmasını sağlamıştır?

5. Düşünceyi açıklama özgürlüğü hangi du­rumlarda kısıtlanabilir?


 

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar |